Sayfalar
Ocak 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ara    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Lazerle katarakta son

Ocak 27th, 2012

Lazerle katarakt ameliyatlarında hasta çok kısa sürede iyileşerek günlük hayatına dönebiliyor.

Uzun zamandır katarakt hastalığından kurtulmak için bıçak altına yatmak gerekmiyor, lazer yeterli oluyor. Türkiye’de de lazerli katarakt operasyonları yaygın.

Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Kazım Devranoğlu, lazerin bıçaklı katarak tedavisini tamamen bitireceğini söyledi.

Devranoğlu, “Eski teknolojide göze giriş için bıçaklar kullanılıyordu. Yeni teknolojide bıçak kullanmıyoruz, bunu lazer yapıyor. İkinci aşama göz merceğinin ön zarının alınması işlemi yine biz onu özel pensetlerle yapıyorduk. Bunu da artık lazer yapıyor. Kataraktı göz içinde ses dalgalarıyla parçalıyorduk şimdi bunu da lazer yapıyor” dedi.

Lazerli operasyonun birçok avantaj sağladığını belirten Dr. Devranoğlu, komplikasyon riskinin ise minimum olduğunu söyledi. Devranoğlu yöntemin avantajları hakkında şu bilgiyi verdi:

“Ultrason enerjisi yeni sistemde yüzde 50 daha az kullanılıyor. Böylelikle çevre dokulara vereceği zararı azaltmış oluyor. Yeni teknolojinin sağlayacağı avantajlardan biri de göz içinde mercek yerleştirdiğimiz o yuvanın çok hassas olarak hazırlanması. Bu yuva çok hassas olarak hazırlanırsa göze kullanacağımız mercekler çok daha hassas bir şekilde yerleşeceği için operasyon  başarısı artacaktır.”

Lazerli katarakt operasyonunun önemli bir özelliği de hastanın çok kısa sürede günlük hayatına dönebilmesi…

Lazerle katarakta son


Nihat ile Pascal kucaklaştı

Ocak 27th, 2012

Nihat Doğan ve Pascal Nouma arasındaki buzlar eridi. İkili sonunda barıştı. Uzun zamandır kavgalı ikilinin barışma hikâyeleri de dillere destan olacak cinsten.

Doğan ve Nouma Etiler Akmerkez’in önündeki trafik ışıklarında karşılaşıyorlar. Pascal Nouma, aracının içinden Nihat  Doğan’a tuhaf tuhaf bakınca, Doğan tepkiyi gösteriyor. Nouma’ya, “Ne bakıyorsun kardeşim, ne var?” deyince Nouma da “Hayırdır” diyor. Tam o sırada Doğan, hızla aracından iniyor. Bunun üzerine Nouma da aracından iniyor. Doğan, Nouma’ya doğru sert bir ifadeyle yürürken, birden Nouma kollarını açıyor ve “Ne haber kardeşim ya?” diyerek sarılıyor…

Yorumlara göre, Pascal Nihat Doğan’dan korkuyor ve bu hamleyi yapıyor… İkili bu olay sonrasında sarılıp barışıyorlar.

Doğan’da bu olaydan sonra gazetecilerin “Pascal’la barıştınız mı?” sorularına “Barıştık. Tartışmalar geride kaldı. Bir sorunumuz yok” şeklinde yanıt verdi.

Geçtiğimiz aylarda aynı soru Pascal Nouma’ya da sorulmuştu. Nouma, sorulara “Türkiye’yi çok seviyorum” şeklinde yanıt vermişti. Nouma, Nihat Doğan hayranlarının küfürlerine de maruz kalmıştı…

Nihat ile Pascal kucaklaştı

“Mide beyni” obezite nedeni

Ocak 26th, 2012

Araştırmaya göre çok yağlı ve şekerli beslenme tarzı, 100 milyondan fazla sinir hücresinin bulunduğu sindirim sistemindeki ‘ikinci beyni’ olumsuz etkiliyor.

Obezitenin, “mide beyninin” gelişim bozukluğundan kaynaklanıyor olabileceği belirlendi.

çocukken yağlı yiyecekler ve şekerli içecekler tüketmenin sindirim sistemindeki sinir hücrelerinin gelişimine zarar verdiğini gösterdi.

“The Journal of Physiology” dergisinde yayımlanan araştırma, çok yağlı ve şekerli beslenme tarzının sindirim sisteminin çevresindeki 100 milyondan fazla sinir hücresinin bulunduğu karındaki “ikinci beyni” olumsuz etkilediğini ortaya koydu. Bilimciler, bu tür beslenme şekliyle fareleri obez hale getirdi.

Bu beslenme tarzının, sinir hücrelerinin bir bölümünün doğal olarak kaybolmasını engelleyerek, farelerin “ikinci beyninin” doğal gelişim sürecini değiştirdiği görüldü.

TOKLUK HİSSİNİ AZALTIYOR, YEME EMRİ VERİYOR

Moriez, çok yağlı ve şekerli besinler tüketmenin sindirim borusunun yetişkinlik dönemine uygun beslenme tarzına alışmasını engellediğini, sindirim borusunun “yaşlanmayarak” hayatın maksimum besin alımına uygun dönemindeki şekliyle kaldığını açıkladı.

Araştırmacılara göre, “ikinci beyin” besinlerin geçişinin hızlandırılması emri veriyor, bu da tokluk hissinin azalmasına ve daha fazla besin alma isteğinin artmasına yol açıyor.

Araştırma sonuçlarının, obezitenin anlaşılmasına ve sindirime bağlı hastalıkların önlenmesine ışık tutabileceği vurgulandı…

Mide beyni obezite nedeni

 

Çocuğa ‘acıtmayacak’ demeyin

Ocak 26th, 2012

Uzmanlar, çocuğun ilk diş hekimi ziyareti için aileleri uyarıyor: ‘Acıtmayacak’ derseniz, aklına ağrı hissini getirirsiniz. Oyuncak, dondurma gibi ödüller için söz vermeniz, zor bir şeyle karşılaşacağı hissine yol açar.

çocukluk çağında başlamasının, ilerleyen yaşlarda ortaya çıkabilecek sağlık  sorunlarının önlenmesinde önemli rol oynadığını söylüyor.

Çocukların ilk diş hekimi  ziyareti hakkında ailelere tavsiyelerde bulunan Doç. Çıldır, “Çocuğa acıtmayacak derseniz çocuğun aklına ağrı  hissini getirmiş olursunuz. Diş hekiminin dişlerine bakmaktan başka hiçbir şey yapmayacağı konusunda çocuğunuza söz vermeyin. Bırakın çocuk, hekimini dinleyerek kendi izlenimleri ve  hissettikleriyle üstesinden gelsin. Ayrıca çocuğunuzu diş hekimine götürürken kendi endişelerinizden dolayı muayene sonrası için oyuncak, dondurma veya benzeri ödüller için söz vermeniz, onun farklı ve zor bir şeyle karşı karşıya olduğunu hissetmesine neden olur. Çocuğunuzun sizin korku ve endişelerinizi hissetmeden diş hekimine gelmesini sağlamalısınız” diyor.

İHMAL EDİLEN ÇÜRÜKLER İLERİDE SORUN YARATIYOR

Araştırmalar, çürük sıklığının 7-12 yaş arası çocuklarda yüzde90’lara ulaştığını gösteriyor. Doç. Dr. Çıldır, “bu nedenle çocuğun gelecekteki hem ağız ve diş hem de genel sağlığını koruyabilmek için çürükten koruyucu yöntemlerin uygulanması gerekiyor. Erken yaşta travma veya çürük nedeniyle dişini kaybeden çocukların ileride diş dizilerinde oluşabilecek çapraşıklıkları önlemede pedodonti önemli bir yer tutuyor” diye konuşuyor.

Pedodontistler, sadece mevcut olan diş ve dişeti hastalıklarının tedavisini gerçekleştirmekle kalmıyor, çürük risk tayini yaparak yeni çürük oluşumunu engellemek amacıyla çocuğa özel, uygulamalar da sunuyor.

“Burada önemli olan çocuğun kendi diş yapısı, tükürük yapısı ve beslenme alışkanlıklarına uygun olan çürükten koruyucu yöntemlerin uygulanması ve düzenli kontrollerin yapılmasıdır” diyen Doç. Dr. Şule Kavaloğlu Çıldır, küçük yaşta başlanan kişiye özel diş bakımının, diş hekimi korkusunu önlemede de etkili olduğunu söylüyor…

Çocuğa acıtmayacak demeyin

 

Hipotiroidi kalbi de vuruyor

Ocak 25th, 2012

Tedavi edilmeyen hipotiroidi; kalpte büyüme, kalp yetmezliği, hipertansiyonve damar sertliği gibi ciddi sorunlara da yol açabilir.

Tiroit hormonlarının azalması sonucu gelişen bir hastalık olan hipotiroidi yeni doğan döneminden ileri yaşa kadar her zaman ortaya çıkabiliyor. Kadınlar bu hastalığa erkeklerden 4-8 kat daha fazla yakalanma riski taşıyor. Kadın hormonları olan östrojen ve progesteronun etkisi olabileceğine dair şüpheler olsa da, bu hastalığın kadınlarda neden daha fazla görüldüğüne dair kesin bir kanıt yok.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yaser Süleymanoğlu, yaşam boyu süren hipotiroidi hastalığının mutlaka tedavi edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Hastalık tedavi edilmezse tiroit eksikliğine bağlı gelişen metabolik sorunların devam etmesi sonucunda, kalpte büyüme, kalp yetmezliği, pıhtı oluşumu,hipertansiyon ve damar sertliği gibi ölümcül tablolar ortaya çıkabiliyor’ dedi.

KALP KASININ KASILMA GÜCÜ AZALIYOR

Tiroit hormonu eksikliğinde kalp hızında yavaşlama ve kalp kası gücünde azalma görülüyor. Zamanla kalp kası ve kalp büyümesi gelişiyor. Bu durumda klasik bir kalp yetmezliği hastası gibi hipertansiyon ve damar sertliği gelişiyor. Damar sertliği gelişmesinin bir diğer nedeni ise hipotiroidi hastalığına bağlı yükselen kolestrol ve trigliserid seviyeleri.

Bu durum genelde uzun yıllar tanısız kalan hipotriodi hastalarında gözüküyor. Günümüzde bu sorun sık rastlanmasa da, uzun süre hipotiroidi durumunda kalmış olan hastalarda ortaya çıkabiliyor. Kalp yetersizliği ilk ve başlangıç döneminde saptanırsa tedaviden sonra kısa sürede düzelebiliyor. Ancak uzun süren hipotiroidi hastalığında geç kalınmış olabiliyor.

N SIK GÖRÜLEN NEDENİ HASHİMOTO HASTALIĞI

Tiroit hormonu yetersizliğine en sık Hashimoto olarak bilinen tiroit bezinin bir iltihabi hastalığı neden oluyor. Oluşum mekanizması henüz net olmayan, ancak bağışıklık sistemindeki bir bozukluk sonucu ortaya çıktığı düşünülen Hashimoto hastalığında tiroit bezi nedeni bilinmeyen bir şekilde küçülüyor ve bunun sonucunda hormon üretimi zamanla azalıyor.

İYOT NE EKSİK, NE DE FAZLA ALINMALI

İyot eksikliği ise Hashimato hastalığını tetikleyen en önemli nedeni oluşturuyor. Tiroit hormonu üretimi için gerekli olan iyodun her gün yeteri kadar besin ve su ile alınması gerekiyor. Çünkü iyot eksikliğinde tiroit hormonları yeteri kadar üretilmiyor. Aynı zamanda aşırı iyot tüketimi de tiroit bezini zehirleyebiliyor. İyot yüksek miktarda deniz ürünlerinde bulunuyor. Çocukluk döneminde 6 yaşa kadar günde 90 mikrogram ve 6-12 yaş arasında da 120 mikrogram almak gerekiyor. Genç erişkinlerde ve erişkinlerde bu rakam günde 150 mikrograma yükseliyor. Hamilelerde ve emzirme sırasında ise günde 200 mikrogram almak gerekiyor. Bunun için haftada 2 gün balık veya deniz ürünleri, 2 gün tavuk eti, haftada ortalama 4 yumurta ve günde 2 kibrit kutusu kadar beyaz peynir tüketmeli. Balık yağı takviyesi ve iyotlu tuz kullanmak eksikliği gideriyor.

DİĞER NEDENLERİ NELER?

• Graves hastalığı gibi zehirli tiroit sorunlarında uygulanan radyoaktif iyot tedavisi tiroit bezinde hasar oluşturabildiği için tedaviden birkaç ay sonra veya ilk yıl içinde hipotioidi gelişebiliyor.

• Tiroit bezi iltihabı geçiren hastaların bir kısmında tiroit bezi hücrelerindeki hasar düzelmiyor ve hormon üretecek olan hücreler yok olduğu için kalıcı hipotiroidi, yani tiroit yetmezliği ortaya çıkabiliyor.

• Tiroit ameliyatı olanlarda tiroit bezinin ameliyatla bir kısmı veya tamamı çıkarıldığı için tiroit hormonu yapacak olan hücreler azalıyor veya tümüyle ortadan kalkıyor. Bunun sonucunda da hormon azlığı ve tiroit yetmezliği ortaya çıkıyor.

• Sistemik hastalıklarında kullanılan bazı ilaçlar da hipotiroidi yapabiliyor.

• Kanser nedeniyle baş ve boyuna bölgesine uygulanan ışın tedavisi (radyoterapi) sonrasında hastaların 1/3’ünde hipotiroidi gelişebiliyor.

• Beyinde bulunan hipofiz bezinin hastalıklarında TSH üretiminde sorun olursa santral hipotiroidi gelişebiliyor.

• Aşırı flor ve klor içeren su içmek, şişmanlık ile sigaratüketimi de hipotiroidi hastalığını tetikliyor.

BELİRTİLER HASTALIĞIN ŞİDDETİNE GÖRE DEĞİŞİYOR

Hipotiroidin belirtileri çok değişken oluyor ve hastalığın şiddetine göre değişiyor. Ayrıca birçok hastada hiçbir yakınmaya yol açmayabiliyor.

• Halsizlik, çabuk yorulma, hareketlerde yavaşlık,

• Depresif bir hal ve mutsuzluk,

• Soğuk ortamlara tahammülsüzlük,

• Ellerde ve ayaklarda ödem,

• Terlemenin azalması,

• Ses kısıklığı,

• Kabızlık,

• Anormal kilo artışı, iştah fazlalığı,

• Unutkanlık, konsantrasyon azalması,

• Erkelerde ergenlik gecikmesi,

• Kadınlarda adet azalması veya yokluğu.

İLAÇ TEDAVİSİYLE T4 HORMONU EKSİKLİĞİ GİDERİLİYOR

Vücutta T4 hormonu yetersiz olduğunda dışarıdan verilen ilaç tedavisiyle bu eksiklik gideriliyor. Ancak hipotiroidinin geçici değil, ömür boyu tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yaser Süleymanoğlu şunları söylüyor:

“Bu nedenle ilaç tedavisine doktorun önerdiği şekilde ömür boyu devam etmek gerekiyor. Tiroit ilacı başladıktan 2 hafta sonra şikayetlerde düzelme başlıyor. İlaç düşük dozlarda başlanıyor ve kısa sürelerle artırılarak, genelde 5-6 haftada bir, TSH hormonu normale dönünceye dek doz ayarlanıyor. Hamilelerde, yaşlılarda, koroner kalp hastalığı olanlarda hipotiroidi varsa daha sık kontrol gerekiyor. Bunun nedeni ise tiroit içeren hormon ilaçlarının kalbin daha hızlı çalışmasına neden olmaları. Bu yüzden ilaç ayarlanmasının iyi yapılması gerekiyor.”

Hipotiroidi kalbi de vuruyor

Kalbi vuran genin sırrı çözülüyor

Ocak 24th, 2012

Genlerin doğuştan kalp hastalıklarındaki rolünü araştıran bilim adamları, embriyo oluşumu sırasında aktivitesi doğru zamanda sona ermeyen bir geni bu hastalıklardan sorumlu tutuyor.

yaşamın ilerleyen yıllarında hastalığa neden oluyor.

Tespit edilen genin “aktif” olarak bırakıldığı farelerin görünürde sağlıklı dünyaya geldikleri ancak daha sonra kalp kası sorunları yaşadıkları görüldü.

Uzmanlar, gelecekte genetik müdahale yoluyla kalp sorunlarının çözülebileceğini belirtiyor.

İnsanlar yaşam boyu aynı genleri taşısalar da; çevrenin etkisi,beslenme biçimi ya da ana rahmindeyken annenin sağlığı gibi faktörlerin bu genlerin aktivitesini etkileyebildiğini ve bunun da yaşamın ilerleyen dönemlerinde çeşitli hastalıklara yol açtığını gösteren kanıtlar giderek artıyor.

San Francisco Gladstone Enstitüsü uzmanları, iki gene odaklanarak bu genlerin kardiyomiyopati (kalp yetmezliğine neden olan kalp kası bozukluğu) oluşumundaki etkilerini inceledi.

TANI VE TEDAVİDE ÖNEMLİ ADIMLAR ATILACAK

Bilim adamları, embriyonun kalbinin gelişmesinde önemli bir rol oynayan Six1 ve ihtiyaç kalmadığında genlerin “kapanmasını” sağlayan Ezh2 genleri izlendi. Araştırma sonucunda, genlerin doğru zamanda “kapanmasının”, normal kalp gelişiminde hayati bir rol oynadığı belirlendi.

Dr. Paul Delgado-Olguin, “Six1 geninin normalden uzun bir süre aktif kalmasının, diğer genleri de etkilediğini ve bunun da kalbin oluşumunda bozukluklara neden olduğunu” kaydetti.

Uzmanlar bu araştırmanın, doğuştan gelen kalp hastalıklarının tespitinde ve tedavisinde önemli bir adım olduğunu belirtiyor…

Kalbi vuran genin sırrı çözülüyor

 

Aşkı Seçenler…

Ocak 24th, 2012

Leyla o sabah kapıdan alelacele çıktı. İşe geç kalmıştı ve hala kahve içemediği için ayılmamıştı. Yoldan bir büyük boy kahve alır, giderken içerim diye düşündü.

Aşkı Seçenler….

Her zaman olduğu gibi yoğun trafik vardı. Arabasını alıp almamak konusunda kararsız kaldı. Arabayla köprü trafiğine girerse, saatler sonra iş yerine ancak varırdı. En mantıklısı metrobüs kullanmaktı. En azından durağa kadar arabayla gider, oradan metrobüse biner, sonra metroya biner ve iş yerine ulaşırdı.

Metrobüse giden merdivenleri hızla çıkmaya çalışsa da, bir elinde açgözlülük edip büyük boy aldığı kahvesi, bir elinde çantası ve çantaya bir türlü sokamadığı araba anahtarları ve nedense yürüyerek giyebileceği mantosuyla savaşıyordu.

“Trafikten kaçan herkesin bu sabah metrobüsle karşıya geçeceği tutmuş anlaşılan, bu ne kalabalık?” diye düşündü. “Adına metrobüs dedikleri bildiğin otobüs aslında, yine herkes üst üste, balık istifi gibi, tek fark trafiğe girmeden gidiyor olması.”

O kahve fincanın başına dert olduğunu ve bu akdar büyük almasaydı çoktan bitireceğini düşündüğü sırada ani bir fren oldu. Leyla savrularak arkasında duran adamın kucağına düştü. Kahve adamın üstüne döküldü. Bacakları havada, kendi üstünü ve adamın gömleğini mahveden Leyla, acı bir tebessümle kafasını adama çevirdi.

İşte o an göz göze geldiler. Aslında birkaç saniye süren ama ikisine de çok uzun gelen o zaman boyunca, Leyla karşısındaki adamın yeşil gözlerinde kayboldu. O sırada Leyla’nın yanında duran kadın iyilik yaparak elini tuttu ve ayağa kaldırdı. “Başka zaman olsa kimse yardım etmez, sana düştü beni kaldırmak” diye içinden geçirdi Leyla ama dönüp gülümseyerek tebessüm etti.

Adama karşı mahcup olmuştu. “Özür dilerim, inanın isteyerek olmadı, hay Allah, durun ben sileyim. Kuru temizlemeye yollayın ve faturasını da bana verin lütfen. Tüh, ne yapsak, yanımda ıslak mendil vardı, onunla silelim bir saniye bekleyin.”

O ana kadar sürekli tebessüm ederek olanları izleyen adam döndü ve muhteşem bir ses tonuyla konuşmaya başladı: “Rica ederim, mühim değil. Neyse ki, kahve sıcak değilmiş, o zaman gerçekten sorun olabilirdi. Siz canınızı sıkmayın, ben indiğim durakta bir yerden gömlek alırım.”

Adam hep gülümsüyordu ve yeşil gözlerinde sanki ormanın derinliklerinden gelen bir huzur vardı. Leyla hemen bu fırsatı değerlendirdi. “tamam, hangi durakta inecekseniz, ben de sizinle inerim. Gömleğinizin ücretini ben ödemek istiyorum.”

“Hiç böyle bir şey yapmanıza gerek yok. Kaza bu! Tam tersi olabilirdi, ben sizin üstünüze bu kahveyi dökmüş olabilirdim. Gelip size bluz almama izin verir miydiniz?”

Leyla o anda ağzından çıkanlara engel olamadı: “Eğer sizi görebilmek ve telefon numaranızı alabilmek için tek şansım buysa, asla bu fırsatı kaçırmazdım.”

O sırada alkış ve çığlıklar, tezahüratlar koptu. Leyla bir anda korktu, ne olduğunu anlamamıştı. Tam arkalarında duran bir grup lise öğrencisi, bütün olay boyunca film izler gibi ikisini izlemiş ve Leyla’nın ağzından dökülen cümlelerle birlikte alkışı patlatmışlardı.

Leyla’nın yüzü kıpkırmızı oldu, çok utanmıştı. Bir kahkaha attı adam ve uzattı elini. “Ben Doğan, memnun oldum…”

 

Kemoterapisiz kanser tedavisi

Ocak 23rd, 2012

5. Hematolojide Yeni Eğilimler Sempozyumuna katılan uzmanlar, kemik iliği kanserlerinden olan multipl myelom tedavisinin bazı hastalarda kemoterapi kullanılmadan yapılabildiğini söyledi.

5. Hematolojide Yeni Eğilimler Sempozyumunda lenfoma, lösemi, multipl myelom ve kemoterapisiz kanser tedavisi gibi kan kanserlerindeki son gelişmeler ele alındı.

Miyeloma konusundaki çalışmalarıyla bilinen Dr. Brian Durie, geç fark edilen kemik  iliği kanserlerinden biri olan multipl myelom tedavisinin artık kemoterapi kullanılmadan yapılabildiğini söyledi. Dr. Brina Druie “Bu çok yeni bir gelişme. Kemoterapi halkın algıladığı anlamda gerçekten toksik ve rahatsız edici bir şey. Kemoterapi yerine kullandığımız hedefi vuran akıllı ilaçlar var. Ve bunlar daha biyolojik etki gösteren, hastalığı kontrol altına alan ve bu hastalıkları kronik hastalıkmış gibi bir takip yoluna sokan ilaçlar. Son 10 yılda bu alanda büyük gelişmeler oldu” dedi.

HASTAYA GÖRE KEMOTERAPİ

henüz tüm hastalar için ‘kemoterapi uygulanmıyor’ diyebilmenin mümkün olmadığını belirtti. Prof. Ferhanoğlu, “Şüphesiz artık başlangıçta kemoterapiden, hedefi bulan ilaçlara geçtiğimizi söyledik. Hala hematolojik kanserlerin en az yüzde 70-75’inde kemoterapi kullanıyoruz. Kemoterapinin son derece etkili olduğu alanlar var. Ama kişiden kişiye kemoterapiden, hedefi vuranlara geçtiğimiz koşullarda var. Bu nedenle hastanın, ‘bana niye kemoterapi yapılıyor’ endişesiyle ilacı barıkmasında değil, hekimiyle bu olayın detayını konuşmasında yarar var. Yani buradan ‘artık kemoterapi uygulanmıyor’ mesajını da çıkarmamalı” dedi.

GENETİĞE UYGUN TEDAVİ

Sempozyum eş başkanı Doç. Dr. Mustafa Çetiner de her insanın genetiğinin farklı olduğunu ve artık tedavinin bu genetiğe göre belirlendiğini söyledi. Doç. Dr. Çetiner “Hepimizin genetiği farklı. Araştırdıkça tedavi seçeneklerinin inanılmaz bir şekilde değişebildiğini görüyoruz. Yani biz artık hastalıklarla ilgili çok genel açıklamalarda bulunmaktan sakınıyoruz. Eski doktorlar “hastalık yok, hasta vardır” derlerdi. Bu kadar uğraştıktan sonra bizim yıllar sonra geldiğimiz nokta bu oldu” diye konuştu.

KANSERİ YENENLERİN TALEPLERİ DEĞİŞİYOR

Tedavilerle insanların yaşam sürelerinin de uzadığını belirten Doç. Dr. Çetiner “Eskiden hastaları tedavi ettiğimizde her şeyin bittiğini zannederdik. Ama şimdi yaşam süresi uzayınca anlıyoruz ki bizim fiziksel olarak hastalığı tedavi etmemiz yetmiyor. Örneğin acil durumda, hastalığın ilk dönemlerinde çocuk sahibi olmayı düşünmeyen, ‘şundan bir kurtulayım bana yeter’ diyen insanlar, 5-10 yıl sonra karşımıza bambaşka taleplerle gelmeye başladı. Eski hayatlarını olduğu gibi bizden geri istiyorlar artık. Bu onkolojide yeni bir dönemin de başlangıcı aslında” dedi…

Kemoterapisiz kanser tedavisi

Stres epilepsi nöbetini tetikliyor

Ocak 23rd, 2012

Enfeksiyon, yüksek ateş, aşırı alkol kullanımı, uykusuzluk ve yoğun stres epilepsi nöbetlerine yol açabilir.

Beyin, milyarlarca sinir hücresi, bunların uzantıları ve aradaki destek dokulardan oluşuyor. Her sinir hücresi elektrik  akımı üretme ve bunu diğer hücrelere iletme yeteneğine sahip.

Epileptik nöbet veya atağı, “Yaygın beyin hücrelerinin anormal ve aşırı aktivitesi sonucu ortaya çıkan geçici klinik olaylar” olarak tanımlayan Nöroloji Uzmanı Dr. Özgül Esen Öre, her yaş grubunda görülebilen epilepsinin en çok yaşlılarda ve çocuklarda ortaya çıktığını belirtti. Öre, hastalığın mekanizmasını şöyle anlattı:

“Epileptik nöbetler ya da ataklar genellikle kısa sürelidir, beynin etkilenen bölgesine göre farklı şekilde görülür. Epilepsi, tekrarlayan nöbetler hastalığıdır. Nöbet geçiren her insan epilepsi hastası değildir. Epilepsi tanısı, tekrarlayan 2 ya da daha fazla nöbet hikâyesi olan hastada nöroloji uzmanı tarafından yapılan çeşitli araştırma ve tetkikler sonrasında konulabilir. Epilepsi hastalığı dünyada yüzde 1 oranında görülmektedir. Kadın ve erkeklerde görülme oranı eşittir. Epilepsi nöbetleri her yaşta görülebilir fakat sıklıkla çocuklar ve yaşlılar etkilenir.”

NÖBETLER KİŞİDEN KİŞİYE FARKLILIK GÖSTERİYOR

Epilepsi nöbetlerinin değişik türleri mevcut. Hastalıkta 40’ın üzerinde nöbet tipi tanımlandığını söyleyen Dr. Öre, “Buna rağmen herkesin geçirdiği nöbet kendine özgü bazı farklılıklar gösterebilir. Bu durum bazı hastalarda epilepsi tanısının konulmasını güçleştirir, tanı konması uzun yıllar alabilir. Gelişen tanı yöntemleri sayesinde epilepsi tanısı daha kolay ve doğru konulabilmektedir. Epilepsi nöbetleri; “parsiyel” (beyinde bir bölgeye sınırlı başlayan nöbetler) ve “jeneralize” (beyinde yaygın olarak başlayanlar) olarak iki çeşittir. Ne tür nöbet olduğunun bilinmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu hangi epilepsi ilacının daha etkili olacağı konusunda yol göstericidir” dedi.

ERGENLİK ÇAĞINDA EPİLEPSİYE DİKKAT
“Epilepsi nöbetleri hayatın herhangi bir döneminde başlayabilir. Epilepsi hastalarının dörtte üçünde 20 yaşından önce, özellikle de ilk üç yaş içinde ve ergenlik çağına yakın zamanlarda görülür. Epilepsi kalıtsal bir hastalık değildir. Epilepsi hastalığı anne-babadan çocuğa geçmez fakat bazı ailelerde epilepsi gelişme eğilimi daha fazladır” diyen Öre, epilepsi oluşumu için ayrıca bunu tetikleyecek bir takım  dış faktörlerin de bulunması gerektiğini söyledi.

EPİLEPSİ NÖBETLERİNİN NEDENLERİ

Olguların yarısından fazlasında bir neden saptanmadığını vurgulayan Dr. Öre, diğer bilinen nedenler ise şöyle özetledi:

• Doğum öncesi veya sonrasındaki enfeksiyonlar, doğum travmaları, beynin oksijensiz kalması,
• Santral sinir sistemi enfeksiyonları,
• Kazalar,
• Beyin tümörleri,
• Beyin kanaması veya damar tıkanıklığı (serebrovasküler hastalıklar)
• Aşırı alkol tüketimi
• Uykusuzluk
• Enfeksiyon, yüksek ateş,
• Yoğun stres,
• Uzun süreli bilgisayar oyunları ve parlak ışıklara maruz kalmak.

HASTA ÖYKÜSÜ TEŞHİSTE ETKİN ROL OYNUYOR

Epilepsi tanısı konurken hasta ve yakınlarının verdiği bilgiler çok önemli. Bazı durumlarda tek başına nöbet öyküsü ile teşhis konulabiliyor. Ayrıca kısa süreli EEG (elektroensefalografi), uyku  EEG’si, kraniyal görüntülemeler ve kan tahlili ayırıcı tanı yapmak açısından gerekli oluyor.

DÜZENLİ İLAÇ  KULLANIMI ÖNEMLİ

Epilepsi tedavisinde en önemli nokta, nöbetleri durdurmak için seçilen ilaçların düzenli ve dikkatli kullanımı. Her beş hastanın dördünde, uygun ilaç seçilip yeterli dozda kullanıldığında nöbetlerin durduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Özgül Esen Öre, tedavi sürecine ilişkin de şu bilgileri verdi:

“Genellikle tek bir epilepsi ilacı ile tedaviye başlanır. Doz yavaş yavaş artırılır. Eğer ilaç yetersiz kalırsa ikinci bir ilaç tedaviye eklenir veya ilaç değiştirilebilir. Her anti epileptik ilacın etki mekanizması farklı olduğundan hastanın nöbet tipine uygun olarak ilaç seçilir. Düşük dozla başlanarak yavaş yavaş artırılır. Bu arada ilacın kan düzeyi, belirli aralıklarla da yan etkilerini izlemek için kan tahlilleri incelenir. Bu dönemde hastanın doktoru ile sıkı irtibatta olması gerekir. İlaca bağlı en sık yan etkiler uyku hali, baş dönmesi ve dengesizliktir. Birkaç hafta içinde bu etkiler kaybolur. Epilepsi bazı tipleri dışında süreğen bir hastalıktır. ömür  boyu ilaç tedavisi gerekli olabilir. Bu nedenle hastanın mutlaka bir nöroloji uzmanı tarafından düzenli olarak takibi önerilir.”

Stres epilepsi nöbetini tetikliyor

Ağızdaki kemik kaybına ”kök”ten çözüm

Ocak 22nd, 2012

Tıbbın birçok alanında başarılı sonuçlar veren kök hücre uygulamaları, diş tedavisinde de yüz güldürüyor,özellikle de ağızdaki kemik kayıplarında.

Ağızdaki kemik  kaybında, kalçadan alınan kemik iliğiyle uygulanan kök hücre  tedavisinde yüzde85 canlı kemik oluşturulduğu bildirildi.

Meffert İmplant Enstitüsü Başkanı Dr. Ali Arif Özzeybek, bir süre önce  Diş Hekimliği Fakültesi ile ortaklaşa düzenlenen cerrahi eğitim programında, implant tedavisinde kök hücre uygulamaları konusunda uzmanlar tarafından bilgiler aktarıldığını bildirdi.

ağızdaki kemik kayıplarında kök hücre tedavisiyle yeni canlı kemik oluşturulması konusunda eğitim verildiğini de ifade eden Özzeybek, şu bilgileri aktardı:

”Ağzında aşırı kemik kaybı bulunan hastalarda implant tedavisi son derece zordur. Bu tedavide, uygulama yapılacak implant yatağının hazırlanması çok büyük önem taşır. Hastanın çene bölgesinden cerrahi işlemle kemik alınarak yapılan yöntem, artık yerini kök hücre uygulamasına bıraktı. Son zamanlarda artık kemik kaybı çok olan kişilerde kök hücre tedavisi uygulanıyor. Hastanın kendi kalçasından alınan kemik iliği, kemik tozuyla birleştirilip çenede kemiğin yetersiz olduğu bölgeye konuluyor. Bu yöntemle hem çok kaliteli kemik elde ediliyor hem de ikinci bir cerrahi alan açılmadan daha az zahmetli bir işlemle hasta yeni bir kemik yapısına kavuşuyor.”

Kemik tozlarının kullanıldığı yaygın yöntemde yeni kemik 6-9 ayda oluşurken kök hücre yöntemiyle bu sürenin 3-4 aya düştüğünü anlatan Özzeybek, yöntemin yakında Türkiye’de de yaygınlaşmasının beklendiğini bildirdi. Özzeybek, muayenehane şartlarında, kısa sürede ve komplikasyonsuz yapılabilen bu yöntemin, sinüs bölgesinde de kullanılabildiğini belirtti.

CANLI KEMİK ORANI YÜZDE 85

İmplant tedavisinde kök hücre uygulamaları ile ilgili kısa bir süre önce açıklanan bir araştırmaya da değinen Özzeybek, ”900 hasta üzerinde yapılan bu araştırmaya göre hastalarda uygulama sonrası herhangi bir ağrı ya da enfeksiyona rastlanmadığı gibi canlı kemik oluşturma oranı yüzde 85 bulundu. Bu oran, mevcut yöntemde ise yüzde 30-40 oranındadır” diye konuştu…

Ağızdaki kemik kaybına kökten çözüm