Sayfalar
Ekim 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  
Son Yorumlar

    Cocuk Felci nedir ? Cocuk felci kac yasında baslar.

    Mart 28th, 2013

    Çocuk felci hastalığının nedeni, polio virüsü denilen bir mikroptur. Çevre koşularının kötü olduğu yerlerde suların, besinlerin mikroplu dışkı ile kirlenmesi ve kalabalık ortamlarda havaya yayılan mikropların solunmasıyla bulaşır. Hastalığa yakalanan çocuklarda hafif ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, bulantı -kusma gibi her hastalıkta görülebilecek ortak bulgular mevcuttur. Bazı çocuklarda hastalık bu bulgularla sınırlı kalırken , bazılarında ise kalıcı felçler meydana gelmektedir. Felçler çok tipik olarak yumuşaktır. Yani kaslar sert ve kasılmış durumda değildir. Felçler genel olarak, çocuğun kendini ayağa kaldırmasında ve yürümesinde güçlük şeklinde ilk bulgularını verir. Çoğu hastada felç olan bacak ya da kolda duyu kaybı yoktur. İğne batırıldığında bunu hissederler. Bir yaşından büyük yaş grubundaki hassas çocuklar ve yetişkinler mikrobu kaptıklarında felç gelişmesi açısından daha büyük risk altındadırlar. Felç gelişen hastalarda ölüm oranı %2 ile % 20 arasında değişmekte ancak beyindeki solunum merkezinin etkilenmesiyle bu oran % 40′a kadar çıkabilmektedir.

    Çocuk felci hastalığının çiçek hastalığında olduğu gibi ülkemizde ve tüm dünyada kökünün kazınması için yoğun çalışmalar yapılmaktadır.  Tedavisi bulunmayan , kalıcı sakatlıklar ve ölümlere neden olan bu hastalığın kökünün kazınması , ancak aşılanma ile mümkündür. Hem bu açıdan hem de virüsün çevremizde yaygın olarak bulunması nedeniyle çocuk felci aşılamasının önemi oldukça artmaktadır.

     

    Çocuk felci aşıları
    Günümüzde çocuk felci hastalığına karşı kullanılan iki farklı aşı vardır. İnaktive çocuk felci aşısı (enjeksiyon şeklinde uygulanır ) ve oral çocuk felci aşısı (ağızdan damla şeklinde verilir. ) inaktive çocuk felci aşısı ölü aşıdır. Son derece güvenli ve etkin olması en önemli özelliğidir. Yaşamın ikinci ayından başlayarak 1- 2 ay arayla toplam 3 doz enjeksiyon şeklinde uygulanır. Bebek 18 aylık olduğunda bir hatırlatma dozu daha yapılmalıdır.

    İnaktive çocuk felci aşısı sanofi pasteur tarafından geliştirilen beşli aşı içerisinde difteri, tetanoz, boğmaca ve hib aşıları birlikte bulunmaktadır. Başta sanayileşmiş ülkeler olmak üzere bir çok ülkede yaygın olarak kullanılmaktadır. Çocuk felcine karşı bireysel korunmanın sağlanmasında vazgeçilmez bir aşıdır.

    Canlı bir aşı olan oral çocuk felci aşısı ağızdan damla şeklinde verilerek uygulanmaktadır. Oldukça etkin bir aşı olmakla birlikte aşının verilmesi sırasında çocuğun kusması ya da tükürmesi gibi durumlardan olumsuz etkilenebilmektedir. Aşı uygulanması esnasında ishali olan bebeklere bir ay sonra bir doz aşının daha uygulanması tavsiye edilmektedir. Çocuk felcine karşı toplumsal korunmanın sağlanmasında önemi vardır.

     

    İnaktive ve oral çocuk felci aşılarının birlikte kullanımı
    Yapılan çalışmalar, bu hastalığa karşı en iyi korunmanın inaktive ve oral çocuk felci aşılarının ardışık kullanılması ile sağlanabileceğini göstermektedir. Ardışık kullanım önce inaktive, ardından oral olmak üzere çocuğa farklı zamanlarda her iki aşının da verilmesi prensibine dayanır. Birçok ülkede tercih edilen bu uygulama; aşılamaya 2,4,6 ya da 2,3,4. Aylarda beşli aşı ile başlanan çocuklara 18. Aydaki hatırlatıcı dozun ağızdan oral aşı şeklinde verilmesi ile gerçekleştirilmektedir. İnaktive ve oral çocuk felci aşılarını ardışık kullanmanın sağladığı en büyük avantaj, beşli aşıların içinde bulunan inaktive aşı ile önce bireysel korunmanın sağlanması, daha sonra oral aşı ile toplumsal korunmanın sağlanmasıdır. Böylece çocuk felci hastalığına karşı hem bireyde hem de toplumda çok güçlü ve kalıcı bir bağışıklama sağlanması mümkün olur. Çocuk felci aşılarının her iki çeşidi de difteri, tetanoz, boğmaca ve diğer çocukluk aşıları ile birlikte ve aynı gün uygulanabilir. Aşı uygulanmasından sonra annelerin bebeklerini emzirmesinde herhangi bir sakınca yoktur. Aşıdan hemen sonra dahi bebeğe mama,süt ve diğer besinler verilebilir,herhangi bir süre kısıtlaması yoktur.

     

    Bebek Aşiları Bebyim icin Saglık

    Mart 28th, 2013

    Çocukluk çağının sık görülen ve tahmin edildiğinin aksine ciddi boyutları olan ve bu hastalıklar sonucunda gelişen, zatürre, kalp yetmezliği, görme ve işitme kaybı, kısırlık, beyin iltihapları ve benzeri komplikasyonlar nedeniyle bu hastalıklardan korunma büyük önem taşımaktadır.

    Kızamık
    Kızamık her yıl dünyada bir milyondan fazla çocuğun ölümüne yol açan çok ciddi bir hastalıktır. Hastalık her yaşta görülmekle birlikte özellikle küçük çocuklarda ağır seyretmekte ve ölümle sonuçlanabilmektedir. Hastalık öksürük ve aksırık ile damlacık enfeksiyonu denilen şekilde insandan insana kolayca bulaşmakta ve üst solunum yolu enfeksiyonu şeklinde başlamaktadır. Kreş,yuva ve okul gibi toplu yaşanan yerlerde bulaşma daha çabuk ve sık olmaktadır. Burun akıntısı,aksırma ve göz kızarması,en sık karşılaşılan ilk belirtileridir. Daha sonra yüksek ateş,öksürük ve vücutta kulak arkasından başlayan kırmızı döküntüler gelişmekte ve bu döküntüler baş ve yüzden ,gövde ve kollara ,oradan sırt ve bacaklara yayılım göstermektedir.

    Hastalık sırasında genellikle zatürree,kulak iltihapları ve her iki bin çocuktan birinde ise beyin iltihapları oluşabilmektedir. Hastalığın bu tür yan etkileri etkin ve uygun bir şekilde tedavi edilmezse ölümcül olabilmekte ve sakatlıklara yol açabilmektedir.

    Kızamıkçık
    Kızamıkçık, damlacık enfeksiyonu yoluyla insandan insana bulaşan ve ateş, boğaz ağrısı ve vücutta bir kaç gün süren deri döküntülerine neden olabilen bir hastalıktır. Hastalık yuva,kreş ve okul gibi kalabalık ortamlarda çok kısa sürede bulaşabilmekte ve çocuklarda genellikle hafif geçirilmektedir.

    Hastalık ergenlik çağında ve erişkinlerde daha ağır seyretmektedir. Birçok genç erişkinde ve büyükte kızamıkçık enfeksiyonu sırasında büyük eklemlerde ağrı ve kızarıklıkla seyreden eklem iltihapları görülür. Eklem sorunları kısa sürede geçer ancak nadiren kronikleştiği de olur.

    Kızamıkçığın en önemli ve ciddi tablosu hamile bayanların kızamıkçığa yakalanması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Hamileliğin erken dönemlerinde kızamıkçığa yakalanılırsa bebekte körlük,sağırlık,beyin gelişimi bozuklukları ve zeka geriliği ,kalp bozuklukları, hatta düşükler ve ölü doğumlar görülebilir. Bu nedenle tüm kadınların hamile kalmadan önce bir kan testi ile kızamıkçık geçirip geçirmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Eğer hastalık daha önce geçirilmediyse tüm bayanların kızamıkçık aşısı ile aşılanmaları ve 1 ay süreyle hamile kalmamaları tavsiye edilmektedir. Aşılanan kişilerin %98′i bu hastalığa karşı yaşam boyu korunmaktadırlar.

    Kabakulak
    Kabakulak, damlacık enfeksiyonu ile insandan insana bulaşmakta ve ateş, baş ağrısı, kulak ağrısı şeklinde belirtiler veren ve kulak memesi hizasında yanaklarda tek veya çift taraflı şişliğe neden olan tükürük bezlerinin iltihabıdır.

    Hastalık yapan kabakulak virüsü,vücuda girdikten sonra kan yoluyla yayılmakta ve ayrıca pankreasın iltihaplanmasına ,beyin ve omuriliği saran zarların iltihaplanmasına (menenjit) ,erkek ve kadınlarda yumurtalıkları iltihaplanmalarına da neden olabilmekte ve sağırlık,kısırlık gibi kalıcı hasarlara yol açabilmektedir.

    Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak aşısı
    Hastalık yapan bu üç virüsün zayıflatılması ve hastalık yapıcı etkilerinin ortadan kaldırılması yoluyla geliştirilen üçlü kızamık, kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı, yıllardır tüm dünyada güvenle kullanılmaktadır.

    Bebekler anne karnındayken annenin bu hastalıklara karşı oluşturduğu bağışıklık cisimciklerini (antikorlar) almakta ve bu şekilde yaşamın ilk aylarında doğal olarak korunmaktadırlar. Ancak, anneden geçen bu antikorların yavaş yavaş ortadan kalkması nedeniyle bebeklerde 9. aydan itibaren korunma azalmaya başlamaktadır. Bu nedenle, özellikle Kızamık salgını var ise 9. ayda bir doz kızamık aşısı uygulanabilir. Kızamık, kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı, eğer bebeğe 9. ayda kızamık aşısı yapılmadıysa 12. aydan itibaren uygulanmalıdır. Fakat 9. ayda kızamık aşısı uygulanmışsa kızamık, kızamıkçık ve kabakulak karma aşısının yapılma zamanı 15. ay olmalıdır. Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak aşısının tekrar dozu 4-6 yaş arasında uygulanmalıdır. Kızamık, kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı olan bebeklerde, nadiren aşıdan 5 ile 12 gün sonra hafif ateş ve bazı hafif deri döküntüleri olabilmekte ve bu belirtiler tedaviye gerek kalmadan 1-2 günde kendiliğinden iyileşmektedir. Bu bebeklere doktor tavsiyesiyle bir iki gün süreyle ateş düşürücü şurup ya da fitil verilebilir . Kızamık, kızamıkçık ve kabakulak karma aşısı, bu hastalıklardan herhangi birini geçirmemiş erişkinlere de uygulanabilir.  Aşı yapılacak kişinin örneğin önceden kabakulak geçirmiş olması, bu üçlü karma aşının yapılmasını engelleyici bir neden değildir. Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak karma aşısının hamilelere uygulanmaması gerekir.

     

    Ask iki kişilikdir şiiri en guzel ask Şirileri

    Mart 28th, 2013

     

    AŞK İKİ KİŞİLİKTİR 

    Değişir rüzgarın yönü,
    Solar ansızın yapraklar;
    Şaşırır yolunu denizde gemi,
    Boşuna bir liman arar.
    Gülüşü bir yabancının,
    Çalmıştır senden sevdiğini;
    İçinde biriken zehir,
    Sadece kendini öldürecektir;
    Ölümdür yaşanan tek başına
    Aşk iki kişiliktir.

    Bir anı bile kalmamıştır,
    Geceler boyu sevişmelerden;
    Binlerce yıl uzaklardadır,
    Binlerce kez dokunduğun ten;
    Yazabileceğin şiirler,

    Baş ağrısı göz hastalıklarının belirtisi olabilir

    Mart 28th, 2013

    Değerli kadin bakım kullanıcıları bugün sizlere baş ağrısının göz hastalıkların belirtisi olduğunu sizlere hatırlatmak istedik. Başım ağrıyor ağrı kesici alayım, yada dinleneyim, demeyin tabiki sık sık baş ağrılarınız varsa mutlak bir uzman doktora görünmenizi tavsiye ederiz ayrıntılı bilgi aşağıda makalede bulabilirsiniz.

    Çağımızın sağlık sorunu olan ve çoğunlukta ciddiye alınmadan ağrı kesicilerle çözüm aranan baş ağrısının, en çok kadınlarda görülmekle birlikte erkek ve çocuklarda da sık olarak rastlanılan bir hastalık olduğunu belirten Memorial Diyarbakır Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Belgin Ekmekçiler, baş ağrısının göz hastalıklarına etkileri hakkında bilgi verdi.

    Nörolojik baş ağrıları; gerilim kaynaklı ve hipertansiyona bağlı baş ağrıları ve migrenin çok nadiren de beyinde tümör veya diğer vasküler hastalıklardan kaynaklandığını dile getiren Ekmekçiler, sinüzitün de baş ağrısının en önemli sebeplerinden biri olduğunu kaydetti. Ekmekçiler, sinüzitin özellikle çocuk yaşta göz arkasında hissedildiği için göz hastalıkları ile karıştırıldığını ifade etti.

    AKŞAMLARI ARTAN BAŞ AĞRISINA DİKKAT EDİLMELİ
    Op. Dr. Belgin Ekmekçiler, kırma kusurları, gözde baş ağrısı yapan en önemli sebeplerin başında gelip miyop, hipermetrop ve astigmatizm olarak bilinen ve kişinin görmesini etkileyen göz kusuru olduğunu açıkladı. Ekmekçiler, “Hasta, gözlerinde kırma kusuru olduğunu bilmiyorsa veya gözlük numarası değiştiği halde yetersiz gözlük kullanıyorsa, baş ağrıları ile karşılaşması kaçınılmaz olur. Ağrılar özellikle akşamları artan alın ağrısı şeklinde başlar, bununla birlikte uykuya eğilim ve çabuk yorulma şikayetleri ağrıya eklenebilir. Glokom yani göz tansiyonu baş ağrısının kaynağı olabilen en önemli ikinci sebeptir. Açık açılı glokom ve kapalı açılı glokom olmak üzere iki türde glokom vardır.

    Açık açılı glokomda göz tansiyonu sürekli yüksek seyretmektedir. Bu durumda hasta sadece belli belirsiz künt baş ağrılarından şikayetçi olur ama göz tansiyonu çok yükselmedikçe açık açılı glokom bulgu vermeyebilir. Fakat geç tanı konduğunda da geri dönüşü olmayan körlüklere sebebiyet verebilir. İkinci tür göz tansiyonu kapalı açılı glokomda ise, hasta şiddetli baş ağrısına sebep olan göz tansiyonu krizleriyle karşılaşır ve ağrı genelde akşam saatlerinde başlar. Bununla birlikte, bulanık görme ve mide bulantısı olabilir.

    Migren ile karışan bu tablo ancak dikkatli bir göz muayenesi ile tespit edilebilir. Hasta, tanıyı atladığında gözde körlükle karşı karşıya kalabilir. Bu hastalığın tedavisi lazer yöntemiyle, oldukça kolay bir şekilde yapılabilmektedir. Baş ağrısı çok sık görülebilmekte ve çok ciddi hastalıkların ilk bulgusu olabilmektedir. Eğer, sıklıkla bu tür bir ağrı varsa, önce küçük bir muayene ile tanı koyabilecek göz doktoruna sonra kulak burun boğaz doktoruna ve en son olarak da daha detaylı testleri uygulayacak bir nöroloji doktoruna başvurulmalıdır” dedi.

    Lufthansa Grevde Ucuslar iptal

    Mart 28th, 2013

    Alman havayolu şirketi Lufthansa’da bugün yapılan iş bırakma eylemi nedeniyle 700’e yakın seferin iptal edildiği açıklandı.

    İptallerin, ağırlıkla Almanya içi uçuşlar için geçerli olduğunu belirten Lufthansa sözcüsü, Avrupa dışı seferlerin aksatılmadan devam edeceğini söyledi.

    Sözcü, iptallerin Frankfurt, Hamburg, Berlin, Münih, Düsseldorf ve Köln havaalanlarından kalkacak uçakları kapsadığını açıkladı.

    24 saatlik iş bırakma eylemi Verdi Sendikası’nın çağrısıyla yapılıyor. Eylem, sendikanın toplu iş sözleşme görüşmelerinde elini güçlendirmeyi hedefliyor.

    Verdi, yaklaşık 33 bin Lufthansa çalışanının ücretlerinde yüzde 5,2′lik artış ve iş güvencesi talep e

    Anneler neden cinnet Gecriyor Anne ve Cocuk ilişkisi

    Mart 28th, 2013

    Anneler neden cinnet geçirir?

     

    Sokağın ortasında çakıldım kaldım sanki. Habere göre: bir anne oğlunu feci şekilde yaralayıp yaşamına son verdikten sonra, intahar girişiminde bulunmuş ama başaramamıştı. Sonunda anne, ailelere ibret olsun demiş. Minik bir kutucuk içindeki bu haberi okuyunca ilk aklıma gelen soru bu yazının başlığı oldu.

    Neden bir anne, öpmeye kıyamadığı evladını feci şekilde öldürmeye kalkar?

    Burada çözülmesi gereken çok fazla düğüm olmalı. Annenin o anı yaşamadan önce muhakkak verdiği sinyaller vardır. Ama genelde biz psikolojik yönümüzü hep ihmal ederiz. Hep iyiyizdir, hiçbir zaman desteğe ihtiyacımız yoktur. En zor zamanımızda bile “atlatacağımızı” düşünürüz. Sağlıklıyken dahi olayları çözümlemek yerine ört-bas etmeyi tercih edebiliyorken, kriz zamanlarımızda psikolog ve psikiyatrlardan yardım almamak gibi bir duruşumuz var.

    Yukarıdaki soruyu  uzmanlığına çok güvendiğim psikolojik danışman ve terapist Tansu Oskay’a danıştığımda, bana şöyle bir açıklama yaptı: /_np/9403/19669403.jpg“Sorunlarını çözemeyip biriken öfkelerini kadınlara yönelten, çatışma ile baş edemedikleri için,çözüme nasıl varacaklarını bilmedikleri için eşlerinin canına kastetme noktasına gelen kocaları görüyoruz. Kadınlar öfkelerini daha çok biriktiriyor, duygularını ifade etmiyorlar. Daha pasif agresif yöntemlerle kendilerini dışa vuruyorlar, fiziksel olarak da öfkelerini kocalarına yöneltemiyorlar. Erkeklerin ceza verme üslubuyla cevap veremiyorlar, maalesef bu durumda canı yanan, zarar gören, dövülen, sövülen, mutsuz edilen çocuk oluyor.
    Ancak toplum olarak olumlu olumsuz karşılıklı tüm duygu ve düşüncelerimizi ifadeden yosun, eksik bir iletişim alışkanlığı içerisindeyiz. Psikolojik bir rahatsızlık olmaması durumunda bile, kişinin rahatsızlık duyduğu durumu ifade edememesi, ettiğinde dinlenmemesi, aşağılanması, dalga geçilmesi, değersiz hissetmesine neden olacak pek çok karşı tutuma maruz kalması kişinin psikolojisini bozar, kendisiyle ve çevresiyle ilişkisine zarar verir. Özellikle destek mekanizması, örneğin paylaşabildiği, konuşabildiği kişiler, çocukların bakımına destek veren yakınlar yoksa yine pek çok kadın ev ve çocuk sorumluluğunu sorunlu bir evlilik ile yürütmekte zorlanır. Kendini tamamlayamaz, iyileştiremez, defans mekanizmaları iyi çalışmaz.
    Cinnet konusu da daha çok uzun zaman kadının “sineye çekme” duygusu ile geçirdiği olumsuz dönem sonrasında kendinden verdiklerini karşılık bulamadığı bir durumun tetikleyiciliği ile yaşanabiliyor. Yine öfke patlaması yönelimi ya kocaya genelde de çocuğa oluyor. Şiddetin boyutu ise tamamen psikolojik alt yapı ile ilintili. Cana kastetmenin altında ise son derece ciddi bir tablo oluyor. Bu kişilerin halen bakım verdiği başka evlatlar varsa da mutlaka korunması ve desteklenmesi gerekli diye düşünüyorum.”

    Ben de Tansu Oskay’a katılıyorum. Çeşitli zor süreçleri yakından tanıyan biri olarak, özellikle anne arkadaşlarıma birkaç naçizane öneride bulunmak isterim: Eğer kendiniz çocuğunuza avaz avaz bağırıyorken buluyorsanız, asıl sebebein çocuk olmadığını, yaşadığınız sorunlar olduğunu kabul etmeniz işe yarayacaktır. Eşinizle açık açık konuşmayı deneyip çözüm alamadıysanız, bir evlilik terapistinden yararlanabilirsiniz. Olmadı, bireysel olarak yardım alıp, kendinizin çözmesi gereken şeyleri öğrenip, bir yerden işe başlayabilirsiniz.
    Açıkçası kocaya kızıp, evdeki çocuğa bağırıp çağırmanın yararı olmadığı gibi herkese olumsuz etkileri var. Sorunları çözmek için atacağınız her adımın olumlu karşılığını ilk önce çocuğunuzla olan ilişkinizde göreceğinizden emin olabilirsiniz. Siz kıymetlisiniz. Bunu unutmayın.

    Annenin mutluluğu toplumun huzurunu belirler. Formül şöyle:  mutlu anne =mutlu çocuk=mutlu aile=mutlu toplum

    Bu yüzden cennet annelerin ayakları altında.

    Anneler neden cinnet geçirir?

    Yutma güçlüğünü iştahsızlıkla karıştırmayın

    Mart 28th, 2013

    Yutma bozukluğu olan çocukların belirtileri nelerdir?

    Bebek çok sık kusuyor ve yediklerinin çok azını midesine gönderiyorsa o zaman birtakım şeylerden şüphelenilir. Çok küçük çocukların yemek yerken vücudu kasılır. Yutamadığı için değişik kıvamdaki yiyecekleri reddeder. Örneğin çocuk, içinde pirinç olan çorbalar gibi iki farklı kıvamın bir arada olduğu yiyeceklerle zorluk yaşıyor olabilir, çiğneme ve yutma süresi uzadığı için beslenme zamanı uzayabilir, lokmalar ağız kenarından dökülebilir, beslenirken öksürük ve öğürme oluşabilir, doğru nefes alıp vermekte zorlanabilir.

    Besleme sonrasında çocuğun çıkardığı sesler ıslak ve hışırtılı değil, temiz ve net olmalıdır. Besleme sırasında daha dik pozisyonda olan çocuk, beslemenin hemen ardından yatay pozisyona getirilirse ağızda birikenler nefes borusuna akabilir ve çocuk bunu hissedip öksürerek temizleyemeyen bir durumda ise akciğer tehdit altına girer. Yani bizler öksürüğün kuvvetli ve yerinde olmasını olumlu değerlendiririz ancak fazla sayıda öksürük de sorunlara işaret edebilir. Bütün bunların sonucu olarak çocuk kilo alamaz, büyümesi yavaşlar.

    Tanı nasıl konuluyor?

    Bir dil ve konuşma patoloğu, çocuğun beslenme ve yutmasını değerlendirmek üzere gerekli testleri yapar, mümkün olan tedaviyi planlayıp uygular. Öncelikle çocuğun medikal hikayesi, gelişimi ve semptomları incelenir. Yutma işleminde kullanılan kasların kuvveti ve eklemlerin hareket kabiliyeti, çocuğun yeme-içme sırasındaki duruşu ve davranışı gözlenir. Yutmayı değerlendirebilmek için bazı özel testler uygulamak gerekebilir.

    Bu değerlendirmeyi Fiberoptik Endoskopik Yutma Testi şeklinde poliklinikte yapmak, ihtiyaç halinde ise Modifiye Barumlu Yutma Testi – Videofloroskopi adı verilen radyolojik bir inceleme yöntemi ile yapmak mümkün. Biz kişinin sağlıklı yutup yutamadığını objektif test yöntemleriyle kesin olarak söyleyebiliyoruz, bunu “Hastayı yedirelim, bakalım yutabilecek mi?” yöntemiyle yapmıyoruz!”

    Yutma testi nasıl yapılıyor?

    Fiber optik endoskopik yutma testinde, fleksible endoskoplarla normal anatomiyi izlemek, lokmanın nefes borusu ve yemek borusunun ortak olduğu bölgeyi atlayarak yemek borusuna sağlıklı şekilde geçip geçemediği izlenebiliyor. Bu yöntemde hasta radyasyona maruz kalmıyor, işlem son derece pratik şekilde poliklinikte uygulanabiliyor. Yutmanın bozuk olup olmadığını değerlendirmenin radyolojik bir yöntemi var: Modifiye Barumlu Yutma Testi – Videofloroskopi. Yutma dinamik bir işlemdir, bazı vakalarda fleksible endoskoplarla yapılan muayenenin bir basamak ilerisine geçip yutmanın tüm aşamalarını izlemek gereklidir. Videofloroskopide de hastaya ağızdan radyolojik ışık altında görülebilen bir madde (örneğin baryum) karıştırılmış yiyecek verilip yutması isteniyor ve tüm aşamalar video şeklinde izlenebiliyor. Bu yöntemle hastanın sağlıklı yutup yutamadığının ötesinde neden yutamadığını, hangi fazda nasıl bir zayıflık olduğunu tespit etmek mümkün oluyor. Tedavi de bunlar ışığında planlanıyor.

    Yutma bozukluğunun tedavisi nasıl yapılıyor?

    Dil ve konuşma patoloğu çocuğa ve duruma özel olacak şekilde belli çalışmalar planlar. Bunlar anne-baba aracılığı ile yaptırılması gereken pozisyonlamalar ve egzersizleri içerir. Bu egzersizler beslenme ve yutma işleminde kullanılan kas kuvvetini, duyusunu ve koordinasyonunu geliştirir. Ayrıca beslenme ve yutmayı geliştirecek yönde özel yiyecekler, araçlar ve teknikler öğretir.

    Yutmayı geliştirecek özel yiyecekler nelerdir?

    Yiyecek kıvamının seçimi yutmanın durumuna, problemin hangi fazda ve ne şekilde açığa çıktığına bağlı olarak yapılacaktır. Ancak, kaygan yiyecekler, tamamı aynı kıvamda olan yani taneler içermeyen yiyecekler, hisleri uyandıracağı için soğuk ve ekşi tatlar tercih edilebilir. Örneğin en basit gözüken su bazen en korkulacak kıvamdır, çünkü çok hızlı hareket eder, kontrolü zordur ve tüm açıklıklardan kolayca içeriye sızar. Ancak buna karşın kimyasal içeriği karışık olmadığı için bir enfeksiyona sebep olsa dahi bununla daha kolay başa çıkılması beklenebilir.

    Yutma bozukluğu yaşayan çocuğu olan aileler neler yapmalı?

    Çocuğunuzda yutma bozukluğu olduğundan şüphe ediyorsanız ya da bu yönde bir tanı konmuşsa yutmanın gelişimini değerlendirmesi ve egzersizleri planlaması için bir dil ve konuşma patoloğu ile görüşmelisiniz.

    NEDENLER

    · Sinir sistemi problemleri (serebral palsy, menenjit, ensefalopati)

    · Gastrointestinal problemler

    · Prematüre/erken doğum

    · Düşük doğum kilosu

    · Kalp hastalığı

    · Damak/dudak yarığı

    · Solunum yolunu etkileyen durumlar

    Yutma bozukluğu olan çocuklarda neler görülebilir?

    · Sıvı kaybı yaşanabilir.

    · Yeterli besin alınamayabilir.

    · Lokma nefes yoluna kaçabilir. Bu durum nefessiz kalmaya ya da akciğer enfeksiyonu gelişimine sebep olabilir.

    ·  Solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı olarak kronik akciğer hastalıkları gelişebilir

    ·  Çocuk sosyallikten uzaklaşabilir…

    Yutma güçlüğünü iştahsızlıkla karıştırmayın!

    Son kullanma tarihinin geldiğini nasıl anlarız?

    Mart 28th, 2013

    Fayda beklediğimiz güzellik ürünleri, son kullanma tarihlerini geçirdikleri zaman cildimize faydalı olmak yerine zararlı olabilirler. Peki, üzerinde yazmıyorsa eğer, bir ürünün son kullanma tarihinin geçtiğini nasıl anlarız? İşte cevabı…

    Hidrokinon krem

    Cilt lekelerinin tedavisinde kullanılan hidrokinon kremler, genellikle kısa ömürlüdür. Leke açıcı, renk tonunu düzeltici, beyazlatıcı diye satılan birçok kremin içinde hidrokinon maddesi vardır. Bu madde cilt lekelerinin tedavisinde oldukça etkilidir.

    Hidrokinon kremlerin bozulduğunu renginden anlayabilirsiniz; kremin rengi kahverengiye dönmeye başladığında, çöp olmuş demektir. Artık kullanmayın.

    Bu tür ürünlerin ömrünü uzatmak için, ürünleri buzdolabında saklayabilirsiniz.

    Sivilce ürünleri

    Hidrokinon kremler gibi, akne ürünleri de uzun ömürlü değildir ve buzdolabında saklanmaları tavsiye edilir. Normal koşullarda, benzoil peroksit ve salisilik asit gibi maddeleri içeren ürünleri 4 ile 6 ay arasında tüketmek gerekir. Çünkü bu maddelerin etkinlikleri bu süre zarfında geçerlidir.

    Glikolik asit bazlı ürünler

    Glikolik asit genellikle peeling ürünleri ve yüzey soyucu cilt maskelerinin içerisinde bulunur. Bu ürünlerin son kullanım süresi geçtiğinde, cilt yüzeyinde hassasiyete sebep olurlar. Bu ürünleri paketi açtıktan sonra, 3 aydan fazla kullanmamak gerekir.

    Nemlendiriciler

    Nemlendiricinin tipine bağlı olarak son kullanım tarihi değişiklik gösterebilir. Nemlendirici, anti-aging maddeler içeriyorsa kullanım süresi kısadır. Altı ay içinde tüketmek gerekir. Ancak normal bir nemlendirici kullanıyorsanız, 1 yıl içinde tüketmeniz yeterli olur.

    Herhangi bir bakteriyel durumun oluşmasını önlemek için, bu tür ürünleri kullanmadan önce ellerinizi yıkamayı unutmayın.

    Retinoid kremler

    Bilinen en iyi anti-aging madde olan retinoid, 9 ay ile 1 yıl arasında etkilidir. Bu süreden sonra, işe yaramaz. Maksimum verim için doğru saklayın.

    Lensteki parazit korneasını yedi

    Mart 28th, 2013

    Ashley Hyde adlı genç kız, gözünde oluşan enfeksiyon yüzünden sol gözünü kaybediyordu.

    Doktorlar, Hyde’ın sol güzündeki şikayeti üzerine yaptıkları araştırmada genç kızın gözünde ‘akantamoba’ enfeksiyonunun oluştuğunu gördüler. Bir çeşit kornea iltihabı olan ‘akantamoba’ paraziti su ve toprakta bulunuyor. Gözle görülemeyen parazitler, solunum yoluyla, lens ya da yaralanmalarla vücuda geçiyor.

    Daily Mail’in haberine göre 18 yaşındaki Hyde, bulanık görmeye başladıktan sonra sık sık göz doktoruna gitmeye başladı. Parazit Hyde’ın korneasını yiyerek gözünde kızarıklıklar ve yanma hissi oluşturdu. Doktorlara göre Hyde’ın tedavisi birkaç ay sürecek.

    Doktor Adam Clarin, her gün lenslerden kaynaklanan şikayet aldıklarını, günlük lens kullanmanın en sağlıklı tercih olacağını belirtti…

    Lensteki parazit korneasını yedi

    Galaxy S4 mini’nin 4 farklı sürümü

    Mart 28th, 2013

    Samsung web sitesinde keşfedilen bazı bilgilere göre Galaxy S4 mini, 4 farklı sürüme sahip olabilir. Ancak muhtemelen biz, bu sürümlerin sadece bir tanesini görebileceğiz.

    Samsung’un resmi web sitesinde farkedilen, ardından Japonca web sitesi Blue Ringer Men’de yayınlanan bilgilere göre Koreli cep devi, Galaxy S4 mini’nin çift SIM’li bir sürümünü (GT-I9192), 4G sürümünü (GT-I9195), Çine’e özel Galaxy S4 mini’yi (GT-I9198) ve bir de bu cebin stok sürümünü (GT-I9190) piyasaya sürecek.

    Rapora göre Galaxy S4 mini, 1.6GHz çift çekirdekli işlemci, 4.3 inç Super AMOLED qHD ekran ve Android 4.2.2 Jelly Bean işletim sistemiyle gelecek. Yazımızın başında da bahsettiğimiz gibi mağazalarda bu sürümleri aynı anda görme ihtimalimiz düşük, zira Samsung belirli piyasalara belirli modelleri gönderiyor…

    Galaxy S4 mininin 4 farklı sürümü olabilir!