Sayfalar
Mayıs 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Neden Doğru Adamı Bulamıyorum?

Mayıs 16th, 2012

Neden bir türlü doğru adamları seçemediğimizi sordu arkadaşım. Neden hep yanlış adrese gittiğini, hep duvara tosladığını sorguluyordu kendi içinde, yüksek sesle düşününce soruları bana dönmüş oldu.

Neden Doğru Adamı Bulamıyorum?

Bir cevap bekliyordu, bir mucize çözüm istiyordu. Oysa benim ona vereceğim yanıtların hiçbiri onu mutlu etmezdi. Söyledim de! Israr etti, duymak istedi….

Sen ne kadar doğrusun? Doğru adam ararken, kendinin ne kadar doğru olduğunu sanıyorsun? Sen doğru adam tanımlamasından ne anlıyorsun? Doğru yoldan mı gidiyorsun?

Pek çok kadın doğru düzgün bir adam aradığını söyler ama özünde asla onu aramıyordur. Doğru adam arasan, doğru adam bulursun. Sen yanlış adamlar bulup, onları kendince doğruya çevirmek istiyorsun. Konu bu kadar basit!

Aradığım adam dürüst, güvenilir, ihanet etmeyen, sağlam karakterli, sahiplenen, eli ekmek tutan biri olsun diyorsun. Sonra gidip yanında kadın varken sana bakan bir adamla sevgili oluyorsun… Sonra gidip kadın parası yiyen bir adama tutuluyorsun… Sonra gidip ihaneti hayat biçimi şekline getirdiği üstünden başından belli olan bir adamı barda tavlıyorsun…

Efendi olan, sakin, temiz aile adamlarına sünepe, sümsük diyorsun. Sahiplensin istiyorsun, sevgili diye aldığın adam çok kıskanç çıktı diye ayrılıyorsun. Ardından ahlaksızın birine aşık oluyorsun, yıllarca sana camdan dışarı bakmayı yasaklıyor, dövüyor, sövüyor diye seni seviyor zannediyorsun.

Hem cebinde parası olsun, sana iyi hayat yaşatsın, hem yakışıklı olsun, hem romantik olsun istiyorsun. Öyle bir adam bulunca çevresinde başka kadınlar olmasına şaşırıyorsun.

Bozuk adamlara aşık olup, onları düzeltip doğru adama çevirme ihtiyacımız var herhalde. Düzgün adama sığ, kılıbık, vasıfsız diyorsun. Nerede sana kötü davranan, ihanet eden, seni takmayan adam varsa, gidip ona aşık olup ardından ağlıyorsun. Seni defalarca aldatmış bir adamın arkasından hala ağlıyor, onu seviyordum diyorsun. Sonra geçmiş karşıma, neden doğru adam bulamıyorum ben, ne bahtsızım diye ağlıyorsun.

Sen ne kadar doğrusun? Sen aslında ne aradığını bilmiyorsun….

 

Kalbimin Sol Yanındasın

Mayıs 16th, 2012

Hiçbir yere gitmiyorum aslında, belki ayrılıyor bedenlerimiz istemesek de ama bil ki; kalbimin sol yanındasın.

Kalbimin Sol Yanındasın

Hayat izin verseydi, şartlar başka türlü olsaydı, başka bir yerlerde karşılaşmış olsaydık belki; çok severdim seni.

Şimdi dilim varmıyor aslında söylemeye ama dışarıdan bakınca görüyorum aslında aradığının çevrende dolananlar olmadığını. Biliyorum, sen de benim gibi seversin… Biliyorum, sen nasıl sevilmek istersin….

Farklı ömürlerin törpülerinden geçip şekillenmiş olsak da, biz seninle aynı baharın çiçekleriyiz. Aynı mevsimde farklı dallarda açarız. Aynı güneşten besleniriz, aynı sıcaktan kaçarız.

Biliyorum sen de karda açmayı seversin, mücadeleyi ömrünün sebebi bilirsin, aklının her köşesini sevgiyle süslersin. Biliyorum çünkü bende bir suretin var, farkında değilsin.

Şimdi ayrılıyoruz diye biraz hüzünlüyüm bakma gözlerime. Ellerini ellerimin yakınında tutma. Nefesime yaklaşma öyle, şeytan doldurur dudaklarımızı diye korkarım.

Çok geceler seni düşünerek doğurdum sabahı, senin haberin yok tabii! Hiçbir sevişmeye bulaştırmadım ikimizin yan yana resmini ama tuhaf bir sevdaya koydum seninle yüreğimi.

Sen şimdi kalbimin sol yanında nöbettesin, öyle duruyorsun işte. Sınırda bekleyen askerler gibi, sanki orayı koruyorsun. Belki bir gün bütün yüreğimi alıkoymak için, o kısma ismini yazdın, çekilmiyorsun.

Bakıyorum kendime, sonra sana, izliyorum bizi… Tuhaf bir bağ kuruyorum ömrümün orta yerinde aklınla. Sen farkında değilsin mutlaka, gece yarılarında düşüncelerim uyandırıyor yatağından seni. O gece yarıları dolaşman boş sokaklarda bu yüzden…

Kalbimin sol yanındasın, hiç çalamadığım bir melodi gibi… Sanırım bir zaman daha orada kalacaksın.

Belki bir ömür geçecek, belki saçlara aklar düşecek, ben seni yine bir yerlerde seveceğim ama sağ yanıma da birileri gelip mutlaka yerleşecek…

 

“Sevgili günlük” ilaç kadar etkili

Mayıs 15th, 2012

Hastanın şikayetlerini ve yiyip-içtiklerini yazdığı ‘migren günlüğü’ hastalığın kontrol altına alınmasında rol oynuyor.

Migreni tetikleyen faktörlerin iyi tanınması ağrı sıklığı ile şiddetini azaltmada en etkili yöntemlerden biri. Ancak her migren hastasının ağrıyı tetikleyen faktörleri farklı olabiliyor.

bu nedenle migren hastalarının ne yiyip ne içtiklerini not düştükleri “migren günlüğü” tutmaları ve ağrıdan önceki 1-2 gün süresince stres, koku, alkol veya kafein gibi tetikleyici faktörlere maruz kalıp kalmadıklarını not etmeleri gerektiğine dikkat çekiyor. Çünkü migreni tetikleyen faktörlerini iyi bilen ve onları engellemeye yönelik tedbirler alan migren hastalarının ilaç kullanmadan ağrıların sıklığı ile şiddetini azaltmaları mümkün olabiliyor.

‘AĞRI GÜNLÜĞÜ’ TEDAVİYE IŞIK TUTUYOR

Migren tanısı için öncelikle hastanın yakınmaları detaylı olarak dinleniyor. Hastanın ağrı özellikleri hakkında yeterli bilgi edinildikten sonra fizik ve nörolojik muayene bulgularına göre ileri tetkiklere gerek duyulup duyulmadığına karar veriliyor. Bazı hastalarda kan tahlilleri veya beyin tomografisi ya da manyetik rezonans görüntüleme gibi görüntüleme incelemelerinden faydalanılıyor. Ardından hastadan migren günlüğü tutması isteniyor. Bu günlükte ağrının sıklığı, süresi, yeri, karakteri (zonklayıcı, yanıcı, batıcı vs), ağrıyı arttıran ve azaltan faktörler ile kullanılan ilaçlar yer alıyor. Günlük takipler tedaviyi düzenleme açısından önemli olduğu gibi, hastanın da kendi ağrısını daha iyi tanımasına yardımcı oluyor. Bu şekilde daha sonra ortaya çıkan farklı baş ağrıları daha iyi ayırt edebiliyor.

MİGRENİ NELER TETİKLİYOR?

Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Geysu Karlıkaya, migreni tetikleyen faktörleri şöyle sıralıyor:

• Stres: En iyi bilinen migren tetikleyicilerinden birini oluşturuyor. Yapılan farklı çalışmalarda, yüzde 60-80 gibi yüksek bir oranda migren tetikleyicisi olarak tanımlanıyor ve en sık migren tetikleyicisi olarak yerini koruyor.

• Kafein/nikotin fazlalığı: Fazla kafein ve nikotin tüketimi migren ağrısını tetikleyebiliyor. Ancak bunun tersi de olabiliyor. Örneğin her gün belli bir miktarda kafein alan bir kişi aniden düzenli kafein alımını durdurursa ağrılar benzer şekilde tetiklenebiliyor.

• Kokular: Bazı parfümler, sigara, tiner veya boya kokusu migren tetikleyicisi olabiliyor.

• Uyku düzeninde değişiklikler: Hem uykusuzluk hem de fazla uyumak migreni tetikleyebiliyor. Geç yatılan bir gecenin sabahında ağrı olabileceği gibi, hafta içi her gün belli bir saatte uyanan kişi, hafta sonu 1-2 saat fazla uyuduğunda migren tipi baş ağrısı ile uyanabiliyor.

• Hormonlar: En iyi bilinen migren tetikleyicilerinden biri de, adet dönemi. Adet başlamadan 1-2 gün önce, adet ortasında veya adet sonlandıktan 1-2 gün sonra ağrı ortaya çıkabiliyor. Ağrı özellikle kandaki östrojen seviyesindeki ani azalmalar ile tetikleniyor. Bazı migrenlilerde ağrılar sadece adet döneminde ortaya çıkıyor.

• Parlak ışıklar ve yüksek ses: Parlak ışıklar ve yüksek ses migren ağrısını tetikleyebiliyor. Ayrıca migren ağrısı sırasında parlak ışıklara ve yüksek seslere karşı duyarlılık ortaya çıkıyor.

• Besin ve içecekler: Kuruyemiş, turşu, kurutulmuş meyveler, sosis vb. et ürünlerinde bulunan sodyum nitrat, eski peynirlerde bulunan tiramin, soya ve hazır çorbalar migreni tetikleyebiliyor. Bu besinlerin tüm migren hastalarına yasaklanmasına ise gerek yok. Sadece ağrıları bunlarla tetiklendiği net olarak gösterilen kişilerin ilgili besinlerden kaçınmaları öneriliyor. Daha önceleri çikolatanın da bir tetikleyici olduğu düşünülüyordu, ancak son yapılan çalışmalarda böyle bir ilişki kanıtlanamadı.

• Alkol: Alkol en iyi bilinen tetikleyicilerden biri. Kırmızı şarap ise migreni tetiklediği en net bilinen içecek.

• Hava değişiklikleri: Hava basıncında, ısısında veya nem oranında ani değişiklikler migreni tetikleyebiliyor. Migren hastaları özellikle havanın lodoslu olduğu zamanlarda ağrı sıklığında artış tarif ediyor.

• Ani ve yoğun fiziksel aktivite: Aniden ve yoğun fiziksel aktivite migreni tetikleyebiliyor.Çünkü ani ve hazırlıksız akitivite ile vücudun oksijen ihtiyacı hızla ve net olmayan mekanizmalar sonucunda migreni tetikleyebiliyor.

• Spor: Fiziksel aktivite konusunda da düzen önemli. Daha önce hiç yapılmamış bir fiziksel aktiviteye başlarken vücudun yavaş yavaş hazırlanması gerekiyor. Aşırı zorlamalarla tetiklenebilen migren ağrısını, aktivite öncesi 10 dakikalık bir ısınma süresi, yavaş yavaş arttırılan bir egzersiz programı ve spor sırasında yeterli sıvı alımı ile engellemek mümkün olabiliyor.

• İlaçlar: Doğum kontrol  hapları veya damar genişletici özelliğe sahip ilaçlar, migren hastalarında ağrıya sebep olabiliyor.

Sevgili günlük ilaç kadar etkili!

Forma girmek için yepyeni bir yol

Mayıs 15th, 2012

Güzel bir yüz, fit ve formda bir vücut tüm kadınların vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. Vücuttaki fazla yağlar, selülit ve sarkmalardan kurtulmak için şimdi yepyeni bir yol daha var.

Daha genç ve güzel görünmekle beraber kusursuz bir fiziğe de sahip olmak için çok çeşitli yöntemler kadınların imdadına yetişirken,Amerika’dan gelen ve Türkiye’de ilk defa uygulanmaya başlanan Exilis CRT yöntemi ile hem yüzde hem de vücutta aynı anda işlem yapılabiliyor. Vücuttaki yağ fazlalıkları, sarkmalar ve selülitlerle beraber yüzdeki sarkma ve gevşeklikler de aynı anda çözüm buluyor.

Sistemin sahip olduğu patentli, benzersiz dual enerji teknolojisi sayesinde 4 seansta vücudu yeniden şekillendirdiğini, yağ volümünü azalttığını ve incelttiğini, selülitlerde belirgin bir azalmanın etkili ve acısız bir yöntemle gerçekleştiğini ifade etti.

”Amerika ile eş zamanlı olarak Türkiye’ye getirilen bu yeni cihazda, vücut şekillendirme yöntemleri arasında tercih edilen Radyofrekans, ultrasound ve criyo sistemleri tek cihazda bir arada. Kısa sürede benzersiz sonuçlara ulaşılan Exilis CRT ile mükemmel vücutlar çok daha ulaşılabilir durumda.” dedi.
doktor ve uygulanan hastaların puanlaması ile selülit tedavisi, bölgesel yağlanmalar, yüzdeki sarkma, gevşeklik tedavileri arasında %86 gibi yüksek bir kullanıcı memnuniyeti ile benzerleri arasından sıyrılarak açık ara etki ve memnuniyet sonuç anlamında 1.sıraya yerleştiğini ifade etti.

”Bu teknolojide, ultrasoundun mekanik etkisi, radyofrekansın dokuyu kontrollü bir biçimde ısıtması prensibi ve cooling-cilt soğutma yöntemlerinden faydalanılmaktadır. Sistemde, Ultrasound ve radyofrekans enerjilerinin mekanik etkisi sayesinde dirençli olan dokuya erişilebilinmekte ve burada olumlu etki sağlanmaktadır. EXILIS CRT in hedefi derinlerdeki yağ tabakalarıdır ve buraya ulaşırken yüzeydeki soğutucu ‘contact cooling’ cilt sıcaklığını düzenleyerek bölgesel yağlanmalarda, selülit tedavisinde, yüz sarkma ve gevşekliklerinde sağlıklı cilt yapısını korumaya,daha derine inmeye, güvenli uygulama yapmaya olanak tanımaktadır.

EXILIS CRT kullandığı Radyofrekans enerjisinin olumlu etkisi ile hedeflediği derin dokuları ısıtarak metabolik aktivitenin başlamasına ve uygulandığı alandaki yağ fazlalıkları sarkma ya da selülit bölgesinde lipolizin hızlanarak yağ hücrelerinin hacminin azalmasına, yağ tabakasında kırılmalar oluşmasına neden olmaktadır. Uygulamanın diğer bir parçası olan ultrasondun mekanik etkisi ile de fibrotik matrix yağ yapıları açılarak yağ hücrelerinin parçalanması ve bu sayede bölgesel yağlanma ve selülit tedavisinde olumlu etkilere çok daha kısa sürede ulaşılması sağlanmaktadır.”dedi.

1.5 Ay Sonra 2 Beden İncelme

Uygulama sonrası detaylara de değinen Emre Çiçek,”Uygulamanın hemen ardından olumlu etkilerin açıkça görülebildiği EXILIS CRT için tavsiye edilen 4-6 seanslık bir süreç. 7-10 gün aralıklarla yapılan ve yaklaşık 45 dakika süren uygulama sırasında hiç acı duyulmuyor ve kişi uygulamanın hemen ardından günlük yaşamına dönebiliyor. 1-1.5 ay sonunda ortalama 2 beden yağdan incelme yağ volümünde azalma, sarkmalarda toparlanma, selülit görünümünü tedavi ettiği gözlemlenmektedir” dedi.

Yüz gençleştirme seanslarında facial rejunevation cilt ‘gençleştirme’ amaçlı kullanılan en yeni teknoloji olduğunu ifade eden,”Sisteme adını veren  -Collagen Refill Tecnology – CRT’ sayesinde  ilerleyen yaşla birlikte cildin kaybettiği collagen geri kazandırılıyor. Bu kazanım süreci sistemin kullandığı patentli dual enerji akışıyla oluşuyor. EXILIS CRT, Cilt yoğunlunun artması ve yenilenen collagen artışı ile birlikte gelen dermal kalınlaşma sayesinde ciltteki sarkmaların, yanaklardaki ve gıdı bölgesindeki sarkmaların toparlanmasını, cilt görünümünün ve yüzün dolgun , genç ve güzel’bir görünüme kavuşmasını sağlıyor.

Uygulamanın hemen ardından olumlu etkilerin açıkça görülebildiği EXILIS CRT, için tavsiye edilen 4-6 seanslık bir süreç. 7-10 gün aralıklarla yapılan ve yaklaşık 45 dakika süren uygulama sırasında hiç acı duyulmuyor ve kişi uygulamanın hemen ardından günlük yaşamına dönebiliyor. Ve özel sistemi sayesinde kolay uygulama sağlıyor ve RID yağ azaltma konseptiyle en hızlı tedavi sürecini başlatıyor. Başlığa gömülü ısı ölçüm (DTC) ve enerji akış zinciri kapama sistemiyle (EFC), ciltte yanma riskini sıfıra indiriyor. Amerika’nın en çok tercih edilen cilt gençleştirme ve vücut yenileme bölgesel yağlanma ve selülit tedavisi sistemi EXILIS CRT’dir” diye konuştu…

Forma girmek için yepyeni bir yol

 

Bu besinler unutkanlığı önlüyor

Mayıs 14th, 2012

Unutkanlık artık sadece ileri yaşlarda değil, her yaş grubunda görülen bir sorun. Günlük hayatın koşuşturması, yoğun iş temposu ve stres nedeniyle sık karşılaşılan unutkanlıktan korunma yollarından biri de doğru besinleri seçmek.

Çeşitli hastalıkların yanı sıra modern yaşamın getirdiği yoğun çalışma temposu, stres  ve hatalı beslenme  gibi olumsuz şartlar yüzünden unutkanlık artık her yaşta sık görülen bir sorun haline geldi.

Unutkanlıktan korunmada bazı besinlerin düzenli tüketilmesinin önemine vurgu yapan , özellikle yabanmersini gibi orman meyveleri ve omega 3′ten zengin bir beslenme programı uygulanması gerektiğine dikkat çekiyor. Fiziksel ve zihinsel aktivite sıklığının da önemli olduğunu söyleyen İçingür’ün beyni çalıştırmak ve hafızayı güçlü kılmak için önerileri ise şöyle:

2-3 YEMEK KAŞIĞI YABAN MERSİNİ

Her gün 5 porsiyon sebze ve meyve tüketin. Güçlü bir hafıza için porsiyonlardan biri mutlaka orman meyvesi, özellikle de yaban mersini olsun. Çünkü yabanmersini, bol miktarda içerdiği ‘polifenol’ sayesinde beyin hücrelerine saldıran serbest radikallerle savaşabiliyor. Günde 2-3 tepeleme yemek kaşığı, yani yaklaşık 30 gram yaban mersini tüketmeniz yeterli gelecektir. Eğer tazesini bulamazsanız kuru yabanmersini de yiyebilirsiniz. Ancak satın alırken mutlaka tadına bakıp şeker oranını kontrol edin. Ayrıca elma, böğürtlen, kiraz, kırmızı erik, ahududu, çilek en iyi antioksidan kaynaklarını oluşturuyor. Kayısı, kırmızı ya da yeşil üzüm, portakal, kırmızı greyfurt, şeftali, armut ve mandalina da çok güçlü antioksidanlardan. Muz, kivi,mango ve nektari de bol antioksidan içeriyor.

2 PORSİYON BALIK

Omega 3 yağ asidinden zengin, trans yağ asitlerinden fakir bir beslenme düzeni beyin sağlığı açısından oldukça önem taşıyor. Yapılan araştırmalarda, omega 3 yağ asitlerinden zengin beslenmenin Alzheimer riskini azalttığı ortaya kondu. Unutkanlığı önlemek için haftada 2 gün balık yemek şart. Eğer balık tüketemiyorsanız günde 1 gram omega 3 takviyesi almanızda fayda var. Ancak omega 3 yağ asidinin tüketim miktarı yaşa ve hastalık durumuna göre değişebiliyor. Bu nedenle günde ne kadar takviye almanız gerektiğini doktorunuza mutlaka danışın.

3 ADET CEVİZ

Ceviz de omega 3 yağ asidi açısından en zengin kaynaklardan biri. Güçlü bir hafızaya sahip olmak için günde 3 adet ceviz tüketmek, yaşlılıkdönemine yapacağınız en büyük yatırımlardan biri olacak.

3 KEZ KIRMIZI ET

Araştırmalar özellikle B, C, D ve E vitaminlerine ağırlık verilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Sağlıklı beslenme kurallarına uyulduğunda tüm bu vitaminler doğal yollardan alınabiliyor. Yoğun iş temposu, ağır çalışma koşulları ve doğal yetiştirilmeyen besinler nedenleriyle özellikle B 12 vitamini eksikliği ortaya çıkıyor. Haftada 3 kez kırmızı et, günlük süt, yoğurt peynir ve yumurta tüketimi vücuda yeterli B12 vitamini alınmasını sağlıyor.

1 KÂSE TAHIL

E vitamini beyin sağlığı açısından en temel antioksidanlardan birini oluşturuyor. Bu vitamin özellikle tahıllarda bolca yer alıyor. Bu nedenle bulgur, esmer pirinç, buğday, karabuğday, çavdar, yulaf gibi besinlere günlük diyetinizde mutlaka yer verin. E vitamini aynı zamanda ıspanak, kabak, semizotu ve lahana gibi yeşil yapraklı sebzeler; zeytinyağı, fındık, ton balığı, sardalya, yumurta sarısı, domates ve patateste de bol miktarda bulunuyor.

KIRMIZI ŞARAP, ÇAY VE BİTTER ÇİKOLATA

Polifenol olan bitter çikolata, çay ve kırmızı şarap da beyni genç tutan besinlerden. Ancak kalorileri yüksek olduğu için sınırlı miktarda tüketmeyi de unutmayın.

BUNLARI DA UNUTMAYIN!

Fiziksel aktivite şart: Beslenmenin yanı sıra fiziksel aktiviteyi de unutmayın. Haftada 3 defa 45 dakika egzersiz yapmaya özen gösterin.

Bulmaca çözün, kitap okuyun: Beyin egzersizi yaptıracak aktiviteler ile uğraşın. Santraç, bulmaca ve kitap okumak beyin için en ideal etkinlikler arasında yer alıyor.

Günde 15 dakika güneşe çıkın: D vitamini de beynin genç kalmasını sağlayan vitaminlerden. Bu vitamin için en etkili kaynak ise güneş ışığı. Her gün 15 dakika güneşlenmek vücuttaki D vitamini sentezini arttırarak eksikliğini önleyebiliyor.

Trans yağlardan kaçının: Trans yağlardan kaçınmak sağlıklı beslenme stratejisinde önemli bir yere sahip. Hazır paketlenmiş yağlı bisküviler, cipsler, rafine gıdalar, faast food ve kızartmalardan uzak durmak unutkanlığa karşı dikkat etmeniz gereken en önemli kuralları oluşturuyor…

Bu besinler unutkanlığı önlüyor

 

Sağlıklı uyku, beyni resetliyor

Mayıs 14th, 2012

Uyku sırasında dışarıya kapattığımız sistem, kendini yeni güne hazırlıyor, bir anlamda yeniliyor.

uyku sırasında zihinsel fonksiyonların istirahatinin söz konusu olmadığını belirterek, “Uyku, dinamik bir istirahat durumudur. Uyku sırasında ’Beyin kendini resetliyor’ diyebiliriz. Uyku sırasında dışarıya kapattığımız sistem, kendini yeni güne hazırlıyor, bir anlamda yeniliyor” dedi.

Kırpınar, uykunun ruh ve beden sağlığı için çok önemli olduğunu belirterek, değişik şekillerde uyku sorunu yaşayanlarda, belli bir miktarın altında veya üstünde uyuyanlarda performans düşüklüğü, stres, anksiyete,depresyon, kalp krizi, hipertansiyon, diyabet, obezite gibi hastalıkların arttığını söyledi.
Zannedildiğinin aksine uyku sırasında zihinsel fonksiyonların kesin bir istirahatinin söz konusu olmadığını, rem uykunun bazı dönemlerinde beyin etkinliğinin uyanıklık kadar hatta daha fazla olduğunu belirten Kırpınar, uykunun, dışarıdan gelen birtakım fiziksel ya da psikolojik etkilenmelere kapalı bir ortamda, insanın bedensel ve ruhsal uyaranlarıyla faaliyeti olarak tanımlanabileceğini kaydetti.

uyku sırasında kalp ve akciğer gibi beynin de çalışmaya devam ettiğini, rüyaların da bunun kanıtı olduğunu ifade ederek, “Uyku, basit bir dinlenme değildir. Uykunun çeşitli dönemleri var. Bunların içinde ’rem uykusu’ diye bilinen, kalp atışları, solunum ve göz hareketlerinin hızlandığı dönemde insan hem bedensel, hem de ruhsal olarak uyanıklık durumundan daha da etkinleşir. Rem uyku dönemi hem bedensel, hem ruhsal olarak en yoğun olduğunuz dönemdir. En çok rüya bu dönemde görülür, aynı zamanda en derin uyku dönemidir. Biz genellikle o dönemde uyanırsak rüyaları hatırlarız” diye konuştu.

-İdeal uyku, 6 ile 8 saat-

Türkiye’de yapılan çalışmaların, insanların yüzde 75’inin 6 ile 8 saat arasında uyuduğunu ortaya koyduğunu belirterek, bunun erişkin bir insan için gerekli olan miktar olduğunu söyledi.

Uykunun, bedendeki pek çok hormon ile diğer sistemlerin belli bir devrede çalışmasını sağlayan, dış uyaranlara kapalı, aktif bir dinlenme dönemi olduğunu belirten Kırpınar, şöyle konuştu:

“Uyku sırasında bir taraftan birtakım beyin yapıları, beyindeki bilgi alışverişini sağlayan maddelerin düzeni devam ediyor, bir taraftan da bunlar değişerek, yenileniyor. Uyku, dinamik bir istirahat durumudur. Uyku, gündüz bir yere uzanarak yapılan dinlenmeden çok farklı bir şey. Uyku sırasında ’Beyin kendini resetliyor’ diyebiliriz. Uyku sırasında dışarıya kapattığımız sistem, kendini yeni güne hazırlıyor, bir anlamda yeniliyor. Uykunun bazı dönemlerinde beyin daha çok çalışıyor.”

-”İnsanların yüzde 30-35’inin uyku sorunu var”-

Herkesin hayatının bir döneminde uyku ile problem yaşadığını belirten Kırpınar, “Tanı düzeyinde insanların yüzde 30-35’inin uyku sorunu var. Yaş arttıkça uyku ihtiyacı azalıyor ama uyku sorunları da artıyor” dedi.

kaliteli bir uyku için yapılması gerekenleri de şöyle sıraladı:

“- Akşam saatlerinde çay, kahve içilmemeli, nikotin gibi uyarıcı etkisi bilinen maddelerden uzak durulmalı.
- Hafif bir akşam yemeğe yenilmeli.
- Yorucu olmamak kaydıyla egzersiz ve yürüyüş yapılmalı.
- Yatak odasının ışıksız ve sessiz olması, alışkanlıkla ilgili bir şey. Uyunacak yer, ses ve ışık açısından uygun olmalı.
- Yatak odası, uyku için kullanılmalı. Kişi 15-20 dakika uyuyamayınca yatağı terk etmeli ve uykusu gelince tekrar yatmalı.
- Yatağa birtakım sıkıntı ve düşünce ile girilmemeli. Sıkıntı ve stres verecek durumlar bilinçli olarak zihne getirilmemeli.
- Uyumadan önce süt, peynir ve yoğurt gibi gıdalar tüketilmeli.
- Alışılan uyku karakterini sağlamak gerekiyor. Yatma saati kişisel farklıklar gösterebilir ama ritmin korunması açısından her sabah, hafta sonları dahil aynı saatte uyanılmalı.
- Uyku odası, ağır bir çalışma mekanıdır. Mümkün olduğunca rafine bir oda olmasında yarar var. Lavanta, gül gibi rahatlatıcı kokular rahat uykuya dalmayı sağlayabilir.”

her uykusuzluk çekildiğinde ilaçlara sarılmanın çok yanlış olduğunu vurgulayarak, “İdeal bir uyku ilacı yoktur. Uyku sorununa neden olan duruma göre hekimlerin önerecekleri ilaçlar olur. Sadece uyku için geliştirilen bir ilaç yoktur. Hemen uyku ilacına sarılmak yerine basit önlemler almak daha önemli” diye konuştu…

Sağlıklı uyku, beyni resetliyor

Enerji içecekleri diş düşmanı

Mayıs 14th, 2012

enerji ve spor içeceklerinin gençlerin diş sağlığını olumsuz etkilediği ortaya çıktı. 9 farklı spor ve 13 farklı enerji içeceğini inceleyen bilim insanları, bu markalardaki asit ve şeker oranlarını ölçtü. Araştırmada birbirlerine yakın oranlarda şeker oranı bulunan enerji içeceklerinin dişlerde erozyona neden olduğu belirlendi.

Beş gün boyunca bu içeceklere maruz kalan kişilerin diş minelerinde zarar meydana geldiği kaydedilirken, enerji içeceklerinin spor içeceklerine göre iki kat daha zararlı olduğu da yine araştırma sonucu ortaya çıktı…

Enerji içecekleri diş düşmanı

Terim’den ilk mesaj

Mayıs 13th, 2012

Spor Toto Süper Final’de Fenerbahçe ile 0-0 berabere kalarak şampiyonluğa ulaşan Galatasaray’da Teknik Direktör Fatih Terim, şampiyonluğun sarı-kırmızılı camiaya hayırlı olmasını diledi.

yaptığı açıklamada,Fatih Terim  şampiyonluk maçında kendileriyle olamayan tüm Galatasaraylı taraftarlar için elini kalbine götürdüğünü kaydederek, “Söz verdim, onları hissedeceğimi söylemiştim. Onların da bizi hissettiğine inanıyorum. Tüm taraftarlarımıza hayırlı  olsun. Her şey için çok da teşekkür ediyorum” dedi.

“Bu sezon unutamadığınız bir maç var mı?” şeklindeki soruyu ise Terim, şöyle yanıtladı:

“Bu soruyu cevaplamak çok zor. Ancak çok güzel bir yıl geçirdiğimizi düşünüyorum. Benim verdiğim söz, Galatasaraylıların kaybetse de gurur duyacakları bir takımdı. Nitekim kaybetse de gurur duyacakları bir takım çıktı ortaya. Bir maçı diğerinden ayırt etmek çok zor. Muhakkak kırılma anları vardır ama bunu şu anda tam olarak söyleyemem. Bir sene için taraflı tarafsız herkesin beğenisini kazanan oyuncularımı canı yürekten kutluyorum. Başkanımıza, yönetim kurulumuza teşekkür ediyorum. En büyük teşekkürü Galatasaray taraftarına ediyorum.”

Eşi ve kızlarının şampiyonluğun ardından kendisini aradığını ifade eden Terim, “Başarınızda pay sahibi olan eşinize ve kızlarınıza bir mesaj göndermek ister misiniz?” şeklindeki soru üzerine, sosyal medyada kızı Buse Terim’e yönelik hakarete varan ifadelere değinerek, “Onların terbiyesizliğini başka bir zamana bırakalım” dedi. Terim, “Uzun maratonda acı günleriniz oluyor, tatlı günleriniz oluyor. Güzel günleri başkalarıyla paylaşıyorsunuz ama güzel olmayan günleri ailenizle paylaşıyorsunuz. Onlar bana çok büyük destek verdiler. Fulya’ya ve kızlarıma sonsuz teşekkür ederim” ifadelerini kullandı..

Terimden ilk mesaj

Ben Gittikten Sonra

Mayıs 13th, 2012

Yağmurlu bir gün değildi ama öylesine hüzünlü bir akşam vakti çıkıp gittim hayatından. Sen gittiğimi fark etmedin gerçi, gözünde kızgın alevlerle hala tartıştığımız yerde duruyordun.

Ben Gittikten Sonra

Suratıma attığın tokatla birlikte, yüreğim çıktı sanki yerinden, ayaklarımın dibine cam bir vazo gibi düşüp parça parça oldu. Sen hala bağırıyordun, önünde ağlamamak için fırladım çıktım evden. Hep o anı düşündüm, bana nasıl el kaldırabildiğini aklım almadı.

Yıllarca yaşadığımız iyi kötü anıdan sonra, ne kalleş bir tavırdı? Üstelik sen haksızdın! Beni aldatmıştın işte; delilli, ispatlı, kulaklarımla duymuştum cebinde açık kalan telefondan….

Ne o geceyi unutabildim, ne telefonda o kadınla yaptığınız kahkaha dolu sohbeti aklımdan atabildim. Aslında sen o gece kendine bir tokat attın. Kızdığın ben değildim, bütün hıncın yakalandığın için kendine, yakaladığım için banaydı belki de…

Oysa ben seni en zor günümde sırtımda taşıdım. Övünmek için değil, yermek için değil, seni aşağılamak için hiç değil; sadece anlamak için soruyorum, hangi vicdan yapılanları böyle kolay unutur?

Efendi gibi çıkıp gitseydin, kal demezdim. Bitti sevmiyorum deseydin, alnından öper ellerimle yolcu ederdim. Ruhunda çapkınlık vardı belki, ona da eyvallah ama benim takıldığım vicdanın. Ne kadın, ne erkek olmanın sorgusu bu, insanlığına yakıştıramadım.

Üstünden bunca yıl geçti, şimdi herkese beni ne kadar sevdiğini söylüyormuşsun. Ne kadar pişman olduğunu anlatıyormuşsun. Benim kıymetimi bilemediğin için kafanı taşlara vuruyormuşsun. Birileri araya girerse, bir barıştırırlarsa ikimizi, bir daha asla üzmeyecekmişsin beni. Hatta yeniden aşık ettirecekmişsin bana kendini.

Ah be sevgili! Ben kül olduktan sonra yangına su getiriyorsun. Ağlamaktan kurumuş kanamış gözlerime, şimdi mendil mi veriyorsun? O gece parçalanıp düştü kaldı orta yere yüreğim, şimdi nereden bulup da kendini yeniden sevdiriyorsun?

 

İlk 4 dakika çok önemli

Mayıs 12th, 2012

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz futbol sahasında, okulda, alışveriş merkezlerinde gerçekleşen ani kalp ölümlerinde ilk 4 dakikada yapılacak müdahale, kişinin ölümle yaşam arasındaki sınırın neresinde kalacağını belirliyor.

Ani kalp ölümleri sık sık gündeme gelir ve ilk anda ne yapılması gerektiği sorusunu da beraberinde getirir. Özellikle futbol maçları heyecanlı atmosferi nedeni ile hem oyuncular hem de tribünlerdeki izleyiciler için risk oluşturabiliyor. ani kalp krizi esnasında basit uygulama sistemi ile ön plana çıkan otomatik kalp şoklama cihazı, defibrilatörün ilk müdahale olarak hayati önem taşıdığını söylüyor.

Ani kalp ölümlerinde ilk 4 dakikanın çok önemli olduğunu belirten Ulusoy ani kalp ölümlerini, “Kalbe bağlı bir neden sonucu şikâyetler başladıktan kısa bir süre sonra beklenmedik bir şekilde gelişen ölüm” olarak tanımlıyor.

yılda yaklaşık 300-400 bin ölüm vakası olduğunu, bu şekilde ölenlerin yaklaşık yüzde 80’inin koroner arter hastası olduğunu vurgulayan , müdahalede ilk 4 dakikanın önemini şöyle anlatıyor:

“Kalp hastalığının genellikle ilk başlangıç bulgularından yaklaşık yüzde 25’i ani kalp ölümü şeklindedir. Ani kalp ölümü gelişen vakalarda ilk 4 dakika çok önemlidir. Çünkü bu zaman süresinde vakaların yüzde 95’inde ani kalp ölümünden sorumlu olan durum ölümcül ritim bozukluğu, yani bizim ‘ventrikül fibrilasyonu’ dediğimiz durumdur. Asistol denilen ve kalbin durması olarak tarif edilen durum ise vakaların yüzde 5’inde saptanmaktadır. Yaklaşık olarak 7. dakikadan sonra ölümcül ritim bozukluğunun (ventrikül fibrilasyonu) saptanma oranı yüzde 70 seviyesine gerilemektedir. Kalbin çok aşırı derecede elektriksel uyarı çıkarması en sık gelişen ani kalp ölüm nedenidir. Bu ölüm nedeni ‘fibrilasyon’ olduğundan, elektriksel olarak bu durumun geri çevrilmesi işlemine ‘defibrilasyon’, bunu yapan cihaza da otomatik kalp şoklama cihazı diyoruz.”

STADYUMLARDA MUTLAKA BULUNMALI

Doç. Ulusoy’un verdiği bilgiye göre koroner arter hastalığının toplumda görülme sıklığı yaklaşık yüzde 6. Yaş devreye girdiğinde oran 65 yaş ve üzerinde yüzde 19.8, 45-64 yaş arasında yüzde 7.1, 18-44 yaş arasında da yüzde 1.2 oluyor. Erkekler bu konuda daha şanssız, çünkü hastalığın yaklaşık görülme oranı erkeklerde yüzde 7.8, kadınlarda yüzde 4.6.

“Bu rakamlar sonucunda düz bir mantık yürütüldüğünde, örneğin; 60 bin kişinin stadyumda izlediği bir futbol maçında ortalama 3 bin 600 insan potansiyel olarak belirlenebilir” diyen Ulusoy, otomatik kalp şoklama cihazının özellikle stadyumlarda ve havalimanlarında bulunması gerektiğini söylüyor:

“Bu cihaz ilk 4 dakika içerisinde yüzde 74 oranında kurtulma şansı sağladığından bu tür alanlarda bulundurulmasının uygun olduğu kaçınılmazdır ki; yurt dışında bunun yaygın örnekleri bulunmaktadır. Yurdumuzda henüz stadyumlarda bulunmamakla beraber, bugün dört önemli uluslararası havaalanımızda (İstanbul Atatürk, İzmir,Antalya, Ankara) bu otomatik kalp şoklama cihazından birer adet bulunmaktadır. Bu cihazın kullanımından korkulmaması ve daha da yaygınlaştırılması gerekmektedir.

ANİ ÖLÜMLER ÖNLENEBİLİR

Bu cihazları kullanmak için çok kapsamlı bir kursa gerek olmadığını söyleyen Ulusoy’un cihazın kullanımıyla ilgili verdiği bilgiler ise şöyle: “Özellikle otomatik çalışan cihaz, herhangi bir kişi tarafından pedleri vasıtası ile vakanın göğsüne yapıştırılır. Cihazın kendisi hastanın EKG’sini çekip onu monitörize ederken, defibrilasyon işlemi için gerekli olan programını çalıştırarak gerekli gördüğü anda hastayı otomatik olarak şoklamaktadır.

Cihaz ölümcül ritim bozukluğunu tespit ettiği zaman alarmı çalışmakta, böylece modeline göre otomatik olarak veya cankurtaran kişi olarak cihazın şoklama düğmesine basarak hastayı şoklama işlemi gerçekleştirilmektedir. İlk 3 dakikada yapılan kalbin şoklanması ile bu durumdan yüzde 74 oranında kurtulma sağlanmaktadır. Daha ilerleyen bir süre oluştuğunda ise bu oran yüzde 40 seviyesine inmektedir. Otomatik çalışan bu cihaz yardımı ile elektriksel olaylar sonucu gelişen basit ölümlerin önüne geçmek mümkündür.”

BU ALANLARA OTOMATİK KALP ŞOKLAMA CİHAZI BULUNMALI

toplum sağlığının korunması ve basit ölümlerin önlenebilmesi açısından otomatik kalp şoklama cihazı konulmasını önerdiği yerler arasında ise:

• Stadyumlar, kapalı spor  salonları, açık hava spor kompleksleri,
• Havaalanları, tren garı, otobüs terminali, limanlar, okullar,
• Alışveriş merkezleri, oteller, tatil köyleri, siteler,
• Uçak, tren, gemi,
• Eğlence merkezleri yer alıyor…

İlk 4 dakika çok önemli