Archive for Aralık, 2009
Cehennemi gormeye hazirmisiniz?
Perşembe, Aralık 24th, 2009
Yanlış anlamayın sakın, bu cehennem Dante’nin Cehennemi. (Dante’s İnferno) E3 fuarının yaklaşmasıyla oyunların yeni videoları da bir bir ortaya çıkmaya (daha fazla…)
Kupayi Kazanmak Istiyoruz
Perşembe, Aralık 24th, 2009‘Kupayı kazanmak istiyoruz”Fenerbahçe’de Bekir İRtegün, Altay maçı sonrası açıklamalarda bulundu.
İrtegün “Bugün ciddi oynadık, tempo düşüktü belki ama net skorla kazandık. Son maçımızda yüksek tempo vardı. Şimdi tatil yapacağız ve ikinci yarıya daha iyi hazırlanacağız. Ankaragücü maçından beri bir çıkışımız var. Belki iyi oyun anlamında değil ama iyi mücadele ederek gereken skorları alıyoruz. Hedefimiz kalan her maçı kayıpsız şekilde bitirmekti. Bunu da başardık. . Maç toplantısında da hocamız ciddi uyarılar yaptı. Biz de arkadaşlarımızla konuştuk ve sahaya çıkarak oyunumuzla kazanmayı bildik” diye konuştu.
Bekir İrtegün ayrıca, “Sağ bek mevkiinde elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Burada daha tempolu oynamam gerekiyor. Biraz eksiğim var ama bunu da düzeltmem zamanla ilgili. Elimden geldiğince takımıma katkı vermek istiyorum. Stoper normal mevkiim de olsa hocamın görev verdiği her mevkiide oynayacağımı düşünüyorum. Tabii ki daha sık oynamakla da performansım artacaktır. Son maçlarda gerektiği gibi oynadığıma inanıyorum, umarım daha iyi olacağım” dedi.
İrtegün, “Şimdi iyi bir tatil yapıp stresi üzerimizden atacağız. İkinci yarı çok çetin geçecek. Ligde şampiyon olmak, Avrupa Ligi’nde de güzel şeyler yapmak, kupayı da almak istiyoruz, bu anlamda ikinci devre zor geçecek. Güzel bir çalışma dönemine gireceğiz ve umarım yeni yılda taraftar, camia olarak mutlu bir ikinci yarı geçireceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.
Nefes
Çarşamba, Aralık 23rd, 2009
MEB, 9 Bin 820 Öğretmeni Atadı
Çarşamba, Aralık 23rd, 2009
Burada konuşan Bakan Çubukçu, eğitim sistemine giren her öğretmenin bakanlık olarak varmak istedikleri hedeflere bir adım daha yaklaşmaları nedeniyle anlam ve önem taşıdığını vurguladı.
Dünyanın büyük bir hızla değiştiğini belirten Çubukçu, bu süreçte bilgi çağının kendine özgü koşullarının kritik düşünebilen, sorun çözmede farklı yaklaşımlar getirebilme becerisi kazanmış bireyler yetiştirilmesini gerekli kıldığını ifade etti.
“Bu bireyleri yetiştirecek olanlar dün olduğu gibi bugün de gelecekte de öğretmenler olacaktır” diyen Bakan Çubukçu, şöyle devam etti: “Eğitim teknolojilerindeki hiç bir gelişme öğretmenlerin işlevini azaltmıyor aksine her birimiz içimizdeki ‘bir şey’ olma kapasitesini ortaya çıkarmak ve geliştirmek için öğretmenlerin rehberliğine daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Ama ihtiyaç duyduğumuz öğretmen altını çizerek söylemeliyim ki nitelikli öğretmendir. Öğretmenlerimiz, öğrencisinin ilerisinde olmalı, ona yol gösterebilmeli, danışmanlık ve kolaylaştırıcılık rolü oynamalı, bilginin güç olduğu gerçeğini bin an olsun unutmayarak becerilerini bir öğrenci gibi geliştirmeli, her zaman niteliklerini artırma arayışı içinde olmalıdır. Önümüzdeki süreçte daha sıklıkla duyacağımız hayat boyu öğrenme alışkanlığını önce öğretmenlerimizin kazanması gerekiyor ki, öğrencilerine, topluma iyi bir rehber ve rol model olsunlar.”
Öğretmenlik mesleğinin geliştirilmesine ilişkin her hizmetin, her destek ve yatırımın diğer alanlara yapılan yatırımlardan daha önemli, öncelikli ve değerli olduğunu söyleyen Bakan Çubukçu, bu çerçevede Bakanlığın yürüttüğü projeleri anlattı.
Öğretmen atamalarına ilişkin her türlü işlemin artık elektronik ortamda yapıldığına işaret eden Çubukçu, bu çerçevede artık iş takipçiliğinin ortadan kalktığını kaydetti.
MEB’e bağlı resmi eğitim kurumlarında 542 bin 231′i kadrolu, 68 bin 647′si sözleşmeli toplam 610 bin 878 öğretmenin görev yaptığını belirten Bakan Çubukçu, 2003 ve 2009 yılları arasında 227 bin 702 öğretmen ataması yapıldığını anlattı.
Bakan Çubukçu, şöyle devam etti: “Bakanlığımız öğretmen ihtiyacına yönelik olarak 2010 yılında da öğretmen atamalarına devam edecektir. Bakanlığımızın 2010 yılı öğretmen ihtiyacının giderilmesine yönelik çalışmaları sürmektedir. 2010 Bütçe Kanunu’nun 22. maddesindeki yüzde 25 oranının yüzde 100′e çıkarılması için Maliye Bakanlığı nezdinde girişimler devam etmektedir. Yine 22. maddedeki rezervden ayrılan kadrolar ile öğretmen ihtiyacının karşılanamaması durumunda Bakanlığın ilave kadro kullanımını sağlayacak bir düzenlemenin Bütçe kanunu kapsamına alınması teklifinde bulunulacaktır. Böylece 2010 yılı öğretmen ihtiyacının büyük oranda karşılanması planlanmaktadır.”
Bakan Çubukçu, öğretmenlere de şöyle seslendi: “Bugün yapılacak kadrolu öğretmen atamasıyla 2009-2010 eğitim-öğretim yılı faaliyetlerinin ders yılı sonuna kadar etkili, verimli ve kesintisiz şekilde yürütülmesi sağlanmış olacak. Görev alacak kadrolu öğretmenlerimizden bu hassasiyetimizi bizimle paylaşarak, kendilerini bekleyen öğrencilere hizmet ermek üzere mümkün olan en kısa sürede görevlerine başlamalarını rica ediyorum. Her birinizin öğretmenlik mesleğine ve ülkemizin yarınlarına hem kendinizi hem de öğrencilerinizi yenileyerek, yetiştirerek katkıda bulunacağınıza yürekten inanıyorum.”
MEB Personel Genel Müdürü Necmettin Yalçın da 10 bin kadro için 37 bin 228 başvuru yapıldığını, bunlardan 35 bin 175′inin başvurusunun onaylandığını bildirdi. Yalçın, atanan öğretmenlerin yarından itibaren göreve başlayabileceklerini ifade etti.
Konuşmaların ardından Bakan Çubukçu, salonda bulunan öğretmen adaylarından ve diğer katılımcılardan birer numara söylemelerini isteyerek oluşturulan 9 haneli başlangıç numarasıyla atamaları başlattı. Bilgisayar kurası sonucunda 10 bin kadroya koşulları uygun olan 9 bin 820 öğretmen tercihlerine göre atandı. Atamalar sırasında ekrandan atandıkları yerleri gören adaylar, birbirlerine sarılarak sevinçlerini paylaştı.
Herkes Icin Biraz Mutluluk
Çarşamba, Aralık 23rd, 2009Jerry, çevresindekilerin çok sevdiği insanlardan biriydi.
Keyfi her zaman yerindeydi. Her zaman söyleyecek olumlu
bir şey bulurdu. Hatta bazen etrafındakileri çıldırtırdı bile.
Bu adam, bu halde bile nasıl iyimser olabiliyor? Birisi nasıl
olduğunu sorsa; “Bomba gibiyim” diye yanıt verirdi hep..
“Bomba gibiyim.” Jerry bir doğal motivasyoncuydu…
Yanında çalışanlardan biri, o gün, kötü bir günündeyse,
Jerry yanına koşar, duruma nasıl olumlu bakılacağını anlatırdı.
Bu tarzı fena halde düşündürüyordu beni… Bir gün Jerry’ye
gittim. Anlayamıyorum dedim.. Nasıl olur da, her zaman,
her koşulda bu kadar olumlu bir insan olabiliyorsun…
Nasıl başarıyorsun bunu?
Her sabah kalktığımda kendi kendime Jerry bugün iki
seçimin var: Havan ya iyi olacak, ya kötü.. derim.
Havamın iyi olmasını seçerim. Kötü bir şey olduğunda gene iki
seçimim var: Kurban olmak, ya da ders almak.
Ben başıma gelen kötü şeylerden ders almayı seçerim.
Birisi bana bir şeyden şikayete geldiğinde, gene iki seçimim var..
Şikayetini kabul etmek ya da ona hayatın olumlu yanlarını
göstermek. Ben hayatın olumlu yanlarını seçerim.
Yok yahu, diye protesto ettim. Bu kadar kolay yani?
Evet.. Kolay dedi Jerry.. Hayat seçimlerden ibarettir.
Her durumda bir seçim vardır. Sen her durumda nasıl
davranacağını seçersin. Sen insanların senin tavrından nasıl
etkileneceklerini seçersin. Sen havanın, tavrının
iyi ya da kötü olmasını seçersin…
Yani sen, hayatını nasıl yaşayacağını seçersin!..
Jerry’nin sözleri beni oldukça etkiledi. Onu, uzun yıllar
görmedim. Ama, hayatımdaki talihsiz olaylara dövünmek
yerine, seçim yapmayı tercih ettiğimde hep onu hatırladım.
Yıllar sonra, Jerry’nin başına çok tatsız bir şey geldi. Soygun
için gelen hırsızlar, paniğe kapılıp, Jerry’yi delik deşik etmişler…
Ameliyatı 18 saat sürmüş, haftalarca yoğun bakımda kalmış.
Taburcu edildiğinde, kurşunların bazıları hala vücudundaymış.
Ben onu, olaydan altı ay sonra gördüm.
Nasılsın? diye sorduğumda, Bomba gibiyim dedi
Bomba gibi. Olay sırasında neler hissettin Jerry dedim.
Yerde yatarken, iki seçimim var diye düşündüm..
Ya yaşamayı seçecektim, ya ölümü.. Ben yaşamayı seçtim.
Korkmadın mı, şuurunu kaybetmedin mi !..
Ambülansla gelen sağlık görevlileri harika insanlardı.
Bana hep İyileşeceksin merak etme dediler.
Ama acil servisin koridorlarında sedyemi hızla
sürerlerken, doktorların ve hemşirelerin yüzündeki
ifadeyi görünce ilk defa korktum.Bu gözler
bana; Bana adam ölmüş diyordu. Bir şeyler yapmazsam,
biraz sonra ölü bir adam olacaktım gerçekten..
Ne yaptın? diye merakla sordum..
Kocaman bir hemşire yanıma yaklaştı ve bağırarak
herhangi bir şeye alerjim olup olmadığını sordu..
Evet diye yanıt verdim.. Var.. Doktorlar ve hemşireler
merakla sustular.. Derin bir nefes alarak kendimi
toparladım ve bağırdım: Benim kurşunlara alerjim var !..
Doktorlar ve hemşireler gülmeye başladılar. Tekrar bağırdım..
Ben yaşamayı seçtim. Beni bir canlı gibi ameliyat edin.
Otopsi yapar gibi değil..
Jerry, sadece doktorların büyük ustalıkları
sayesinde değil, kendi olumlu tavrının büyük
katkısı ile yaşadı. Yaşaması bana yeni ders oldu.
Hergün, hayatımızı dolu dolu yaşamayı seçme şansımız
ve hakkımız olduğunu ondan öğrendim..
Ve her şeyin kendi seçimimize bağlı olduğunu..
Bu yazıyı okudunuz. Şimdi iki seçiminiz var:
1. Unutup gitmek.
2. Kesip saklamak,
fotokopisini çıkarıp, dostlarınıza dağıtmak..
Ben, ikincisini seçip bunu sizlerle paylaşmayı tercih ettim
Muslum Gurses
Çarşamba, Aralık 23rd, 2009
Özgeçmiş
1953′ün 7 Mayıs günü Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesi’nin Fıstıközü köyünde, kerpiç duvarlı bir evin nohut odasında dünyaya gözlerini açar, Müslüm Gürses… Yoksul olsa da, sevgi zengini bir ailenin oğludur… Annesi Emine, sevinç çığlıkları atarak bağrına basar ilk oğlunu… ‘Adı Müslüm olsun’ diyen ve köy meydanında göğsünü gere gere ‘Oğlum oldu’ diye bağıran rençper Mehmet Akbaş mutluluktan türküler çığırır… Sesi de öyle güzeldir ki… MÜSLÜM GÜRSES; Babam köylü olsa da, duygu adamıydı. Türkü söylemeyi severdi… Bağlama da çalardı… Ama kazanç teknesi, ekmek kapımız topraktı… Köy içinden hatırladığım, toz toprak yollar, kavurucu sıcakların içindeki tarlalardır hep.. . Bir de ağustos böcekleri’nin seslerine karışan, toprakla haşır neşir çalışırken çardakta oturduğumda bana kadar gelen babamın yanık sesidir hatırladığım:
‘Benim sadık yarim, kara topraktır!’ Babamı tanıyanlar, benim sesimi ona benzetirler.
GÖÇ VE MÜZİK
Çocukluğunun ilk yıllarını geçirdiği Şanlıurfa ve köyü, hayal meyal kalır aklında Müslüm Gürses’in. Sonra, geçim derdi, onları memleketlerinden söküp alır. Batıya, Adana’ya göç ederler ailece. Kızı Zeyno, küçük oğlu Ahmet ve büyük oğlu Müslüm’le karısı Emine’ye bakmak için ne iş olsa yapar Mehmet Akbaş. Hatta bazı düğünlere gizli gizli gidip bağlama çalıp türkü söylediği bile konuşulur. Mehmet Akbaş bunun duyulmasını, bilinmesini istemez. O yıllar, şarkıcılığın baştacı edildiği yıllar değildir… Ancak, Mehmet Akbaş gizlese de, büyük oğlu Müslüm yüreğindeki müzik sevdasını gizlemez, gizleyemez… Müslüm GÜRSES; Adana sıcak olur… Ve sıcak yaz geceleri bunaltıcı olduğu için damda yatardık… Ben dama çıkıp sırtüstü uzanınca, yıldızların altında bir hoş olurdum… Ama babamın korkusuna içimden şarkı söylemek gelse de, sessiz kalır okuyamazdım.
ANNE VE KARDEŞ ACISI
Fazla gülmenin günah olduğu öğretilen Müslüm’ün hayatı da, kaderi de pek güler yüzlü değildir zaten. Hele yaşadığı iki acı vardır ki, yüreği dağlanır, yıkılır kalır… ‘Büyüyünce paşa olacak benim oğlum’ diyen, oğlunu yerlere göklere koyamayan Emine Akbaş hastalanır… Önceleri belli etmemeye çalışsa da, gizlediği hastalığı sonunda iyice ortaya çıkar… Mehmet Akbaş, karısının tedavisi için elinden gelen çabayı gösterirken, doktorların ‘ Allah’tan umut kesilmez ‘ sözlerini asla Müslüm’e yansıtmaz… Aradan birkaç ay geçer ve Emine Hanım, üç yavrusunu ardında gözyaşları içinde bırakarak hayata veda eder… Bu acıyla sarsılan Müslüm, daha sonra bir de Ahmet’ini yitirerek, kardeş acısını yaşar… Artık iyiden iyiye içe dönük bir genç olur… Anasının babasının bir altın bileziği olması için terzi çıraklığından yetişmesini sağladığı Müslüm, pek konuşmaz, hiç gülmez, kimseyle ilgilenmez… İlgilendiği tek konu müziktir… Bir de felsefesi vardır…
MÜSLÜM GÜRSES; Eskiden dedeler varmış, önce çilehaneye girer çile çeker, unvanlarını sonra alırlarmış. Biz de bu hayatın acısını çekmek için geldik, çekeceğiz.
ÇAY BAHÇESİNDE BAŞLADI
İç dünyasında acı dolu fırtınalar eserken, dış dünyaya sımsıkı kapalı olan Müslüm’ün müzik sevdası karşılıksız bir aşk gibi sürüp giderken, bazı tesadüfler yaşanır… Öyle ya, hayat her zaman acımasız olacak değildir ya… MÜSLÜM GÜRSES; İçimdeki gamı kederi hep şarkılarla dağıtmaya çalışırdım. Bu yüzden evde, sokakta, her yerde şarkılar mırıldanırdım. Sonra bir gün Adana Piknik Aile Çay Bahçesi’nde bir yarışma düzenlendi. Arkadaşlar bu yarışmaya katılmam için ısrar ettiler. Katılacaktım ama babam karşı çıktı. Hatta gece ben uyurken usulca gelip saçlarımı kesmiş makasla. Sabah baktım, saçlarım perişan. Gittim üç numaraya vurdurdum. Sonra Bit Pazarı’ndan da bir elbise aldım kendime. Sonra doğru yarışmanın yapılacağı çay bahçesinin yolunu tuttum. Neticede, beni birinci seçtiler. Sene 1968… Bir süre bu çay bahçesinde söyledim şarkılarımı. Soyadımı da orada çalışırken Gürses yaptılar. Sonra baktım işler iyi gitmiyor, kendim ayrıldım ve müziğe de küstüm… Ama bu küskünlüğüm uzun sürmedi. Mehmet Genç diye bir arkadaşım vardı, bağlama çalardı. Ben terziliğe başlayınca, arada bir yanıma gelir giderdi. Mehmet, o zamanlar İzzet Altınmeşe’nin kardeşi Sadık Altınmeşe’ye çalardı. Bir akşam Sadık hastalanmış, Mehmet beni arayıp ‘Bu akşam gazinoya sen çıkacaksın’ dedi. Çıktım… Gazino sahibi beni çok beğendi. ‘Bundan sonra burada çalış’ dedi. Böylece müziğe tekrar geri döndüm… Dönüş o dönüş…’
ÖLDÜ, DİRİLDİ
İlk ve en önemli çıkışını 1969′da çıkardığı 45′lik plakta yer alan ‘Sevda Yüklü Kervanlar, Fark Etmez ‘ kasetleriyle yapar ve herkesin dilindedir artık bu şarkılar… Ardından vatan borcunu öder, döner… Müziğe kaldığı yerden devam edip zirveye yürürken de, hiç beklemediği bir anda Azrail’le yüzleşir… MÜSLÜM GÜRSES; 1978-79 yılıydı… Bir gece konser sonrası Tarsus’tan Adana’ya dönüyorduk. Ben uyumuşum. Şoför de uyuklamaya başlayınca bir kamyonla çarpışmışız. Ben o uykudan öbür uykuya geçtim aniden… Bu korkunç kazayla ilgili hiçbir şey hatırlamaz Müslüm Gürses… Çünkü bir anlamda ölüm uykusudur, onun ‘Öbür uykuya geçtim’ dediği. Alın kemiği kırılmıştır… Neler yaşadığını çok sonra öğrenir… MÜSLÜM GÜRSES; O kazada şoför öldü… Beni de öldü sanmışlar zaten… Sonra alıp hastaneye götürmüşler… Ben ölümü yaşadım aslında… Bana göre yeniden hayata dönmüş olmam, Allah’ın bir lütfudur. Alın kemiğim un ufak olduğu için en küçük bir darbede ölebilir ya da kör kalabilirim… Ameliyatta alnıma beynimi koruyacak plaka gibi birşey taktılar… O korkunç kazadan sonra koku alma duyumu yitirdim… Hiçbir kokuyu alamıyorum ne yazık ki şimdi… Çok kuvvetli parfümler ispirto kokusu veriyor bana… Ayrıca işitme duyumu da yüzde elli yitirdim… Çok ağır işitirim… Neyse, buna da şükür, yaşıyoruz işte…
BÜYÜK AŞKI MUHTEREM NUR
‘Özür Diliyorum Senden’, ‘İsyankar’, ‘Ben İnsan Değil miyim?’ şarkılarıyla artık Müslüm Gürses milyonların gözbebeğidir… Özellikle de varoşların, orada yaşayan ezilmişlerin baştacıdır… Gönüllerde taht kuran Gürses’in gönül tahtına kurulansa bir dönem Türk Sineması’nın en ünlü yıldızlarından biri olan Muhterem Nur olur… MÜSLÜM GÜRSES; Adana’da Muhterem Nur’un filmlerini hiç kaçırmazdım. Koyu bir hayranıydım onun. 1982′de Naci Uyanık diye bir menajer arkadaş vardı, ‘Müslüm, Malatya’ya konsere götürmek istiyorum seni’ dedi. Hayır dedim ama baktım kadroda Muhterem Nur da varmış… Muhterem Hanım’ın olduğunu öğrenince, ben de geleceğim dedim… Ve Malatya’da tanıştık Muhterem Hanım’la… Kısa süre içinde de kaynaştık… Ben her insana bel bağlamam ama Muhterem Hanım, bu dünyanın insanı değil…
Kayip Sembol
Çarşamba, Aralık 23rd, 2009| Kayıp Sembol Yazar(lar) : Dan BrownSayfa Sayısı : 527 ISBN : 978-975-21-1192-9 Çevirmen : Peter Demir Özelliği : 135x215mm, 2.Hamur Fiyatı : 30,00 TLDan Brown; Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar’dan sonra Kayıp Sembol’de insanlığın yüzyıllardır beklediği bir gerçeğin peşinde… Harvard Simgebilim Profesörü Robert Langdon, Kongre Binası’nda konferans vermesi için yakın bir arkadaşından davet alır. Ancak, Washington’a varır varmaz oldukça garip bir durumla karşı karşıya kalan profesör, kendini korkunç bir oyunun ortasında bulur. Kongre Binası’na bırakılmış olan bir sembolün –yakın arkadaşı Peter Solomon’ın kesik eli– varlığını haber veren bir telefon, Langdon’ı hiç de yabancısı olmadığı bir dünyaya davet etmektedir. Antikçağlarda kullanılan bu sembolik çağrı, daveti alan kişiyi ezoterik bilgeliğin hüküm sürdüğü, çok eskilerde kalmış kayıp bir dünyaya sürükleyecektir. Sonu belli olmayan bu mistik daveti arkadaşını kurtarmak için kabul eden Langdon, bir anda masonik sırların, saklı kalmış tarihin ve o güne dek görmediği yerlerin gizli dünyasında inanılmaz bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalır. Artık cevaplanması gereken sorular vardır: İnsanlığın Altın Çağı, açılmaması gereken bir kapının aralığından sırlarıyla birlikte yok mu olacak, yoksa hikmetin ışığında tüm soruların cevapları mı bulunacaktır?… |
|
Levitron ( sifir yer cekimi )
Çarşamba, Aralık 23rd, 2009Eğer küçük ürün resmi istenirse burası olacak (yavuz)
Levitron™ her yaştan insan için mükemmel bir oyuncaktır. Ürünün manyetik tabanını, sabit ve düz bir zemine koyduktan sonra, akrilik kaldırma plakasını üzerine oturtun. Şimdi sıra fırıldağı bu plakanın üzerinde çevirmeye geldi. Unutmayın, ne kadar hızlı çevirirseniz, eğlenceniz o kadar uzun sürecektir. Fırıldak dönmeye başladıktan sonra, akrilik plakayı, yukarı doğru yavaşça kaldırmaya başlayın ve belli bir yüksekliğe ulaştıktan sonra, plakayı altından çekin. İşte eğlence başladı. Şu an belki size inandırıcı gelmeyecek ama bu aşamaya gelince atacağınız çığlıkları belki komşularınız duyacak. Bu oyunu bir veya bir kaç arkadaşınızla oynarken daha da fazla eğlenecek ve güleceksiniz. Bu yüzden piknik, kamp ve benzeri aktivitelerinizde, Levitron’u yanınıza almayı sakın unutmayın.
Neodymium iron boron mıknatıs sayesinde, fırıldağı daha kolay çevirebilir, daha yükseğe kaldırabilirsiniz. Ayrıca ürünün ayarlanabilir ayakları sayesinde, ürünün dengesini kurmak çok daha kolay. Amaç fırıldağı uzun bir süre havada tutabilmek. Tabi eğer yapabilirseniz.
Nasıl çalışir
Özellikleri
- Yeni ve çok daha güçlü Neodymium mıknatıs sayesinde, fırıldak orjinal Levitron’a göre 2 kat daha yükseğe kaldırılabilir
- Fırıldağı çevirmek oldukça kolaydır
- 8 yaş ve üzeri herkese uygundur
Kutudan Çıkanlar
- Fırıldak
- Manyetik taban
- Farklı ebatlarda, fırıldağa takmak için ağırlıklar
- Kaldırma plakası
- Ayarlanabilir ayaklar
- Kullanma kılavuzu
- Levitron çalışma prensibi kitapçığı

Yuz cilt bakimi
Çarşamba, Aralık 23rd, 2009suyla ıslattığınız bir havluyla silin. Bu işlem dudağınızdaki ölü derilerin atılmasını sağlar böylece dudaklarınız daha dolgun ve pürüzsüz görünür. Ayrıca ruj dudağınızda daha uzun süre kalır.
TEMİZLEYİCİ SEÇERKEN DİKKAT
Suya dayanıklı maskara kullanıyorsanız göz makyajı temizleyicinizin üzerinde mutlaka şu yazmalı: “Suya dayanaklı göz makyajı temizleyicisi.” Aksi takdirde hem makyajı çıkaramazsınız hem de göz çevrenizi fazla hırpalamış olursunuz. Unutmayalım göz çevremiz çok ince deriye sahip ve hassastır, bu tür durumlarda olumsuz etkilenir.
ALT KİRPİĞE MASKARA KIRIŞIKLIĞI ORTAYA ÇIKARIR
Göz çevrenizde kırışıklıklar varsa alt kirpiklerinize maskara sürmeyin. Bu kırışıklıkların daha çok kendini belli etmesine neden olur.
ELLERİNİZ IŞILDASIN
Ellerinizdeki lekeler, kırışıklıklar moralinizi bozmasın. Bir el kreminin içine az miktarda sedefli far ekleyin, avucunuz içinde ovuşturun ve ellerinize sürün. Böylece elleriniz ışıl ışıl duracaktır.
El kremiyle karıştırdığınız için sedefli far çok belirgin durmuyor. Ellerinizin kendi ışıltısı gibi görünüyor. Bu formülü manikürünüz bozulduğu zaman da uygulayabilirsiniz.
SAÇA KURU TEMİZLEME
Saçlarınızı yıkamanın zamanı geldi ama föne vakit yok. Keşke sadece bir gün daha dayanabilse diyorsunuz. Peki kuru temizlemeden haberiniz var mı? Henüz bu kuru temizleme spreylerini keşfetmediyseniz hemen bir tane edinin. Kozmetik mağazalarında bulabilirsiniz.
Saçlarınız kirlendiğinde saç diplerinize 10 santimetre uzaklıktan sıkıyorsunuz ve saçınız kuaförden yeni çıkmış gibi duruyor. Üstelik saça dolgunluk da veriyor.