Sayfalar
Nisan 2010
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Mar   May »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930  

Archive for Nisan, 2010

Zayıflama hapı kullananlar dikkat!

Pazar, Nisan 25th, 2010

Uzakdoğu’dan gelen zayıflama tabletlerinin içinde kalp krizine yol açan sibutramine ve ölüme neden olan amfetamine rastlandığı iddia ediliyor.

Farmakognozi ve Fitoterapi Derneği üyesi ve Mikro-Gen Ar-Ge Direktörü Dr. Özgür Göknel, geçen haftalarda afrodizyak olarak satılan beş bitkisel tabletin Sağlık Bakanlığınca yasaklandığını, bu beş tablette de Sağlık Bakanlığı onayının olmadığını belirtti.

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onayının, Sağlık Bakanlığı onayı anlamına gelmediğini ve halk arasında yanlış anlaşılan bu durumun hayli suiistimal edildiğini belirten Göknel, Türkiye’de başta bitkisel afrodiziyak olmak üzere birçok alanda Sağlık Bakanlığından onaylı bitkisel tabletlerin de bulunduğunu ifade etti.

Amerika’dan ithal edilen gıda takviyesi ürünlerinin tanıtım broşürlerinde ”FDA’dan onaylıdır” ibaresinin yer aldığını, bu ibarelerin yalnızca bir aldatmaca olduğunu savunan Göknel, şunları kaydetti:
”FDA, gıda olarak kabul ettiği ve mutlak koşulda hiçbir yan etki, toksisite oluşturmayarak bütünüyle güvenli maddelerin listelerini yayınlar ve üretici firmalar pazara çıkaracakları ürünün içeriğini FDA’ya internet üstünden iletir iletmez pazara gıda takviyesi olarak verir. FDA, bunların vücuttaki toksisite dışında hiçbir etkisi ile ilgilenmez yani bir ilaçtaki gibi araştırmaz ve incelemez. Çünkü bu ürünlerin ekmek, meyve suyu ya da bisküviden bir farkı yoktur. Ülkemiz ve pek çok Avrupa Birliği (AB) ülkesi için de bu aynı şekildedir. Ancak AB ülkelerinde, İngiltere’de ve Türkiye’de bitkisel preparatlar Sağlık Bakanlığından da izin alabilmektedir. Ancak bu oldukça güç, zor ve zahmetli bir prosedürdür ve hem ileri teknoloji hem de yüksek bir bilimsel yeterlilik gerektirir. Örneğin deve dikeni, karaciğer hastalıklarında ilaç olarak kullanılan çok faydalı doğal bir bitkidir. Deve dikeni ekstresinden yapılan tabletler, eczanelerde bol miktarda bulunmaktadır. Ancak bunlardan biri hariç diğerleri gıda takviyesidir. İlaç üretim prosedürüne göre üretilmemektedir.”

SAĞLIK BAKANLIĞI ONAYININ ÖNEMİ
Göknel, Sağlık Bakanlığından bitkisel tabletler için onay alırken bu farmasötiklerin ne için kullanılacağı, hangi hastalıkların tedavisinde etkili olacağı, ne süre kullanılabileceği, yan etkileri var ise toksisitesine ait bilgilerin Sağlık Bakanlığı ile üretici firmanın birlikte çalışması sonucu ortaya çıkan kullanım kılavuzlarında belirtildiğini söyledi.

İthalat yapan pek çok firmanın birtakım bitkisel gıda takviyelerini ”zayıflatır” sloganı ile ya da bunu net bir şekilde ifade edemese de ”kilo kaybı sağlar” gibi cümlelerle pazarladığına dikkati çeken Göknel, ”Zayıflama vücuttan doku kaybıdır. Hiçbir doğal ya da bitkisel madde, çok hızlı bir şekilde kilo kaybı oluşturamaz. Eğer böyle bir kayıp sağlıyorlarsa o zaman o kayıp böbreklerden, karaciğerden ya da diğer önemli organlardan da olabilir. Bunun olmayacağını kimse garanti edemez” diye konuştu.

UZAKDOĞU’DAN GELEN ZAYIFLAMA ÜRÜNLERİ
Hongkong’da yapılan bir çalışmada, bitkisel ve doğal diye satılan zayıflama tabletleri içinde bulunan bileşiklerin, çok özel metotlar kullanılarak araştırıldığını anlatan Göknel, şöyle konuştu:

”Uzakdoğu’dan gelen tabletlerin içinde tiroid bezi ekstrelerine, sadece doktor kontrolünde kullanılmasına izin verilen ve kalp krizine yol açabilen ve bu nedenle tüm Avrupa’da ve daha sonra da ülkemizde eczanelerden satışı yasaklanan sibutramin maddesine ya da bunun türevi olan n-desmetilsibutramin ve n-bisdesmetilsibutramin maddelerine, ölüme yol açtığı için ABD’de yasaklanan amfetamin ve bunun türevleri metamfetamine rastlanmıştır. Ayrıca karaciğeri bozan n-nitrosofenfluramin, fluramine de görülmüştür. Bu maddeler kalp krizi ve karaciğer, böbrek yetmezliği gibi ölüme yol açan pek çok toksisiteye neden olmaktadır ve işin çok daha kötü yanı bu maddeler, laboratuvarlarda saptanamayabilmektedir. Bunların varlığının gösterilmesi için çok mükemmel teknoloji kullanan laboratuvarlara, çok iyi yetişmiş teknik personele ve bu konuda uzmanlaşmış olmaya ihtiyaç vardır. Yani kırmızıbiber hapının içinde bu maddeler olsa bile bunlar saptanamayabilirler.”

TÜRKİYE’DE DURUM NE?
Göknel, Türkiye’de bir kaç tane Sağlık Bakanlığı onaylı obezite ve obeziteye bağlı ortaya çıkan metabolik sendrom tedavisinde kullanılacak ya da doğrudan zayıflatan bitkisel preparat (Exodex Tablet–Activin T Tablet) bulunduğunu belirtti.

”Sentetik kimyasalları içeren zayıflama haplarının ise çok yakın doktor kontrolü olmadan kullanılması yasaktır. Dahası, artık sentetik bir kimyasal olan sibutramin ihtiva eden zayıflama ilacı yasaklanmıştır. Tablet ya da kapsül formunda olan ve haftada iki üç verdiren ya da verdirdiği söylenen, eskilerin tabiri ile davul tozu minare gölgesi gibi sekiz dokuz bitkisel maddeyi birden içeren ve Sağlık Bakanlığı onayı olmayan tablet ya da kapsüller, aslında hastalıklara ya da ölüme yol açabilecek sorunlara davetiye çıkarmaktadır.”

Kendi tarzını yarat!

Pazar, Nisan 25th, 2010

Modayı takip etmek, eskiden olduğu gibi ünlü markaların kıyafetlerini almak ya da ünlü birinin üzerindekini beğenip giyinmek değil…

 
 Modacılar Ertan Kayıtken, Hikmet Alcan ve Merve Eron önümüzdeki dönemin moda trendlerini anlattı.

Kayıtken, dünya trendlerinde çizgilerin geniş bir yelpazede olduğunu kaydederek, ”Türk kadını da bu yelpazede kendine yakışan kalıba, kendi vücuduna, kimliğine, yaşam biçimine, kişiliğine uygun çizgiyi alırsa çabuk tükenen, geçen bir gardırobu olmaz. Artık herkes kendine özel bir çizgi oluşturmalı. Dünya bunu yapıyor. Önceleri sokakta herkes birbirinin benzeriydi. Ama şimdi öyle değil. Ne hoş ki, herkes kendi şahsiyeti, kimliğiyle var” diye konuştu.

Kendi gardırobunu oluştururken önce kendini tanımanın önemine işaret eden Kayıtken, ”Özenmeyecek. Yani bir sanatçı, artist ya da mankenin üzerinde gördükleri kıyafet acaba onlara yakışır mı? Bu noktada bizler varız. Stil danışmanıyla çok rahat görüşüp genel çizgilerini öğrenebilirler” dedi.

BU SENE NASIL GİYİNECEĞİZ?
Bu sene tül dokuların moda olduğunu, daha romantik ve minimalist bir tarzın görüleceğini anlatan Kayıtken, şunları söyledi:

-’Sade en iyisi’ anlayışına uygun daha yalın çizgiler var. Vatkaları mümkün olduğunca hissedeceğiz ama daha önceki senelerdeki o iri ve kaba vatkalar yok.

-Dekolte var, hanımlar kendilerine uygun olan dekolteyi taşıyacaklar.

-Kol kısımları kalın bayanlar bu sene çok şanslı, çünkü transparan, daracık tüller var.

-Bir de şimdi aksesuar yılı. Aksesuarda her şey çok şenlikli. Yüzük, küpe, kemerler, broşlar, mücevher benzeri aksesuarlar bol kullanılacak.

-Davetlerde etekler kabardı. Renklerdeyse biraz bisküvi renkleri mevcut. Bunun yanında yeşiller, elektrik maviler, gri-maviler var. Çok kuvvetli renkler tercih edilmeyecek. Bir tek kuvvetli renk olarak kırmızı ve içinde mavisi olan pembe ön planda.

-Siyah ve beyaz, hiç modası geçmeyen ve her hanımın gardrobunda garanti olan renkler.’

MAKYAJDA BUNLAR MODA
-Gözler yine ön planda. Kirpikler hafif ilaveli. Eye liner biraz azaldı. Rimel ile kirpik ön plana çıkarılıyor. Farlarda toprak ve altın tonları var. Dudaklar mümkün olduğu kadar soft. Kaşlar çok az kalınlaştı ama renkleri açıldı.

-Saçlar daha krapeli ve flu. Bakır, soğan kabuğu ve karamel kahve gibi daha naturel saç renkleri. Daha genç de gösterir. Sarı herkeste yok. Daha doğal, Akdeniz kadını imajı inanılmaz moda dünyada.

”FEMİNİTE ARKA PLANDA”
Eron ise genç giyiminde ”kendi tarzını yaratma”nın moda olduğunu söyledi.

-2010-2011 kreasyonları renk olarak biraz daha pastel tonlara kaydı. Sofistike renkler, eleganlıkla romantizmin iç içe geçtiği renkler ön planda. Şeftali tonları, açık turkuaz gibi insanı rahatlatan renkler tercih edilecek.

- Daha çok sert, erkeksi, iddialı, ama rahat kesimler var. Çalışan, aktif kadınları öne çıkaran bir eğilim var.

PEKİ YA ERKEKLER NELER GİYECEK?
Alcan, kişilerin karşı tarafta yarattığı ilk intibada ”görüntü kokusu”nun yüzde 60 etkili olduğunu vurgulayarak, ”Hiç kimse mal varlıklarını, kariyerini ya da diplomasını önüne asıp gezmez. Bize bu bilgiyi görüntü kokusu verir” dedi.

Erkek giyiminin üç yaş grubunda ele alındığını belirten Alcan, şunları söyledi:

- İş hayatına yeni başlayan 23 yaş sonrası erkeği dünyada ”İngiliz tarzı” olarak adlandırılan bol olmayan, omuzların, ceketin belinin oturduğu kuplar tarzını benimsemeli. Bu yaşlar için ceket boyları daha kısaldı. Oturan pantolon var, duble yok. Gömlek yakaları daha geniş, dolduran ama kravat bağlama şekli rahmetli Sakıp Bey’in (Sabancı) bağlama şekli.

-33 yaş sonrası erkeği için de yine İngiliz tarzında oturan takımlar var. Ceket boyunu biraz daha uzun tutuyoruz. 40 yaş sonrası erkeklerde de çok fazla oturmasa da yine bol olmayan kesimler var. Duble yok, yakalar yine ufak.

-Ayakkabılar da ise oturan, derli toplu daha ince burun ama sivri uçlu olmayan, oval ve köselesi daha ince olanalr moda.

-Füme, gri gibi klasik renkler hakim. Antrasit kahveler, tek ceketlerde hafif ekose olan bölümler var, ama çok canlı frapan tarz yok, pastel tonlar olacak…

Et yiyerek kilo verdiren diyet

Cumartesi, Nisan 24th, 2010

Fransa’nın tanınmış beslenme uzmanı Dr. Pierre Dukan’ın “Je ne sais pas maigrir” (Zayıflamayı Bilmiyorum) isimli kitabı satış rekorları kırıyor.

 
 Dukan’ın spor yapmadan sınırsız et, tavuk ve balık yenilerek kilo kaybedilebileceğini öne sürdüğü diyetinin amacı insanları strese sokmadan zayıflatmak.

Sabah gazetesinin haberine göre; protein ağırlıklı diyetin ilk hedefi yağ hücrelerinin bir an önce yok edilmesi. Sınırsız protein tüketip aç kalmadığınız ve az miktarda yağ kullandığınız için vücut, mevcut yağ depolarını harcamaya başlıyor.

İLK 10 GÜN BALIK
“Dukan Diyeti”nde ilk şart yeme alışkanlığını değiştirmek. Bunun için de ilk 10 gün ağırlıklı olarak sadece balık, yağsız et, yumurta, tavuk, yoğurt, süt, peynir ve gibi yiyecekler tüketiliyor.

Dr. Dukan, “İlk beş gün içinde asgari 3 azami 7 kilo verdiğinizi göreceksiniz” diyor.

Bu ilk dönemde bazı insanlar, yeme alışkanlıkları değiştiği için yan etki olarak ağız kuruluğu ve nefes sıkışıklığı çekebilir. Bunun üstesinden gelmek için de bol bol su içilmesi tavsiye ediliyor.

İlk on günlük aşamada sırasıyla şu yiyeceklerin yenilmesi tavsiye ediliyor.

GÜN GÜN DİYET
- 1. gün: Sığır eti
- 2. gün: Hindi ve tavuk.
- 3. gün: Yağsız etler.
- 4. gün: Tavuk ciğeri, Sığır eti.
- 5. gün: Bütün balık çeşitleri.
- 6. gün: Kabuklu deniz ürünleri.
- 7. gün: İkiye kadar yumurta.
- 8. gün: Yoğurt ve süt.
- 9. ve 10. günler: Marul ve diğer yeşillikler

PROTEİN ARTI LİMİTSİZ SEBZE
İkinci aşamadaki ilk on gün ise, proteinlere ek olarak sebze tüketiminden oluşuyor.

İkinci on günde günde en az 1,5 litre su içilmesi gerekiyor.

Üçüncü aşamadaki 10 gün ise her gün protein ve sebze tüketmenin yanında mevye yeme zorunluluğu da başlıyor.

Meyve yanında yavaş yavaş bir parça ekmek, bir kez istediğiniz şekilde mükellef bir yemek ziyafeti de çekebiliyorsunuz.

Uyum olarak nitelenen dördüncü aşamada ise artık istediğinizi yemekte serbestsiniz. Hiç bir suçluluk ve sınırlama olmadan isteğiniz besini tüketebilirsiniz.

Bu aşamadaki tek kural ise, her perşembenin protein günü olması.

BİR KAŞIK TATLI BİLE DİYETİ BOZAR
‘Saldırı’, ‘Yolculuk’, ‘Takviye’ ve ‘Koruma’ isimli 4 aşamadan oluşan diyette tabii ki yapılmaması gerekenler de var. Ö

zellikle ilk üç günde yoğun egzersiz yasak.

Öğünlerin de atlanmaması gerekiyor.

Ketçap, mayonez gibi yağ ve şeker içeren soslar kullanılmayacak.

Bu aşama hiçbir sapma veya özür kabul etmiyor.

Tuzdan uzak durulması gerekiyor.

Tatlılardan ise ‘Bir kaşık alayım sadece’ demek bile diyeti bozuyor

Yazılardan Fal Tutmak!

Cumartesi, Nisan 24th, 2010

Dün bir arkadaşım arayıp, yazılarımdan fal tuttuğunu söyledi. Güldüm tabii! İnsanın canı eğlenmek istiyorsa, her şey ona bahane olabilir.

Yazılardan Fal Tutmak!

Yazılardan Fal Tutmak!

Hayat kısmen seçimlerimizden, biraz da kaderimizden ibaret gibi geliyor bana. Yaşamın rengi de burada saklı olmalı. Tesadüf, mucize, sihir, her neyse ismi; o da devreye giriyor zaman zaman ancak yine de işin asıl kısmı bizim ellerimizde sanırım.

Yaşamın ne kadar zor ve ağır olduğunu hepimiz biliyoruz. Kim bilir siz şu anda hangi sıkıntının ortasındasınız? Sorumluluklar, beklentiler, üzüntüler, kayıplar var ama bir tarafta da mutluluk var. Hayat hiçbir zaman düz bir grafik çizmiyor. Sevinçler de, üzüntüler de, belirli zamanlarda yükselip alçalıyor.

Her şey anlarda saklı! Size iyi geliyorsa, o anınızı keyiflendiriyorsa, kahve kapatın, bakla açtırın, iskambili karıştırın, şarkı tutun ya da arkadaşım gibi, yazılardan fal tutun. Her saniye bir seçim yapıyoruz. Şu yazıyı oluştururken kullandığım her kelime, benim seçimim.

O gün çay içip içmemeye karar vermekten tutun da, hayatınızı değiştirecek radikal kararlara kadar, hepsi seçimlerimizden oluşuyor. Seçtiğimiz her şeyin doğru olduğunu söyleyemem ama her seçimin bizi yaşamın bir başka halkasına sürüklediği de gerçektir. Bunu ancak, aradan geçen zaman onaylıyor.

Eskiden Bostancı’da otururdum. Köprüden geçip eve dönerken, her seferinde aynı kararsızlığı yaşardım. Köprü çıkışında yol üçe ayrılır: E-5 karayolu, minibüs yolu ve sahil yolu! Eve bu üç yoldan da gidebilirdim. Hepsi aşağı yukarı aynı mesafededir.

Her defa o ayrıma geldiğimde frene basar, “acaba hangi yoldan gitsem?” diye düşünürdüm. Sonunda birini seçerdim elbette ama aklım hep diğerlerinde kalırdı. Öteki yoldan gitseydim, olacaklar değişir miydi? Bu sorunun cevabı yok!

Madem seçimlerimizin sonuçlarını yaşıyoruz, bugün kendimiz için mutluluk verici bir şey seçelim. Bugün kendinize yarım saat hediye edin. Sadece kendiniz için bir şeyler yapın. Aklınıza ne gelirse, hangi arada fırsat bulabilirseniz!

Bir dilim çikolatalı pasta, balkonda bol köpüklü bir Türk kahvesi, almayı çok isteyip de ertelediğiniz bir kitap, iş çıkışı izlemediğiniz bir film, öğle tatilinde en sevdiğiniz şarkıları dinlemek, piyango vurduğunda yapacaklarınızın listesi, canınız ne istiyorsa onu seçin. Bir teklifim daha var! Hadi, şu anda bir dilek tutun. Gerçekleşirse, bana dua edersiniz. Olmazsa, bu yazıdan açılan fal gerçekleşmiyor demektir. Yine de, gülümseyin!….

Çocukluğun Lezzeti: Çilek!

Cumartesi, Nisan 24th, 2010

Türkülere konu olan bir meyvedir çilek. Çocukluk anılarımızda şekere batırıp yediğimiz, kokusuna bayıldığımız bu kırmızı şölenin yararlarını biliyor musunuz?

Çocukluğun Lezzeti: Çilek!

Çocukluğun Lezzeti: Çilek!

Çocukken kilo derdi olmadığından, bir kase tozşekeri önümüze alıp, çilek batırarak yerdik. Şimdilerde tozşeker yerine pudra şekeri dökülüyor.

Farklı ekolojik koşullarda yetişen . Pastası, reçeli, marmeladı, kompostosu, şarabı, şampanyası yapılıyor. Ülkemizde 6 çeşit çilek yetişiyor: İri meyveli Frenk çileği, Arnavutköy çileği, genelde reçel yapımında kullanılan Bursa çileği, Ereğli çileği ve ormanda yetişen yabani çilek!

Çilek seçerken, renginin parlak kırmızı olmasına, saplarının canlı yeşil olmasına ve fazla beklememiş olmasına dikkat etmek gerekir.

Çilek dayanıksız bir meyvedir. Mevsimi çabuk geçer.

İki günde tazeliğini yitirebilen çileği, yıkamadan geniş bir çanak içinde buzdolabında saklamak gerekiyor.

Çileği uzun süre muhafaza edebilmek için, sıcaklığın 4 derecenin altında olması lazım.

Alır almaz tüketmenin en ideali olduğu çileği, 1 yıla kadar dondurarak saklayabilirsiniz. Bunun için, sert ve olgun çilekleri seçin. Önce buzlu suda yıkayın. Saplarını çıkarın ve kağıt havlu üzerinde kurutun. Havası mümkün olduğunca alınmış bir kapta derin dondurucuya koyabilirsiniz.

Yararları:

Bol miktarda A, B,C vitaminleri, demir, fosfor ve kalsiyum içerir.

Antioksidan özelliği vardır.

Kanseri önler.

Kırışıklığa ve selülite karşı korur.

İdrar söktürücü, romatizma ve gut hastalığına karşı azaltıcı etkisi vardır.

Sinirleri güçlendirir.

Bağırsak kurtlarını döker ve ateş düşürücüdür…

Evli erkekler daha çok sigara içiyor

Cuma, Nisan 23rd, 2010

Doğu Karadeniz’deki 5 ilde 6 bin 103 kişiyle yapılan araştırmaya göre, bekar kadınlar, evli hemcinslerine göre daha fazla sigara kullanıyor, erkeklerde ise durum tam tersi.

 
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesince Doğu Karadeniz’de yapılan araştırmada, ”günlük sigara içenlerin” en çok 30-39 yaş grubundaki erkekler olduğu tespit edildi.

Çalışmayı, KTÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Topbaş, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gamze Çan, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haşim Çakırbay, Yrd. Doç. Dr. Murat Karkucak ile Yrd. Doç. Dr. Erhan Çapkın gerçekleştirdi.

Sigaranın günümüzde önde gelen ölümcül hastalıkların önlenebilir nedenleri arasında ilk sırada yer aldığını ifade eden Doç. Dr. Topbaş, ”Sigara içme, uzun yıllardan beri zevk verici bir alışkanlık olarak toplumda kabul görmüş, ancak sağlık üzerindeki olumsuz etkilerinin ortaya çıkmasıyla birlikte dikkat çekmeye başlamıştır” dedi.
         
10 SANİYEDE 1 KİŞİNİN YAŞAMINI YİTİRMESİNİN SEBEBİ         
Topbaş, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) sigarayı dünyanın en hızlı yayılan ve en uzun süren salgını olarak tanımladığını anımsatarak, ”DSÖ verilerine gere her 10 saniyede 1 kişi tütün ürünlerinin sonuçlarına bağlı nedenlerden hayatını kaybetmektedir” diye konuştu.

Her yıl 500 milyar sigara üretildiğini vurgulayan Topbaş, ”Dünya çapında 1.2 milyar kişi sigara içmektedir. Sigara içenlerin büyük kısmı gelişmekte olan ülkelerde yaşamakta ve büyük kısmını erkekler oluşturmaktadır. Dünya genelini kapsayan tahminlerde erkeklerde sigara içme sıklığı yüzde 47, kadınlarda ise yüzde 12′dir” dedi.
         
Doç. Dr. Murat Topbaş, çalışmanın Trabzon, Giresun, Rize, Artvin ve Gümüşhane merkez ve ilçelerinden toplam 6 bin 103 kişinin katılımıyla gerçekleştirildiğini, katılımcılara DSÖ ve İngiltere Sağlık Eğitim Kurumu’nun kullandığı anketi uyguladıklarını söyledi. Katılımcıların 3 bin 84′ünün (yüzde 50.5) erkek, 3 bin 19′unun ise (yüzde 49.5) kadın olduğunu belirten Topbaş, şöyle devam etti:

”Sonuçlara göre erkekler arasında sigara içme sıklığı yüzde 53.2, kadınlar arasında ise yüzde 20.4 olarak tespit edilmiştir. Kadınlar ve erkekler arasında sigara içiciliği açısından fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Kadınlarda 20-29 yaş grubunda, erkeklerde ise 30-39 yaş grubunda günlük sigara içiciliği diğer yaş gruplarına göre anlamlı olarak yüksektir. Ayrıca lise mezunlarında, bekarlarda ve emeklilerde sigara içiciliği anlamlı düzeyde sıklıkta bulunmuştur.”

EĞİTİM DÜZEYİ YÜKSEK KADINLAR DAHA ÇOK İÇİYOR
Verilere eğitim düzeyi yönünden bakıldığında sigara kullanma alışkanlığının erkeklerde ortaokul seviyesindeyken, kadınlarda ise eğitim düzeyi yüksekokul seviyesine gelince daha da arttığının görüldüğünü ifade eden Topbaş, ”Meslek gruplarına göre ayrıştırıldığında kadınlarda emeklilerin, erkeklerde ise vasıfsız işçilerin daha çok sigara kullandığı tespit edildi. Medeni durum bakımından ele alındığında kadınlar arasında bekarların daha fazla sigara kullandığı, erkeklerde ise durumun tersine döndüğü ve evli erkeklerin daha çok sigara kullandığı belirlendi” diye konuştu.

Topbaş, Türk toplumunda erkeklerin kadınlardan daha fazla sigara içtiğinin bilindiğini anımsatarak, ”Çalışmamızda da erkeklerde sigara içme sıklığı kadınların birkaç katıdır. Türkiye’de yapılmış diğer çalışmalardaki sonuçlar da bu yöndedir. Ancak kadınlarda eğitim düzeyi arttıkça sigara içme sıklığının artması da dikkat çekici” dedi…

Sağlıklı cildin sırrı ne?

Cuma, Nisan 23rd, 2010

Işıl ışıl parlayan, gergin, pürüzsüz ve sağlıklı bir cilt için kozmetik ürünlere servet harcamanız gerekmiyor.

 
İSTANBUL – Yaz mevsimi yaklaşıyor. Şimdi cildinizi yaza hazırlamanın tam zamanı. Üstelik, kozmetik ürünlere kucak dolusu para harcamaya gerek yok. Çünkü sağlıklı bir cildin sırrı bol su içmek, yeterli vitamin almak ve tempolu yürümek gibi basit ama etkili yöntemlerde saklı.

Uzun ve soğuk geçen kış aylarından sonra cilt ışıltısını kaybediyor, pütürlenmeler ve bazen sivilceler ortaya çıkıyor. Çünkü hava ısısının düşmesiyle birlikte cildin yağ salgısı artmaya başlıyor. Klima ve diğer ısıtıcılar kullanıldığında havanın nemi azalıyor. Bir taraftan yağ dengesinin değişmesi, diğer yandan havanın kuruması gözenekleri sıkıştırıp üzerlerinde tıkaçlar oluşturuyor.

Bu durum da cildin beslenmesini olumsuz yönde etkiliyor. Rüzgar ve ani ısı değişimleri benzer şekilde cildimizi olumsuz etkiliyor. Bunun aksine havanın ısınmasıyla birlikte güneşin de kendini göstermesi dolaşımın hareketlenmesini ve cildin ışıldamasını sağlıyor. Siz de basit ama etkili hazırlıklar yaparak ışıl ışıl ve pürüzsüz bir cilde sahip olabilirsiniz. Acıbadem Ataşehir Cerahi Tıp Merkezi’nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Vildan Şengöz, cildinizi yaza hazırlamanın formüllerini anlatıyor:

BUNLARI YAPIN
EN AZ 8 BARDAK SU İÇİN:
Vücut ağırlığımızın yüzde 60’ı sudan oluşuyor. Ancak yaşımız ilerledikçe bu oran azalmaya başlıyor, bunun sonucunda da cildimiz kuruyor ve yüzümüzde kırışıklar ortaya çıkıyor. Cildimizin elastikiyetini kaybetmesi sonucu da sarkmalar meydana geliyor. Çünkü su, tüm sistemlerimizin sağlıklı çalışması ve toksik maddelerin vücudumuzdan uzaklaştırılmasında önemli bir role sahip. Ayrıca vücut ısınını ve bir yandan da nem dengesini ayarlıyor. Bu nedenle, cildinizi içeriden beslemek için günde 8 bardak su içmeye özen gösterin.

CİLDİNİZİ İYİ BESLEYİN: Cildinizin ışıltılı ve bakımlı görünmesi için içeriden beslenmesi çok önemli. Unutmayın ki mevsim meyveleri en zengin doğal antioksidan ve vitamin kaynaklarıdır. Temel prensip ise aşırıya kaçmadan, kırmızı-turuncu renkli meyveleri tüketmek, yeşil yapraklı gıdaları fazla pişirmeden yemektir.

Günde 1 kase brokoli: A vitamini cildi nemlendiriyor ve elastikiyetini artırıyor. Bu nedenle cilt dokularının onarımında son derece önemli bir rol üstleniyor. C vitamini de vücudumuzdaki bağ doku denilen koruyucu doku katmanının korunmasında önemli bir işlev üstleniyor. Her gün 1 kase kadar az haşlanmış brokoli yiyerek cildinize bol miktarda A ve C vitamini sağlayabilirsiniz.

Bir avuç çilek: Her gün veya gün aşırı tüketeceğiniz bir avuç çilek cildinize C vitamini açısından destek verecektir.

Bir demet maydanoz: Her sabah kahvaltıda C vitamininden zengin maydanoz tüketerek cildinizin bağ dokusunu destekleyebilirsiniz.

Haftada 1–2 kez somon balığı: Omaga -3 yağ asitleri tarafından zengin olan besinler cilt sağlığını korumak gibi önemli bir rol üstleniyorlar. Omega 3 deposu olan somon balığı gibi deniz ürünlerini haftada 1-2 defa tüketmeye özen gösterin.

PEELİNG YAPTIRIN: Cildin üst tabakasının hafifçe soyularak uzaklaştırılması esasına dayanan peeling pek çok farklı yöntemle yapılabiliyor. Ancak ev ürünleri ile uygulanacak olan peelinglerde yeterli yanıt alınamayabiliyor. Üstelik ev ürünlerinin konsantrasyonu en fazla yüzde 2 civarında olduğu için peelingi her hafta sürekli tekrarlamanız gerekiyor. Bu aksine ışıltılı ve parlak görünüm için cilt uzmanları tarafından yapılacak peeling daha sağlıklı yanıt veriyor. Örneğin glikolık asitle 2-3 hafta arayla yapılacak olan peelingler sonrasında kısa sürede iyi yanıtlar alınıyor. Peeling seansları yaklaşık 15 dakika tamamlanıyor. İşlem sonrasında belirgin bir kızarıklık ve yanma olmuyor, günlük hayata dönüş yapılabiliyor. Peeling işlemini kış sezonu boyunca ayda bir yaptırırsanız kozmetik kullanımınız en aza iniyor. Cildiniz çok daha sağlıklı ve pürüzsüz görünüme kavuşuyor.

AÇIK HAVADA TEMPOLU YÜRÜYÜN: Özellikle açık havada yapacağınız yürüyüşler ve egzersizler kan dolaşımını hareketlendirip cildinizi daha ışıltılı hale getiriyor. Aynı zamanda egzersizle salgılanan endorfın gibi hormonlar da bu etkiyi destekliyor. Uzmanlar sağlıklı bir cilt için haftada en az 3 gün 45’er dakika yürümenizi öneriyorlar.

DOĞRU ÜRÜNLERİ KULLANIN: Kış aylarında yağ bazlı, daha koyu kıvamlı konsantre ürünler kullanılıyor. Temizleme ürünlerinde de cildi soymadan kurutmadan temizleyen, fazla köpürmeyen ürünlerden seçiliyor. Kış aylarında kullanılan ürünlerde soyucu etken maddeler az oranda olduğu için mevsim değişikliklerinde ürünlerin içeriklerine dikkat etmelisiniz. Peeling gibi işlemlerle bir yandan cildinizi yenilerken, bir yandan da UV ışınlarının tahribatından korumanız gerekiyor. Güneşten koruyucuların yağ bazlı olmamasına dikkat edin ve doktorunuzun belirlediği faktör numarasına sahip olanları satın alın. Terlemeyle birlikte gözenekler tıkanabileceği için yine bu konuda cildinizin tipine göre cilt doktorunuzun önerdiği dermokozmetik temizleyici ve nemlendirici ürünler kullanın.

BEN VE LEKELERİNİZİ KONTROL ETTİRİN:
Özellikle yüzümüz ve ellerimiz en çok güneş gören yerlerimiz olmaları nedeniyle UV ışınlarının tahrip edici etkisine maruz kalıyorlar. Kanser riski olması nedeniyle vücudunuzda 20 den fazla sayıda beniniz varsa, açık göz ve saç rengine sahipseniz, cildinizi mutlaka dermoskop aletiyle muayene ettirin. Özellikle ailenizde cilt kanseri hikayesi söz konusu ise veya daha önceden beninizi aldırmışsanız, yaza girmeden önce rutin ben kontrollerinizi ihmal etmeyin.

BUNLARDAN KAÇININ
ALKOL VE KAFEİNDEN UZAK DURUN:
Aşırı alkol tüketimi cildin su kaybetmesi, bunun sonucunda da kuruyup kırışmasına yol açıyor. Ayrıca kılcal damarlarda genişleme ve çatlamalar yapıp, kızarık bir görüntü oluşturuyor. Bunların yanı sıra B vitaminlerinin kaybına neden olabildiği için cilde zarar veriyor. Kafein de özellikle çok fazla kahve alınırsa stres hormonlarına benzer etki yapıp cildin beslenmesini bozuyor. Tüm bu olumsuz faktörler nedeniyle sağlıklı bir cilde sahip olabilmeniz için alkol ve kafein kullanımından mümkün olduğunca kaçının.

ŞEKER VE RAFİNE GIDALARA AMBARGO KOYUN: Çok yağlı ve şekerli besinlerin fazla tüketimi gün içinde kan şeker düzeyinde ani iniş çıkışlar yapıp, cildin sıkılığını sağlayan bağ dokusunda bozulmalara zemin hazırlıyor. Ayrıca ciltte sarkmalar ve lekelenmelerin oluşmasını da hızlandırıyor. Hücre yapısını bozan serbest radikallerden korunmak için kızartmalardan, yağlı, beyaz şekerden yapılmış tatlı ile kurabiye gibi gıdalardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışın.

SOLARYUMDAN KAÇININ: Kısa süreli uygulamalar bile olsa ciltte leke yapması, kırışıkları arttırması ve benlerden kanser gelişmesi riskini arttırması nedeniyle solaryuma girmeyin…

Canın Çıksın Ayları!

Perşembe, Nisan 22nd, 2010

Kolay mı bir ilişkiyi yürütmek? İçinde kırgınlıklar, tartışmalar, kavgalar olmadan; iki yabancı insan bir ömrü birlikte geçirebilir mi? Zor!

Canın Çıksın Ayları!

Canın Çıksın Ayları!

Tüm birliktelikler zamanın azizliğine uğrar, abartılacak bir şey değildir. Bana sorarsanız, ilişkiler üç aşamada kendini devam ettirebilir: Cicim ayları, canım benim ayları, canın çıksın ayları!

Canın çıksın aylarına giden yol, elbette çok uzun sürer. Yani aşıksanız, hemen gözünüz korkmasın. Sizin oraya gelmenize çok var.

Cicim aylarını anlatmaya gerek yok. Herkesin sevdiğini ilah gibi gördüğü, onun her şeyi mükemmel yaptığına inandığı zamanlardır. Aşkın gözünün körlüğü bu süreçte ortaya çıkmıştır.

Canım benim ayları, en uzun süren dilimdir çünkü kendi içinde seviyeleri vardır. Cicim aylarını geçer geçmez, ufak tefek kusurların gözünüze çarptığı zamanlardır. Yine de çok önemsenmez. Kadı kızında bir kusur vardır mantığından yola çıkarak, aşk galip gelir.

Kadı kızı ve kusur ilişkisinin biraz ilerisinde, aslında onun Bay Mükemmel olmadığını anlamaya başladığınız vakitler bekler sizi. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse; Canım benim aylarında kapı çalınırsa, siz “ dur aşkım sen kalkma, ben bakarım” dersiniz. Sonraki adımda çalan kapıya, “hayatım mutfaktayım, kapıyı sen açar mısın?” dersiniz.

Gözünüzde dev yaptığınız adamın, aslında sıradan bir insan olduğunu düşünmeye başladığınızda; “ şu kapıya bir gün de sen baksan!” dersiniz. İşte, tehlike çanları tam o aralarda çalar. Birlikte olduğunuz kişinin gerçek haliyle karşılaşmanız sizi çok fazla hayal kırıklığına uğratmadıysa, kadı kızı sürecine geri dönüp, ona hep aşık kalabilirsiniz. Tüm kirli çarşaflara rağmen sevmeye devam edebiliyorsanız, buna kadersel bir ilişki bile denebilir.

Ancak hayat o kadar basit değildir. Çoğu birliktelik sonunda şu cümleye doğru yelken açar: “Kapı çalıyor, duymuyor musun? Kime diyorum? Hay Allah seni kahretsin!” der ve kapıyı açarsınız.

Canın çıksın aylarına gelmeden önce, her ilişkide manevra yapma şansı vardır. Ancak bu virajı kendinizi kandırarak, gerçeklerle yüzleşmeyerek, korkarak ve farkında olmayarak kaçırırsanız; bir sonraki benzinciye ulaşmaya yetecek kadar benzininiz kalmayabilir.

İlişkiler, emek, fedakarlık, saygı, sevgi ve vefa üzerine kuruludur ama abartmayın! Bir ilişkinin ortasındayken, gelecekteki resmini doğru çizin. Düzenlemek, onarmak ve sürdürmek için gücünüz varsa, canım benim aylarında kalmanız çok kolaydır. Yoksa, istikamet canın çıksın!

Bahar Aylarında Bahçe Bakımı!

Perşembe, Nisan 22nd, 2010

Bahar geldi, toprak kıpırdanmaya başladı. Yazın bahçenizde oturup, yeşilin keyfini sürmek istiyorsanız, bakım yapmaya başlamalısınız.

Bahar Aylarında Bahçe Bakımı!

Bahar Aylarında Bahçe Bakımı!

Yaprak ve ölü çimenleri tırmıklayın.

Çimlerinizi böcek öldürücü içeren gübre ile besleyin. Bu aydan itibaren, sonbahar bitene kadar, çimlerinizi düzenli olarak her hafta biçin.

Ağaçlarınız ve bitkileriniz arasında kalan boşluklara hızlı yetişen çiçekler ekin. Yer açelyası, pembe düğün çiçeği ve aynısefayı deneyebilirsiniz.

Salata seviyor musunuz? Taze, dalından kopmuş sebzelerle salata yapmak istiyorsanız, yeşil soğan, marul, turp gibi sebzeleri ekmek için en uygun dönemdeyiz.

Japon kirazının çiçekleri, nisan ve mayıs aylarında bahçeler için çok doğru bir seçim.

Zararlı otlardan kurtulmak için her gün biraz zaman ayırın.

Bitkilerinizi ilaçlayın çünkü yeşil sinekler onlara zarar verebilir.

Güneş gören bir köşede 13 mm derinliğinde ayçiçeği tohumları ekin. Özellikle yürüyüş yolunuzu bu çiçeklerle süslemek, bahçenize renk katacaktır.

Büyük saksılara zambak ve tespih çiçeği dikin.

Güzel yapraklı ağaçları bu ayda dikebilirsiniz.

Yaz aylarında çiçek açan yıllık bitkileri, (petunya, karanfil, camgüzeli, ninya, godetya.vb..) tahta sandıklara ekin.

Böceklerden zarar gören dal ve yaprakları kesin. Bunlar, böceklerin çoğalmasını sağlarlar.

Bahçenizde havuç varsa, onları sineklerin yumurtalarından korumak için, etraflarına 60cm yüksekliğinde bir çit koyabilirsiniz.

Bol güneş gören bir yere, mavi çiçekli çarkıfelek dikin. Yazın çiçek açacaktır.

Saksıya tohum ekmek: Saksıyı ağzına kadar toprakla doldurun. Üzerine elinizle hafifçe vurarak düzleştirin. Tohumu aldığınız ambalajın arkasında, tohumun üzerini toprakla kaplayıp kaplamayacağınız yazılıdır. Eğer kaplanacaksa, üzerine toprağı yayın ve ince delikli süzgeçle sulayın…

Yaşamın Yükü Dostlarla Hafifler!

Çarşamba, Nisan 21st, 2010

Hayatta çok şeyden vazgeçilebilir. Delicesine aşık olduğunuz bir adamın, yıllar sonra adını bile unutabilirsiniz.

Yaşamın Yükü Dostlarla Hafifler!

Yaşamın Yükü Dostlarla Hafifler!

Sigaradan, her sabah uyandığınızda içmeden ayılamadığınız kahveden, yemek zevkinizden, aklınıza gelecek her şeyden vazgeçebilirsiniz. Ancak insan bazı şeyleri, hayatının temeli saymalı, öyle kolayca söküp atmamalı. Bu listenin başında duran ise; dostluktur!

Yıllar geçtikçe, dostluğun değeri daha çok anlaşılır. Çocuk yıllarından başlayıp ölene kadar devam eden sosyal yaşam içinde, insan pek çok kişiyle tanışır. Kimiyle sadece tanıdık, kimiyle arkadaş, kimiyle de dost olur.

Zaman ve şartlar değiştikçe, dostlarda değişebilir. Elbette, çocuklukta başlayıp ölüme kadar birbirlerinden ayrılmayanlar da vardır. Ancak çoğunlukla dostluk üç aşamada gelişir.

Birincisi çocuklukta başlayan bir arkadaşlıktır. Okul döneminde birlikte geçirilen keyifli zamanlar, üniversite başlandığında veya gençlik yıllarında değişen yaşam şartları sebebiyle kesintiye uğrar. Oturduğunuz mahalleden taşınmak, birlikte fazla azgın olduğunuzu fark eden ailelerinizin sizi ayırma girişimleri gibi pek çok sebepten dolayı kopabilirsiniz.

İkinci süreç, biraz daha aklın erdiği ama yine serde gençliğin olduğu zaman denk gelir. Yaşam savaşına yeni adım attığınızda, sizinle ortak zevkleri olan birini dost edinirsiniz. Burada kurulan dostlukların daha uzun ömürlü olduğunu söyleyebilirim. Ancak bu süreçte kopma tehlikesi de yine hayatın farklılaşmasıyla ortaya çıkar. Birinin evlenmesi, diğerinin bekar kalması; birinin daha farklı bir yaşam stilini benimsemesi, hatta birinin daha güzel veya daha seksi olması bile, fark etmeden dostluğun zamanla değişmesine yol açabilir.

Üçüncü süreçte, artık bazı taşlar yerine oturmuştur. Kişiliğiniz, seçimleriniz, hayattan aldığınız dersler, sizde belirli bir görüş oluşmasına ve isteklerinizin belirginleşmesine sebep olmuştur. İşte bu zaman diliminde hayatınıza giren dostlar, çoğunlukla yaşam maceranızda size eşlik ederler.

Dostluk, sahip olabileceğiniz en büyük zenginliktir. Gerçekten iyi dostlara sahip olmak, biraz da sizinle ilgilidir. Dostluk için neleri feda edebileceğiniz, ne kadar paylaşabileceğiniz, sahip olacağınız dostun niteliğini de belirler.

Dost, bir yerlerde yedek kalbiniz olması gibidir. Sizdeki arızalanınca, o devreye girer. Yaşamın en önemli kuralı şudur: Başınıza ne gelirse gelsin, ne kadar büyük bir derdin içine girerseniz girin; dostlarınız olmadan atlatamazsınız! Dostlarıma selam olsun…