Sayfalar
Mayıs 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Archive for the ‘Ask’ Category

Her Kadının Yarası Vardır

Cuma, Nisan 20th, 2012

40 yaşına gelmiş neredeyse her kadının kalbinde hiç kapanmayan bir yarası vardır. Her kadının kalbinde bir zamanlar o çok sevdiği adamdan kalma izler bulunur.

Her Kadının Yarası Vardır

Hiç sebep yokken bırakıp gitmiştir adamın biri, tek bir neden göstermemiştir üstelik gidişine… Sessizce, korkakça, yüreksizce ve ardında soru işaretleri içinde bırakarak bir kadını gitmiştir… Kimse bilemez neden gittiğini….

En sevdiği, canı dediği, tüm hayatını, bekaretini, parasını, ömrünü verdiği bir adamı; üstelik kendi yatak odasına, kendi yatağında başka bir kadınla sevişirken yakalamıştır kadın. Yüreğinde o anda oluşan yarayı kimse kapatamamıştır.

Sözlerine inandığı, üzerine bir gelecek hayalleri kurduğu, eşi saydığı, evleneceğini zannettiği adam tarafından düğününden bir gün önce terk edilmiştir mesela bir kadın. Veya nikah masasında terk edilmiştir. Sessizce haykırmıştır, kimse duymamıştır çığlıklarını. Kırılan gururundan daha önce, çevresindekilere karşı çaresizliği acıtmıştır yüreğini.

Kocası olan, çocuklarını doğurduğu, iyi ve kötü gününde yanında durduğu, her kaprisini, sıkıntısını çektiği, aşık olduğu, sevdiği adam; bir gün öyle bir laf etmiştir ki… Kalbinin orta yerinden parçalanmıştır kadın, o güne kadar bildiği ve inandığı her şeyin boş olduğunu düşünmüştür.

Hep aynı kişiyi, hep aynı inançla defalarca sevmiştir kadın. Hep denemiş, hep verdiği sözlere inanmış, hep desteklemiş, hep güç vermiş ve hep yanılmıştır. Bütün denemelerinin sonunda başaramayacağını anlayınca vazgeçmiştir, kalbinin bir yasını o adamda kaldığından, hep biraz eksiktir.

Her kadının başka bir hikayesi vardır, her kadının başka bir yaşamı vardır. Köylü, kentli, çirkin, güzel, kültürlü, cahil, fakir veya zengin; hemen her kadının bir erkek tarafından yüreğine bırakılmış bir bıçak izi vardır.

Her kadın hayatının bir yerinde, mutlaka bir erkeğe inanmış ve ihanete uğramıştır. Neredeyse her kadının kalbinde kabuk bağlamış bir yara vardır ve o kadınlar ne zaman o yarayı açana benzer biriyle karşılaşsalar, istemeseler de kaçarlar.

Hemen her kadının hayatında güvendiği bir adam vardır ve bir de güvenmemeyi öğrendiği…. Kiminin sevgilisi, kiminin kocası, kimin kardeşi, kiminin evladı, kimin babası….

 

Kader Ne Yapsın?

Cuma, Nisan 20th, 2012

Bir hayale inanıyorsun diyorlar. Belki haklılar ama kim bana yaşam denilen şu yolculuğun da bir hayalden ibaret olmadığını ispat edebilir ki?

Kader Ne Yapsın?

Bütün anlattıklarımı yaşadığımı düşünüyorlar, basitleştiriyorlar ömrümü; gülümsüyorum. Sıradan seks düşlerinde kaybetmediğim özümle duyuruyorum oysa sesimi cümlelerimde, anlamıyorlar; uzaklaşıyorum.

Köşelerime, sertliğime ve inatçılığıma kızıyorlar ama erdemlerin karşısında da ceket ilikliyorlar tezatlıklarıyla; seyrediyorum.

Bildiklerimi, eskiyene ve kuralları değişene kadar savunduğum için geri kafalılıkla suçluyorlar. Ben böyle olduğum için onarlın özgür davranabildikleri bir dünya olduğunu fark etmiyorlar; susuyorum.

Kendilerini aşktan uzak tutarak gerçekçi, sevgiye inanmayarak mantıklı görüyorlar; gülümsüyorum.“Aşkın olmadığı bir dünyayı düşünebiliyor musunuz?” diyorum. Dilleri lal oluyor veya mantığımı çöpe atmadan doludizgin sevmeme şaşkınlıkla bakıyorlar; duraksıyorum.

Ömrün kısalığından dem vurup, yaşamın boşluğundan bahsedip, umarsızca bir hayata koşarken ne kadar çeliştiklerini fark etmiyorlar; anlayamıyorum.

En çok kadın yanımı sakınıyorum. Sakınmak için saklıyorum. Görmediklerini anlayamıyorlar. Sadece gözleriyle bakmaya alışmışlar, kalplerinin pusulasıyla yol bulamıyorlar; acıyorum.

Hiçbir şey yapmadan, kendilerine veya bir başkasına bir şey katmadan öylesine yaşıyorlar. Nefes almayı hayat zannediyorlar, anlamsızlıklarını fark etmiyorlar; üzülüyorum.

Yetmez gibi, bir de aşkı kötülüyorlar; sinirleniyorum!

Bre cahiller, yüreğinizin üzerini bağlayan nasır, gözünüzü de kapadıysa, aşk ne yapsın? Kaybettiyseniz özünüzü gündelik zevkler uğruna, sevgi ne yapsın? Tek tuğla koymadığınız ömrünüze mucize bekliyorsanız, kader size ne yapsın?

 

Kaç Kere Gideceksin?

Pazar, Nisan 15th, 2012

Bütün gidişlerinin sonu dönüş oluyor. Her seferinde veda ediyorum, ellerimle hazırlıyorum bavulunu, kan doluyor yüreğime, gözlerimde yaş kalmıyor. Her defasında aynı acıyı yaşıyorum, bana da yazık! Daha kaç kere gideceksin?

Kaç Kere Gideceksin?

Sana olan zaafımı kullanıyorsun ve sevgimi sömürüyorsun, biliyorum. Bilmem seni her defasında affetmeme engel olmuyor ama sevdam eksiliyor.

Her gidişin kalbime bir hançer gibi oturuyor. Geceler boyu uykusuz, evde kalan anılarımla, elimde resminle ve hep acı çekerek dolduruyorum yokluğunu.

Tam yavaş yavaş alışmaya başlıyorum sensizliğe, tam aralıyorum penceremin perdesini, banyo yapıp gözümdeki yaşları siliyorum, güneş doluyor kalbimin penceresinden içeri; geliyorsun!

Mis gibi ütüleyip koyduğum gömleklerin buruş buruş, tertemiz kıyafetlerin özensizce kırıştırılıp atılmış bavulun içine, dönüyorsun. Affetmem seni dediğimde, pişmanlığını anlatıyorsun. Bavulu açınca anlıyorum kimsenin benim kadar sevmediğini seni ve neden her seferinde geri geldiğini.

Tuhaf bir şekilde hem kendime kızgın oluyorum affettiğim için, hem kadın yanım kabarıyor bana geri döndüğün için. Nedense çaresiz kalıp, en son beni tercih ettiğini aklıma getirmiyorum!

“Bak bir daha asla olmasın!” diyorum, tehdit ediyorum seni inceden. Yeminler ediyorsun, kitaba el koyuyorsun ama kitaba inanmayan elin orada dursa ne olur? Yine bir gün gelmemeye başlıyorsun. Telefonların kapanıyor, sana ulaşılmadığını söylüyor o telesekreter kızın mekanik sesi.

Hırsımdan yastıkları parçalıyorum. Kim bilir neredesin? Ne yapıyorsun? Bavullarını hazırlıyorum, kapının kenarına koyuyorum. Bir gün ben evde yokken alıp gidiyorsun. Ama hiç anahtarı masanın üstüne koymuyorsun.

Ve aynı film yıllardır, hep aynı düzende devam ediyor. Sen hep daha iyi bir hayata gittiğini sanıp yanılıyorsun. Sonra bana dönüyorsun. Sonsuz sandığın sevgim zamanla eriyip tükeniyor. Kadınlığım eziliyor. Daha kaç kere gideceksin bilmiyorum ama emin ol bu son olacak! Bu defa ben topladım bavulumu, seni terk ediyorum…

 

Aşkı Bulmanın Formülü

Pazar, Nisan 15th, 2012

Her yeni yıl başlangıcında kendimize verdiğimiz sözleri hatırlayın, bir de dileklerinizi. Bu yıl sizin yılınız olacaktı; aşk, hayatınıza yıldırım gibi düşecekti. Hala olabilir, vazgeçmeyin!

Aşkı Bulmanın Formülü

Son zamanlarda ne kadar çok insanın mutsuz olduğu dikkatinizi çekti mi? Aşkı arayan ve bulamayanlar, bulduğunu zannedip yanılanlar, küskünler,  ümidini kesenler, inancını yitirenler…. Oysa aşk hiçbirimizden vazgeçmedi! Birkaç acı olay yaşadıysanız, bunun suçunu aşka yüklemek ve inancınızı kaybetmek, size doğru geliyor mu? Siz istediğiniz kadar aşktan uzaklaşın, o arkanızdan koşmaktan hiç bıkmayacaktır.

Şimdi anlatacağım formülü daha önce birçok okuyucuma söylediğim ve genellikle başarılı olan bu egzersizler, sizin de yaşamınızda işe yarayabilir.

Elinize bir kağıt, kalem alın. Bugüne kadar yaşadığınız gönül ilişkilerinde ne hatalar yaptınız? Birlikte olduğunuz kişinin ne gibi kötü yanları vardı? Siz, o kişinin hangi özelliklerini sıcak bulup, ilişkiye başladınız? Karşınıza yine aynı tarzda biri çıkarsa, tekrar sever misiniz? Biten aşklarınızda, tüm suçun karşınızdaki kişide olduğuna mı inanıyorsunuz?

Bu soruları yanıtlarken, objektif olmaya gayret edin. Bazı okuyucu mektuplarına bakınca, içlerinde hırs, kin ve isyan biriktirdiklerini görüyorum. Onların isyanı şuna, mükemmel davrandıkları halde, her türlü fedakarlığı yaptıkları halde, karşı taraf ilişkiyi yürütmemiş, aldatmış veya doğru düzgün bir sebep göstermeden gitmiş oluyor. Bu durumda suçun kendilerinde olmadığına inanıyorlar ki, bu bence yanlıştır.

Şunu hiç aklınızdan çıkarmayın, sevdiğiniz kişinin de egoları var. Siz gereğinden fazla özveride bulunursanız, çok fazla üstüne titrerseniz, kişiliğinizden ve yaşam tarzınızdan tavizlerde bulunursanız, karşı taraf için değersizleşirsiniz. Elbette aşk emek ister, mutlaka karşılıklı fedakarlıklarda bulunmayı gerektirir ancak bunun sınırını çizemezseniz, herkesin sizi kullanmasına yol açmış olursunuz. Mükemmel kadın olmaya çalışmayın, bu ayrılığa davetiye çıkarmaktır. Bir de konuya karşı tarafın gözlerinden bakmayı deneyin. Siz her türlü tavizi verip, kişiliğinizden ve yaşam tarzınızdan vazgeçip, birine teslim oluyorsanız, bu sizi karşı taraf için kimliksiz kılar. Bu davranışlar, birlikte olduğunuz şahsa şu sinyali yollar: “Ben kendimi sevmiyorum.” Siz kendinizi sevmezken, başkasının sevmesini nasıl beklersiniz?

Yazdıklarınız ve kendinizle hesaplaşmanız bittiğinde, yaptığınız hataları çok net görmüş olacaksınız. Sıra geldi, mucizeler yaratmaya! Evinizi veya odanızı temizleyeceksiniz. Mutlaka temizlik yapıyorsunuzdur ancak bu sefer işler biraz değişik olacak. İmkanınız varsa, birkaç eşyanın yerini değiştirin. Yaşadığınız mekanda karışık görünen yerleri toparlayın. Kütüphane, çekmece içleri, her taraf düzene girmeli. İçinizden, bu temizliğin yaşamınızda ters giden şeylere son vermesi ve daha güzel aşklar getirmesi için yapıldığını tekrarlayın. Mis gibi kokan evinizde veya odanızda oturun ve diğer egzersize geçin.

Yine elinize bir kağıt ve kalem alın. Bu sefer, sizi mutlu edecek bir erkeğin, hangi özelliklere sahip olması gerektiğini listeleyin. Ancak size ufak bir tüyo, “çok zengin ve çok yakışıklı olsun” dilekleri, genellikle hedefine ulaşmıyor. Daha önce yaşadığınız deneyimleri de göz önüne alarak, size nasıl davranmasını istediğinizi, hangi kişisel özelliklere sahip olacağını yazın. Birliktelikte önem verdiğiniz konuların altını çizin. Şimdi yapmanız gereken, bu listeyi bir mektup haline getirip, aşk meleklerine postalamak. Tabii ki postaneye gitmeyeceksiniz! İster denize atın, ister bir çiçeğin altına gömün, isterseniz yakın. Bu simgesel bir postalama, yeter ki, o mektubun aşk meleklerine gittiğini aklınızda imgeleyin ve inanın.

Son olarak, alışverişe çıkıyorsunuz. İlişkilerde ne çok önemsediğiniz konuyu belirlemiştiniz. Buna uygun bir şey alacaksınız. Eğer birliktelikte en önem verdiğiniz şey sohbet etmekse, kendinize iki tane kahve fincanı alın. Cinsellik çok önemliyse, bir çarşaf takımı satın alın. İsterseniz ikisini de alabilirsiniz. Ancak hayatınızın aşkı karşınıza çıkana kadar, bu eşyaları kullanmayın.

Evren, temiz yürekle ve içtenlikle istenen dileklerimize, kayıtsız kalmaz. Bu egzersizleri yaparken, neyi istediğinizi, hatalarınızı, bir ilişkiden beklentilerinizi belirlediniz. Ne istediğini bilen ve inanan insanlar, başarıya mutlaka ulaşırlar. En önemli şey, inanmaktır. Gerçek aşkı istiyorsanız, kendi mucizenizi yaratacaksınız…

 

Bugün Senden Konuştuk…

Pazartesi, Nisan 9th, 2012

Bugün senden bahsettik dostlarla, adını andık sıkça. Kulakların çınladı mı? Anıları düşürdük masaya aklımızın tozlu raflarından, bir güldük, bir hüzünlendik ama çokça üzüldük.

Bugün Senden Konuştuk…

Bu aşkın hakkı değildi böyle gitmek, bu aşkın hakkı değildin sen… Belki de böyle aşık olmak benim hakkım değildi, kim bilir? Veya tam da hak ettiğimiz yerdeydik…

Ne zaman adını ansam, ne zaman seninle ilgili birini görsem, boğazımın orta yerinde bir şeyler düğümleniyor. Seni anlatıyorlar ya bana, ağrıma gidiyor. Seni birinden dinlemek ağır iş, insanın çocuğunu başkasının büyütmesi gibi….

Sık sık küfür ediyorum ardından, muhtemelen hissediyorsundur. Bir gece yarısı mesela, kalbini bir şey sıkıyordur, daralıyorsundur da, adını koyamıyorsundur….

Bir de teşekkür ediyorum sessizce. Seninle yüz yüze geldiğimizde söyler miyim? Asla! Zaten yüksekte duran ve önünü görmeni engelleyen egonu daha da şişirmemek için söylemem ama teşekkür ediyorum.

Bütün yaşanmışlıklarım arasında, şimdi ben olmama sebep olan ve hayatımın altında büyük harflerle imzası duran sen olduğun için…

Yaptıklarımızı düşünüyorum, anılarımızı, yüzümde tuhaf bir tebessüm oluşuyor. Gözlerim doluyor, burnumun direği sızım sızım sızlıyor. Neden bir türlü başaramadığımızı düşünüyorum, aklım almıyor. Bir insanın böyle sevilmeyi neden eliyle ittiğini aklım almıyor.

Sonra kendimi düşünüyorum. Defalarca benzer hataları yapan birini neden defalarca affettiğimi de aklım almıyor. Kendime kızıyorum. Biraz sana bağırıyorum aklımda, biraz kendime bağırıyorum.

Sen duymasan da helalleşiyorum içten içe, seninle olan hesabımı kapatıyorum. Ne alacağımız kalsın birbirimize, ne vereceğimiz diye; hem bu dünya için, hem ahret için bütün yaptıklarımızı eşitliyorum. Seni affediyorum… Kendimi ise henüz affetmedim….

 

Bir Sonraki Aşkta Farklı Olacak…

Pazartesi, Nisan 9th, 2012

Mutluluğu ararken sana çarptım. Sende aradım huzuru, sevdayı, mutluluğu ama bulamadım. Uğraştım, didindim, taviz verdim, emek harcadım. Sen hiçbirine değmezmişsin, anladım….

Bir Sonraki Aşkta Farklı Olacak…..

Gençliğimde buna benzer düşüncelerim oldu. Hatta bu temel fikre sıkı sıkıya bağlıydım. “Ben sevdiğim kişiyle mutlu olmak için her şeyi yaptım, her yolu dendim. Ancak o ahlaksızın, düzenbazın biriydi; beni hak etmedi.”

Mutluluğu ve yaşamdaki arayışlarımın karşılığını bir adama bağladığım yıllar geçirdim. Olmayacak duaya çok defa amin dedim. Amin diye niyet etmekle de kalmadım, olsun diye tüm gücümü harcadım.  Tanrıcılık oynadım çünkü gençtim, toydum, hata yapmaya müsaittim.

Yıllar geçtikçe ümidim kırıldı ama yine de tam olarak vazgeçmedim. Bir sonraki aşkta farklı olacağını düşündüm hep. Doğru sevgiliye rastlamamıştım. Beni mutlu edecek o prens mutlaka bir yerlerde yaşıyordu.

Mutluluğa giden tek yol, birinin beni sevmesi ve benim de birini sevmemden geçiyordu. Bu yanılgıyla tüm gençlik yıllarımı geçirdim. Pişman mıyım? Hayır! Şimdi anlatacak yanılgılarım olmasaydı, ne yazacaktım. Kendi derslerimi öğrenemeseydim, başkalarının hatalarından da kendime örnekler çıkartmayı nasıl başaracaktım? Okuduklarımı, duyduklarımı, dinlediklerimi, şahit olduklarımı nasıl süzgecimden geçirip, hayatımda bir yerlerde uygulamaya koyacaktım?

Ancak sizden önce bir yoldan geçmiş birinin lafından ders alacak kadar olgunsanız, artık genç değilsiniz demektir. Yaşadıklarınızdan öğrenmişsinizdir duvara çarpmanın ne olduğunu.

Gençliğin ise hep bir umudu vardır. Bir sonraki aşkta farklı olacağına inanır. Mutluluğun tek formülü sizi seven birinin olması değildir. Sevgi, kendi içinizde var olması gereken en önemli dayanaktır.

Birbirine bağlanmak zaman içinde cazibesini yitirir, ilişkinin ihtiyacı olan heyecan kaybolur. Önce kendini sevmek ve gerçekten tanımak gerekir. Mutluluk insanın özünde gizlidir.

Hayatta sahip olunması gereken önemli özellikler vardır. Bunlardan ilki mutluluğu başka insanlarda ve şartlarda aramamaktır. Tam tersi, insan kendiyle mutlu olduğunda sevilmeye kapısı açıktır ve tüm kalabalığın içinde o ilk göze çarpandır.

 

Bir Gölge Sevda….

Pazartesi, Nisan 2nd, 2012

Bahar geldi, oysa ben hep kışın o beyaz sesinde yaşamak istiyordum. Mevsimler de insanlar gibi değişiyorlar ve hep bir önceki mevsimin tadı kalıyor damakta.

Bir Gölge Sevda….

Aykırı bir yaşam düşü benimki, aldırma! Sen olmasan da sevebilmeyi istiyorum. Hani kalbini bana bırakıp gitsen, git diyeceğim özgürce.

Mor bir esinti istiyorum yüzümde, gece eflatun olsun istiyorum, olmuyor! Karanlığı da severim ama artık geceler bana daha çok tek başınalığımı hatırlatıyor.

Gidilecek kaç şehir daha varsa, seni öyle merak ediyorum. Işık olsam diyorum bir lambada veya gölge olsam; izlesem bir ömür seni, uyuduğunda gizlice dudaklarına öpücük kondursam.

Sen sadece beni yenebilirsin bu yaşam oyununda ve benim gibi birkaç kişiyi daha; ya sonra? Ölümü ne yapacaksın? Mutlak mağlubiyeti geçtim hadi, yaşamı ne yapacaksın? Düşünürsen, sen en çok hayattan başarısızsın.

Her şeye karşı durabilirim aşk için, sana bile. Ayrıca ben seviyorsam, şairin dediği gibi, kime ne? Gönül benim, yürek benim, ömür benim.

Biliyorum bütün yollar senin ve gidebildiğin kadar gideceksin. Git! Ben de üstüm başım bulut kokana kadar seni takip edeceğim. Hiç bilmeyeceksin ama ben seni severek öleceğim.

Ama belki bir gün, senin peşinde dolaştığım o yollarda aşkımı başka renklere çevirecek bir çift göze rastlarım. Bakarım sen farkında değilsin hala gölgenin, bir düşün orta yerinde kaybolurum. Sen gölgeni ararken, ben kim bilir hangi kolda olurum?

 

Kimseye Söylemeden Seviyorum

Cumartesi, Mart 31st, 2012

Hep bıçak sırtında yaşadım, hep sınırlarda sevdim. Çok geldi sevmelerim bazılarına ama ben sadece kendim için sevdim.

Kimseye Söylemeden Seviyorum

Yüreğimi kanırtan acılar yaşadım. Yetmedi başkalarının ezası, kendimi cezalandırdım. Bir düştü hayat benim için, düştüm bir gün her yanımı kanattım.

Sustuğum gecelerim oldu ama çok defa çığlıklarla uyandım. Yapamadıklarımla uğraşmadım, yaptıklarımı başarı saydım.

Sevdikçe büyüdüm, çoğaldım. Belki o yüzden sevmekten hiç bıkmadım. Aşkımı başkalarına hediye ettim, sevdayı kimseye lütuf saymadım.

Ömrüm boyunca korudum kalbimi, ne kadar kırılmış olsa da, sevmekten hiç caymadım. Yeniden, hep yeniden denedim, sevdayı kimse için satmadım.

Bazı geceler yalnızlığımla ağladım, bazı zaman yalnızlığımı başıma taç yaptım ama aşka hiç sırtımı dönüp yatmadım.

Aşka aşık kaldım önce, aşkın kadınıydım, aşkla yıkandım. Sevmek için özel sebepler aramadım, sadece sevdim. Bazen bir rengi, bazen bir şairi, bazen bir kadının gülümseyişini, bazen bir çocuğun gözlerini, bazen bir adamın utangaç dokunuşunu…

Yüreğimi sevmek için eğittim. Eskiden ben de sevdiklerimden karşılık beklerdim, yıllar sindi üstüme, beklentilerimden vazgeçtim.

Sevmek saf ve sınırsız olduğunda güzeldi. Sevmek sadece kendin için sevmeyi öğrendiğinde özeldi. Sevmek bir kalbin ödeviydi, sevmeyi severek öğrendim.

Yıllar geçtikçe sevme şeklim değişti.Gençlikte hırçındım, sınırsızdım, küstahtım, acımazsızdım, bencildim, ihtiraslıydım.Sonra seneler geldi geçti ömrümden sakinleştim, olgunlaştım, paylaşmayı öğrendim. Saf sevgiye verdim gönlümü, severek törpülendim.

Şimdi sadece sevmeyi biliyorum. Bazen sevdiğime bile sevdiğimi söylemeden seviyorum…

 

Silinmiyor Geçmişimden Gözlerin

Salı, Mart 27th, 2012

Bir an, sadece bir an yüreğime bıçak gibi saplandı geçmişim. Seninle geçen o uzun yılları düşündüm ve pişman oldum ama sadece bir an.

Silinmiyor Geçmişimden Gözlerin

Sonra kendime geldim ve teşekkür ettim sana, hiç duymayacağın ve bir gün yüz yüze gelsek bile asla söylemeyeceğim bir teşekkür ettim içimden.

Şimdi her kim olduysam iyi kötü, senin izin duruyor orta yerinde ruhumun. Ne acı ki; silinmiyor, gitmiyor ama pişman değilim. Şimdi burada duran, şu aynaya bakan gözlerimi seviyorum. Belki de başka şansım yoktur, sevmesem ne olacak, zamanı geri döndüremem değil mi?

Başka bir hayatı seçebilirdim aslında. Tanrı bana o şansı da verdi üstelik, ben nedense o yolda gitmedim. Nedense demek tuhaf tabii, nedeni sendin!

Şairin dediği gibi bahçesinde ebruli hanımeli açan bir evde, şimdi kim bilir kaç yaşında olmuş çocuğum veya çocuklarımla, alıştığım ve sevdiğim bir eşle hayatımı devam ettiriyor olabilirdim. Ancak işin tuhaf tarafı, seninle bile bu hayali kurmadım ben. Seni bu resmin içine koymadım.

Pişman değilim ama daha az yorulacağım bir hayat seçebilirdim. Kaderini kendi çizer insan derler ya, doğru! Ben ellerimle çizdim ama herkes gibi, çizdiğimin farkında değildim.

Yaşlandıkça anlıyorum nasıl boşa harcadığımı bir ömrü, ömrümü. Nerdeyse 40 yılı öyle böyle devirmişim işte! Hep savaşarak, uğraşarak, didişerek, aşık olarak, severek, sevilerek, düşerek, kalkarak, yenilerek ve yine kalkıp, yine yenilerek ama hiç bıkmadan, usanmadan geçirmişim.

Ne yapayım, öyle öğretti babam! Dik dur dedi, kimsenin sırtına binme, kimseyi sırtına alma. Onurun için yaşa, kendini de adını da yere koyma. Sigara içme, kumar oynama, uyuşturucuya bulaşma dedi. Çalış ve dürüst ol, adam vursan gel söyle, yalandan medet umma dedi.

Söylediklerinin neredeyse hepsini dinledim. Ama namerdi sevme dememişti! Eh bende daha önce hiç namert görmemiştim, sevdim!

Pişman mıyım? Hayır ama daha kolay bir hayatı seçebilirdim çünkü geçmişimin orta yerinde duruyor gözlerin ve ne yapsam gitmiyorsun. Her seferinde seçimlerimi hatırlatıyor bana namert gözlerin. Sana diyecek lafım yok, kendime bile susuyor sözlerim…

 

Aşk Acısından Kaçmak

Cumartesi, Mart 24th, 2012

Hangi şekilde olursa olsun terk edilme, yalnız kalma, mahrum bırakılma, ihanete uğrama gibi olaylarla yüzleşmek, aslında bedenimizi ve ruhumuzu derinden etkiler.

Aşk Acısından Kaçmak

Şu koca dünyada kendimizi çaresiz, yapayalnız, çözümsüz, savunmasız ve korunmasız hissederiz. Yalnızlığımızın yüzümüze bir tokat gibi defalarca çarpılmasıdır aşk acısı ve bu yüzden bu kadar derinden vurur.

Aşk acısı bizi özünde korkularımızla yüzleştirir ve bu yüzden onun etkisi çok ağırdır. Üstünden atmanın bu kadar zor olmasının sebebi, kendimizle ve yaşamımızla yüzleşmenin zorluğudur.

Bazen sırf bu acıdan kurtulmak için daha kötü yollara başvururuz. Bağlılık yaratan maddelerden tutun da, alışveriş çılgınlığına kadar her şey bizi kendimizden uzaklaştırmak için bir çözüm arayışı haline dönüşür.

Özünde sahip olduğumuz o büyük boşluk duygusuna bakmaktan korkarız. Ömrümüzün sonuna tek başına gideceğimiz endişesi, hayatı tek başına yürütememe düşüncesi, istenilmeme ve reddedilmenin getirdiği ego kırgınlıkları ve daha pek çok faktör bizi korkularımıza götürür.

Korkularımız ise bizi hep yalnızlığımızla vurur. Bu yüzden ayrılık acısı, pek çok acıdan daha ağır ve dayanılması zordur.

Ayrılık acısı, peşinizden kovalayan bir gölge gibidir. Siz kaçtıkça peşinize düşer ve bir müddet sonra tüm ruhunuzu ele geçirir. Eğer onunla yüzleşmeyi öğrenemezseniz, ömrünüzün sonuna kadar hep içinizde bir yerlerde kalır ve karşılaştığınız iyi ve kötü tüm olaylarda, kararlarınızı ve düşüncelerinizi etkiler.

Aşka küsmenize, inanmamanıza, bir daha yeni bir ilişkiye girememenize ve daha pek çok şeye sebep olur. Aşk acısından kaçarak kurtulamazsınız. Tam tersi kaçtıkça batarsınız.

En iyi yol, onunla yüzleşmek ve bu acıyı yaşamayı kabul etmektir. Eğer acıyı sonuna dek yaşar, başka çözümlerden derman beklemezsiniz, ondan kurtulursunuz. Ancak şunu bilmelisiniz ki; aşk acısından kurtulmanın onunla yüzleşmekten başka yolu yoktur.