Sayfalar
Mayıs 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Archive for the ‘Bebegim’ Category

Tüp bebekte bahar farkı

Cuma, Mayıs 11th, 2012

İlkbahar aylarında östrojen daha fazla salgılandığı için hamile kalmanın daha kolay olduğunu “Gün ışığı ve hava sıcaklığının artması östrojen hormonunu da artırıyor” dedi.Tüp  bebek tedavisinde mevsimlere göre başarı oranlarına dikkat çeken , bir araştırmada yumurtaların döllenme oranının ilkbahar aylarında diğer aylara göre 1.5 kat yüksek bulunduğunu söyledi.

Gün ışığı ve hava sıcaklığının östrojen hormonunun salgılanmasını arttırdığını belirten Tosun östrojen ile mevsim iliksi hakkında şunları söyledi: ”Östrojen hormonu kadın yumurtasının olgunlaşması ve embriyo gelişimi için çok önemlidir. Yardımcı üreme tekniklerinde (in-vitro fertilizasyon, mikroenjeksiyon) mevsimlere göre istatistiksel olarak başarı oranlarına bakıldığında,1932 çiftin dahil olduğu bir araştırmada gelişen yumurta sayısı, olgunlaşmış yumurta oranı, embriyonun rahme tutunma oranı (implantasyon) ve gebelik oranları açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır.” Ancak yumurtaların döllenme oranının ilkbaharda diğer aylara göre 1.5 kat daha yüksek olduğu bulunmuştur.”

“Tüp bebek tedavisinde bahar aylarının tercih edilmesi çiftler için moral verici ve yüz güldürücü sonuçları beraberinde getirebilir. Aynı zamanda daha çok döllenmiş yumurta bize embriyo dondurma ve gerekirse daha sonra kullanabilme şansı sağlamaktadır. Yine de bilinmelidir ki yardımla üreme teknikleri yılın her döneminde başarı ile uygulanmaktadır” dedi…

Tüp bebekte bahar farkı

 

Çalışan annelerin işi daha zor

Perşembe, Mayıs 10th, 2012

Annelik, kadına güzel duygular yaşatırken ağır görevler de yüklüyor. Günümüz kadınları artık hem iyi bir anne, iyi bir eş, iyi bir ev kadını hem de iş hayatında başarılı olmak için çabalıyor. Psikologlara göre bu durum ‘yetememe’ duygusuna yol açabiliyor.

13 Mayıs Anneler Günü öncesinde, son yıllarda anneliğin değişen : “Bir kadın, gebeliğinin ilk günlerinden itibaren artık sadece birisinin eşi ya da kızı değil, birisinin annesi olmaya hazırlanıyor.

Dolayısıyla artık hem duygusal hem de sosyal olarak farklı bir rol üstleniyor. Gebelik; kadının, bir çocuğun, fiziksel ihtiyaçlarının ve korunmasının sağlanması kadar, birey olarak topluma kazandırılmasından sorumlu kişi olacağı anlamına geliyor.”

GEBELİK KADININ ANNESİYLE OLAN İLİŞKİSİNİ GÜÇLENDİRİYOR

Uzman Psikolog Aylin Sezer, gebelikle birlikte kadınların annelik rolünü üstlenmeye başladıklarını belirterek, “Anne olmak, bir kadının annesiyle ilişkisini daha iyi bir noktaya taşıması için de önemli bir fırsattır. Çünkü hem anne hem de kızı, anne olarak ortak bir noktada buluşmaktadırlar. Bunu empati olarak da düşünebiliriz. Bir kişinin kendisini karşısındakinin yerine koyabilmesinin en iyi yolu, benzer roller edinebilmesidir. Bu süreç, anneyle daha önce yaşanan olumsuzlukların gözden geçirilmesi için de büyük bir fırsattır” diyor.

KADIN ÇALIŞMA HAYATINDA DAHA AKTİF

Modern yaşamın anne olan kadınların yükünü artırdığını belirten Sezer, şunları söylüyor: “Eskiden kadınlardan evlenerek çocuk sahibi olmaları, çocuklarını büyütmeleri ve ev işlerini yapmaları beklenirdi. Son yıllarda kadının çalışma hayatında daha aktif roller almasıyla, bu görevlere bir de başarılı iş kadını olmak eklendi.

Günümüzde çocuk sahibi bir kadın hem iyi bir anne, iyi bir eş, hem iyi bir ev kadını, hem de iş hayatında başarılı olmak zorunda. Ama tüm bu görevleri gerçekleştirmesi için gereken sürede herhangi bir artış olmadı. Kadınlar, günümüzde artık aynı süre içinde çok daha fazla iş yapmak zorunda. Bu da kadınlarda ‘yetememe’ duygusuna yol açabiliyor.”

BAŞARILI OLAMAMA KAYGISI…

Sezer’e göre, yetememe duygusu, özellikle yeni annelerde, çocuğuna yeterli eğitim verememe, çocuğunu iyi yetiştirememe korkusu ile günümüzde sıkça söz edilen “süper anneliğe” yol açıyor. Bu kaygıları taşıyan anne, kendisinin veremeyeceğini dışarıdan sağlama çabası içerisine girerek, çocuğu taşıyamayacağı yükün altına sokabiliyor.

Bu durum çocuğu çok zorlamadığı sürece olumlu bir düşünce şekli olabiliyor. Ancak çocuğun kapasitesinin, yapabilip yapamayacaklarının, her zaman göz önünde bulundurulması gerekiyor. Çünkü ağırlaşan koşullar nedeniyle annede ortaya çıkan huzursuzluk, bir süre sonra çocuğu da olumsuz yönde etkileyebiliyor…

Çalışan annelerin işi daha zor

 

Obezite anne karnında başlıyor

Perşembe, Mayıs 3rd, 2012

Birçok hastalığın nedeni olan obezite ile mücadelede zamanlamanın önemine değinen uzmanlar, özellikle düşük doğum ağırlığıyla dünyaya gelen bebeklere dikkat çekiyor.

çağın hastalığı haline gelen obezliğin birçok nedenini olduğunu söyledi. Obezliğin temelinin anne karnında atıldığını hatırlatan Prof. Dr. Atabek, kilosu düşük olduğu için aşırı beslenen bebeğin obezliğe yatkın hale getirildiğini ifade ederek şunları kaydetti:

”Düzensiz bir şekilde bol gıda ve enerji  alan çocuğun yağ dokusunda hızlı bir artış görülüyor. Bu da çocuğu şişman biri haline getiriyor. Dünyaya geldikten sonra adaptasyon sürecindeyken çocuğa gıda alımı konusunda aşırı yükleniliyor. Birçok araştırma da erişkin dönemde görülen metabolik bozukluklar gibi rahatsızlıkların düşük doğum ağırlığıyla bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Anne karnında bebek, büyümesini oksijen ve gıda desteğiyle sürdürüyor. Anne kendisinin ve bebeğinin beslenmesine çok dikkat etmeli. Bebeğe, anneye ve göbek bağına bağlı hastalıklar nedeniyle anne karnında yeterli gelişemeyen bebek düşük doğum ağırlıklı olarak doğabilmektedir. Bu süreçten sonra dış ortamda aşırı beslenmeye maruz kalan bebek, obezite riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Anne karnındaki açlığı takip eden dış ortamdaki aşırı beslenme  yağ dokusuyla sonuçlanıyor. Hareketsiz bir hayat tarzıyla birlikte de genellike 6-7 yaşlarında obezite ortaya çıkmaktadır.”

HASTALIKLARIN TEMELİ BU DÖNEMDE ATILIYOR

Anne karnındaki dönemin kritik periyodunda yetersiz beslenme metabolik-endokrin değişikliklere yol açabileceğini vurgulayan Atabek, bebekte büyüme sınırlanarak enerji ihtiyacı olanla karşılanmaya çalışılacağını dile getirdi.

Ancak bu adaptasyonun kalıcı yapısal ve fonksiyonel değişikliklere dönüştüğüne ve erişkin hastalıkların temelinin atılmış olduğuna dikkati çeken Atabek, çalışmaların düşük doğum ağırlıklı bebeklerin erişkin dönemde obezite, tip 2diyabet, anormal karbonhidrat ve lipid metabolizması,hipertansiyon, koroner kalp hastalığı gösterdiğini söyledi.

Bu tür çocukların ilerleyen dönemlerinde kansere yakalanma riskinin de daha fazla olduğunu anlatan Atabek, bu durumun önüne geçebilmek için gebeliğin sağlıklı takibi ve gebelikte problemlere erken müdahale edilmesi önerisinde bulundu…

Obezite anne karnında başlıyor

 

Çocuğunuzun kalbi spora hazır mı?

Perşembe, Mayıs 3rd, 2012

Büyüme çağındaki çocukların spor yapması şart. Aileler de bu konuda bilinçli. Ama pek az aile, spor öncesi çocuğunun kalp kontrolünden geçmesi gerektiğini biliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Resmiye Beşikçi çocuğun kalbinin, spora başlamadan önce neden değerlendirilmesi gerektiğini anlattı.

Sporun, çocukluktan itibaren yaşam tarzı haline getirilmesi vücut fonksiyonları açısından faydalı. Bunun farkında olan ve bilinçlenen aileler, çocuklarına spor yapma fırsatı yaratma çabasında. Atma, koşma, atlama gibi temel becerilerin öğrenildiği dönemlerden sonra genellikle 6-7 yaş civarında çocuklar spora başlayabilir.

Erken yaşlarda sporla tanışmak çocuklara; fiziksel aktivitenin yanı sıra oyun ve eğlence ortamı sunar. Daha sonraki yaşlarda da onlara sağlıklı bir kas ve iskelet sistemi, düzgün bir postür kazandırır. Daha da önemlisi, kalp ve damar sağlığına ömür boyu sürecek olumlu katkı sağlar. Egzersiz yapmak, tüm vücut fonksiyonlarında değişiklikler yaratır ama en çok kalbi etkiler.

Çünkü spor sırasında vücudun oksijen ihtiyacı artar. Bu da kalbin daha hızlı çalışmasına ve daha çok kanı pompalamasına yol açar. Bu nedenle dinlenme halindeyken şikayete neden olmayan bazı kalp hastalıkları, ağır efor gerektiren sporlar sırasında yorgunluk, çarpıntı, nefes darlığı, göğüste ağrı, bayılma şeklinde belirtilerle ortaya çıkabilir. Zaman zaman ani ölüm bile görülebilir. Yapılan araştırmalarda, ani sporcu ölümlerinin yüzde 95’inin kardiyovasküler nedenlerden olduğu ortaya çıktı.

Düzenli kontrol şart

İşte bu yüzden, özellikle ağır efor gerektiren basketbol,voleybol,futbol, yüzme gibi yarışmalı sporlara başlamadan önce çocuklar mutlaka kalp kontrolünden geçirilmeli. Genç sporcularda ani ölüm, özellikle altta yatan ve genelde önceden bilinmeyen doğumsal kalp hastalıklarına bağlıdır.

Kalp kasının aşırı kalınlaşması, koroner arter anomalileri, kalp ritm bozukluğuna sebep olan bazı durumlar, doğuştan ya da sonradan olan kalp kapak bozuklukları, egzersiz sırasında belirti oluşturabilecek, hatta ani ölüme yol açabilecek kalp hastalıklarıdır. Sadece başlarken değil, spora devam ettiği sürece de belli aralıklarla çocuğun kalp kontrolleri mutlaka yaptırılmalıdır…

Çocuğunuzun kalbi spora hazır mı?

Uyuşturucu bağımlısı olarak doğuyorlar

Perşembe, Mayıs 3rd, 2012

her saat başı bir bebek uyuşturucu bağımlısı olarak dünyaya geliyor.

1 bebeğin neonatal yoksunluk sendromu adı verilen tıbbi sorunla dünyaya geldiğini gösterdi.

Neonatal yoksunluk sendromu, yeni doğan bebeklere,uyuşturucu bağımlısı annelerinden geçen, bağımlılarda uyuşturucu bulamadıklarında görülen yoksunluk semptomlarına benzer semptomlar görülmesi olarak tanımlanıyor.

neonatal yoksunluk sendromu görülen bebeklerin sayısının 2000-2009 yılları arasında 3 katına çıktığını ve 2009 yılında 13 bin 539 bebeğin bu sendromla dünyaya geldiğini gösterdi. Araştırma ayrıca,  afyon türevi uyuşturucular kullanan annelerin sayısının da son on yıl içinde 5 kat arttığını ortaya koydu.

konuya ilişkin yaptığı açıklamada, son 10 yıllık süreyi kapsayan son raporunda,  afyon türevi ağrı  kesicilerin satışının 4 kat arttığını gösterdiğine işaret etti.

GÖRÜLME SIKLIĞI GİDEREK ARTIYOR

”Yaptığımız çalışma hamilelikte tam olarak hangi uyuşturucunun kullanıldığını ortaya çıkarmaya yeterli olmasa da şunu çok iyi biliyoruz ki bu sınıftan uyuşturucuların kullanımı son on yıl içinde 5 kat arttı ve bu da bebeklerde daha yüksek oranlarda neonatal yoksunluk sendromu görülmesiyle uyuşuyor” dedi.

afyon türevi uyuşturucuların kullanımının ”neredeyse bir salgın haline geldiğine” dikkati çeken , afyon türevi ağrı kesicilerin kullanımının sınırlandırılmasını istedi.

Neonatal yoksunluk sendromu, bebeklerde doğumdan sonraki ilk 72 saat içerisinde ortaya çıkan, huysuzluk ve sinirlilik, kasılmalar, kusma, ishal, terleme ve sık soluklanmayla kendini belli ediyor ve ani bebek ölümüne yol açabiliyor…

Uyuşturucu bağımlısı olarak doğuyorlar

 

Tek embriyo başarıyı düşürüyor mu?

Çarşamba, Mayıs 2nd, 2012

Tüp bebek tedavisine getirilen tek embriyo transferi zorunluluğu, ‘gebelikte azalma olur’ endişesini doğurdu. Peki durum gerçekten böyle mi?

tüp bebek tedavisinde tek embriyo transferi zorunluluğu getiren kararın, tüp bebek tedavisinde gebelik başarısını düşürmediğini söyledi ve nedenlerini şöyle anlattı:

“Bu karar alındığında, tek embriyo transferini yaklaşık 10 yıldır uygulamakta olan bazı ülkelerde başarı oranlarının düşmediğini biliyor, bizde de aynı durumun yaşanacağını düşünüyorduk. Nitekim beklediğimiz gibi üç embriyo transferi yerine tek embriyo transferinin tüp bebek tedavisinde başarı oranını düşürmediğini gözlemledik. Bu başarının elde edilmesini sağlayan en önemli neden embriyonun laboratuvar ortamında “5. gün-blastokist” aşamasına getirilebilmesidir. Embriyonun rahimde tutunma yeteneğinin daha yüksek olduğu bu aşama tek embriyo transferi ile tüp bebek tedavisinin olumlu sonuçlanmasını sağlamaktadır.

EMBRİYONUN HÜCRE  HASARI EN AZA İNDİ

Embriyo dondurma-çözme yöntemlerindeki yeni gelişmeler ile birlikte tek embriyo transferi yaptığımız çiftlerde transfer etmediğimiz diğer canlı embriyoların sağlıklı bir şekilde dondurulup çözülmesini sağlayarak bu sonuçların daha da ileri götürülmesini sağlayabildik. “Vitrifikasyon” adı verilen bu işlem ile embriyoyu çok ani ve hızlı bir şekilde soğutuyor, soğuturken buz kristallerinin oluşmasını engelliyoruz. Böylelikle hücre hasarı çok aza indirgeniyor. Son yıllarda bu teknikte de yapılan ilerlemeler sayesinde bugün gördüğümüz çözme sonrası canlılık oranlarını hemen hemen yüzde yüz olarak verebiliyoruz.

HEM FİZYOLOJİK HEM EKONOMİK AVANTAJ SAĞLIYOR

Dondurma-çözme işlemi 2 yönden avantaj sağlıyor. Sadece tek embriyo transfer edilebildiği için transfer artığı embriyo sayısında bir artış meydana geldi. İşlemin birinci avantajı transfer artığı olarak tanımlanan bu embriyoların çiftler tarafından gerek 2. ya da 3. bebekleri için gerekse başarısız olunması durumunda gerekebilecek yeni bir tedavide kullanılabiliyor. Böylelikle anne adayları tekrar tekrar çeşitli hormon tedavileri almak zorunda kalmıyor ve yumurta toplanması gibi basit de olsa bir cerrahi girişime maruz kalmıyor. Yani çiftler hem fizyolojik olarak hem de ekonomikolarak daha avantajlı konuma geliyor.

DOĞRU SPERM SEÇİMİ BAŞARIDA BÜYÜK ROL OYNUYOR

Tek embriyo ile transferin tüp bebek tedavisinde başarıyı düşürmemesini sağlayan bir başka neden, 5. gün-blastokist aşamasına gelmiş olan embriyonun oluşması için belirli koşulların var olmasıdır. Bu koşullardan biri anne-bebeğe ait olan genetik  materyalin sağlıklı olmasıdır. Diğer koşul, döllenme amacıyla seçilen sperm hücrelerinin DNA açısından normal olması yani bu spermlerin DNA’larında herhangi bir kırıklık olmamasıdır. Yine merkezimizde yaptığımız çalışmalarımızda DNA kırıklarının varlığı açısından olgularımızı inceliyor ve burada herhangi bir problem gördüğümüz takdirde “İMSİ” adını verdiğimiz, sperm hücrelerinin yapılarının çok derinlemesine incelenmesine imkan veren bir yöntem ile sperm seçimini gerçekleştiriyoruz. Bu seçim doğal olarak embriyo gelişiminin daha iyi olmasına yol açıyor. Bu iki faktörü bir araya getirdiğimizde, elimizde anne ve babadan aldığımız hücrelerimizin arasından en iyilerini değerlendirmiş oluyoruz.

LABORATUVAR KOŞULLARI ÇOK ÖNEMLİ

Embriyonun 5. gün-blastokist gelişimini destekleyerek başarı sağlayan bir diğer unsur, tüp bebek laboratuvarının hem uygulama koşulları hem teknik alt yapı hem de uygulayıcıların tecrübesi anlamında yeterli olmasıdır. Tüp bebek merkezi laboratuvarı hava kalitesi açısından iyi değerlendirilmeli, özellikle havadaki bir takım bakterilerin ve partiküllerin işlemlere zarar vermesini engelleyecek şekilde tasarlanmalıdır.”

Tek embriyo başarıyı düşürüyor mu?

‘Arı’ yerine ‘ayı’ diyorsa…

Cuma, Nisan 27th, 2012

‘R’leri söyleyemeyen çocuğun konuşması anne-babaların kulağına sevimli gelse de uzmanlara göre, alışkanlığa ve konuşma bozukluğuna dönüşmemesi için duruma müdahale edilmeli.

Her ses, o sesi üretebilmek için gereken dil, dudak, damak ve çene koordinasyonu geliştikçe repertuara katılıyor. Konuşma bozukluklarında önemli yer tutan ‘r’ sesinin genel olarak 6 yaş civarında doğru kullanılması bekleniyor.

6 yaşını geçmiş bir çocuk hala ‘r’ sesini doğru üretemiyorsa konuşma terapisi ile müdahale etmek gerekiyor. Zira uzmanlar, yanlış dil alışkanlığı devam ettikçe, bu alışkanlığı kırmanın da daha zor olacağı görüşünde. Terapiye başlamak için 6 yaşı beklemek gerektiğini belirten Dil ve Konuşma Bozuklukları Uzmanı Seda Atilla Şahin, “Ancak, çocuk bu durumun farkında ve bu harfi söyleyemediği için rahatsız oluyorsa, o zaman terapiye biraz daha erken başlanabilir” diyor.

Şahin, anne ve babaların kulağına sevimli gelebilecek bu durumun çocuğun akranları arasında alay konusu olabileceğini belirterek, seslerin doğru kullanılması ile ilgili sık sorulan soruları şöyle yanıtlıyor:

“6 yaşını geçmiş çocuklarda kendiliğinden geçmesini beklemek yerine terapiye başlayıp kısa sürede sesi doğru çıkarmayı öğretmek uzun vadede birçok olası problemin yaşanmamasını sağlar. Okuma yazma öğrenildiği zaman, ‘r’ yerine başka bir ses üreten çocuk, okurken ve yazarken de bu iki sesi karıştırabilir. Bu akademik performansı da etkileyebilecek bir problem olabilir.

NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Bu konuda danışılması gereken kişi, dil ve konuşma bozuklukları uzmanıdır. ‘R’ sesini üretebilmek için doğru dil hareketini yapabilmek gerekir. Konuşma terapisi ile ‘r’ derken yapılması gereken doğru dil hareketi öğretilir. Eğer çocuk ‘r’ yerine başka bir ses çıkarıyorsa örneğin; ‘y’ gibi, bu seslerin farkını anlatmak da önemlidir. /R/ sesini doğru söylemeyi öğrendikten sonra bile çocuk konuşmasında eski hataları yapmaya devam edebilir. Doğru dil hareketini yapabilmek kadar, bu hareketi kelimeler ve cümleler içinde tekrarlayıp egzersiz yapmak da önemlidir.

AİLE ÇOCUĞA NASIL YARDIMCI OLABİLİR?

Ailelerin uzmanla işbirliği içinde olması çok önemlidir. Uzman, aileye de sesin nasıl üretildiğini ve evde bunu çocuklarına nasıl çalıştırabileceklerini öğretir. Terapide çalışılan egzersizler eve ödev verilir. Aileye bu egzersizleri nasıl yaptıracakları anlatılır. Evde terapide yapılanların pekiştirilmesi çocuğun doğru sesi daha çabuk genellemesini ve terapinin daha kısa sürmesini sağlar.

ÇOCUKLAR HANGİ NEDENLERLE R’LERİ SÖYLEYEMEZ?

Dil bağının kısa olmasının ‘r’leri söyleyememenin nedeni olduğu düşünülse de, aslında dil bağı nedeniyle bu sesin yanlış söylenmesine nadir rastlanır. En sık rastlanılan neden yanlış dil alışkanlığıdır. Sesleri doğru üretememeye artikülâsyon ve fonolojik bozukluk denir. Bu durum konuşma terapisi ile düzeltilir.

EN ÇOK SIKINTI ÇEKİLEN HARF NEDEN ‘R’?

Örneğin ‘b’ veya ‘m’ gibi sesler dudak sesleri olduklarından rahatlıkla görülür ve çocuğa görsel olarak anlatılabilir. Ancak ‘r’ sesi ağzımızın arkasında üretilen bir ses olduğu için gerekli dil pozisyonu rahatlıkla görülemez. Çocuğa doğru dil pozisyonunu anlatmak ve yapabilmesini sağlamak biraz zaman alabilir. Ayrıca, ‘r’ sesi önce ve sonrasındaki seslerden etkilenerek pozisyonu değiştiren bir sestir. Yani, etrafındaki seslere göre değişir. Bu nedenle de diğer seslere göre biraz daha zorlanılan bir sestir.

TERAPİ YETİŞKİNLER DE İŞE YARAR MI?

Sesi doğru üretmeyi öğrenmek her yaş için mümkündür. Yaygın inanışın aksine, ergenler veya yetişkinler de konuşma terapisi ile ‘r’leri doğru üretebilir. Yanlış dil alışkanlığı yerleşmiş olduğu için daha fazla efor gerektirse de sesi doğru üretmeyi öğrenmek mümkündür.

‘KAPI’ YERİNE ‘TAPI’

Çocuklar birçok sesi doğru üretmekte zorlanabilirler. En sık rastlanılan hatalar ‘k’ yerine ‘t’ (kapı yerine tapı gibi), ‘g’ yerine ‘d’ (gel yerine del gibi), ‘ş’ yerine ‘s’ (kuş yerine kus gibi) ve konuşma peltekliğine sebep olan ‘s’ ve ‘z’ seslerini yanlış üretmektir. Bunlar ve diğer ses üretim bozuklukları konuşma terapisi ile tedavi edilir…

Arı yerine ayı diyorsa...

 

Bebeğiniz sesinizi duyuyor mu?

Cumartesi, Nisan 7th, 2012

İşitme bozukluğu sinsi bir sorun, uzun zaman fark edilmeyebiliyor ve işitme kaybına neden oluyor. İstatistiklere göre, her yıl 1300 ile 2600 bebek işitme sorunuyla doğuyor.

Normal bir konuşma ve dil yeteneği için bebeğin işitmesi gerekiyor. Ancak genetik, doğumsal ya da bebeklik döneminde yaşanan bazı sorunlar bebeğin işitme kaybı yaşamasına neden olabiliyor. Her tür sağlık sorununda olduğu gibi işitme kayıplarının önlenmesinde ve tedavi edilmesinde de en önemli etken erken teşhis.

Bebeğinde işitme sorunu olduğundan şüphelenen anne-babanın hemen doktora başvurması gerektiğini belirten Odyoloji Uzmanı Doç. Dr. Sezer Külekçi, bebeğe yapılacak işitme testiyle soruna erken tanı konulabileceğini söyledi.

Doç. Dr. Sezer Külekçi, ülkemizde her yıl 1.308.000 bebek doğduğunu ve bu bebeklerin yaklaşık 1300-2600’ünün işitme kayıplı olarak dünyaya geldiğini bildirdi. Doğumdan itibaren ilk 3 yaşın, çocuklarda özellikle alıcı dil gelişimi açısından en kritik dönem olduğunu ifade eden Külekçi, “Yaşamın ilk yılında işitsel beyin sapındaki nöronlar gelişmeye devam eder. Ana nöral bağlantıların milyarlarcası ilk yılda organize olur. Snaps sayısı 20 misli artar. Dil gelişimiyle ilgili beyindeki alanlar ilk 12 ayda iyi gelişir” dedi.

ERKEN TANI KONAN BEBEKLER YAŞITLARINI YAKALAYABİLİR

Erken tanının önemine değinen  “Mümkün olduğunca erken tanı konulup işitme cihazına geçilirse ve ardından yoğun eğitim verilirse işitme kaybı olan bebekte normal işiten yaşıtlarına yakın veya denk konuşma gelişimi sağlanabilir. Yeni doğanlarda uygulanan tarama testleriyle işitme kayıplı bebek en erken dönemde tanı alacak, bu da konuşma ve dil gelişiminin normal bebeğin dil gelişimine yakın olmasını sağlayacaktır. 6 aylıktan önce tanı konulup rehabilitasyona başlanmış çocuklarda dil ve konuşma gelişimi yaşıtlarına yakın gelişme gösterirken, geç kalınmış çocukların yaşıtlarını yakalaması mümkün değildir” diye konuştu.

DOĞRU TEŞHİS İÇİN TARAMA TESTLERİ YAPILMALI

Bebeklere uygulanan odyolojik testler hakkında da bilgi veren , yeni doğan tarama testlerinin yalnızca işitme kaybı şüphesi olan bebekleri ayırdığını, işitme kaybının cinsi ve miktarına ilişkin bilgi vermediğini vurguladı. Külekçi, “Özellikle bebek ve çocuklarda test tekniklerinin tamamının kullanılması doğru tanıya gidilmesinde çok büyük önem taşır. Tek bir testle tanıya gitmek çok büyük yanlışlıklara neden olabilir” ifadesini kullandı.

İŞİTME CİHAZI KULLANMAK GÖZLÜK KULLANMAK KADAR DOĞAL

işitme kaybı tanısında işitme cihazı seçiminin titizlik gerektirdiğini belirterek şunları aktardı:

“İşitme kaybına uygun cihaz önerisinde bulunmak için yine objektif yöntemler kullanılarak cihaz seçimi yapılmalıdır. Çünkü bebek bize ne duyduğunu söyleyemez. İşitme cihazı seçimini uygun rehabilitasyon programı izler. İyi bir eğitimin temelinde ses tanıtımı ve dinlemenin öğretilmesi vardır. İşitme eğitimi, odyolog, eğitimci ve ailenin iş birliğini gerektirir. Ailenin işitme kayıplı çocuğuna vereceği eğitim yaşamdan kopuk bir eğitim değildir. Bu bir yaşam şeklidir. Bu konuda ilgili uzmanlarca ailelerin bilinçlendirilmeleri ve bilgilendirilmeleri gereklidir. Doğru tanı, doğru cihaz seçimiyle doğru işitsel eğitimle işitme kaybı engel olmaktan çıkar ve işitme kayıplı bebekler yaşamlarını normal işiten yaşıtları gibi sürdürebilirler. Tek farkları işitme cihazı kullanıyor olmalarıdır. Bunun miyop nedeniyle gözlük kullanmaktan farkı yoktur.”

Bebeğiniz sesinizi duyuyor mu?

Bebeklere organik giysi

Pazartesi, Nisan 2nd, 2012

Tarım ilacı kullanılan pamukta kanserojen madde uyarısı yapan uzmanlara göre, bağışıklık sistemi tam gelişmemiş bebekler için organik giysiler daha güvenli.

Bağışıklık sistemi henüz tam gelişmemiş bebekler için yüzde yüz pamuk, organik pamuk veya bambudan üretilen giysiler öneriliyor. Tarım ilacı kullanılan pamukta kanserojen madde uyarısı yapan uzmanlara göre organik giysiler bebekler için daha güvenli.

Dr. Sami Ulus Kadın  Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim  ve Araştırma Hastanesi çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Nihan Hilal Sorguç, bebek giysisi seçiminde dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili uyarılarda bulundu.

Ailelere, doğum öncesi alışveriş  yaparken gelecek  hediyeleri de göz önüne almalarını öneren Sorguç, ”Yakın çevredekilerin bebekleri için küçülen ancak özenle kullanılmış kıyafetlere de açık olunmalı. Bebek kıyafetlerinin ikinci kişi tarafından giyilmesinde hiçbir sakınca yoktur” dedi.

PAMUK, ORGANİK PAMUK, BAMBU

Bebek giysilerinin üretildiği materyalin büyük önem taşıdığını vurgulayan Sorguç, yüzde yüz pamuk, organik pamuk veya bambudan üretilenlerin tercih edilmesini önerdi. Sorguç, şunları kaydetti:

”Aileler bebekleri için her şeyin en iyisini istediklerinden, organik bebek kıyafetleri gittikçe artan bir yaygınlıkta kullanılmaya başlandı. Pamuğun geleneksel yöntemle yetiştirilmesinde kullanılan tarım ilaçlarının birçoğunun artık kanserojen olduğu biliniyor. Bu giysilerin üretimi aşamasında kullanılan ağartıcı, yumuşatıcı, petrol ürünleri ve koruyucular da kimyasal madde ve ağır metal içeriyor. Üstelik defalarca yıkansa bile bunların giysilerden çıkıp çıkmadığı bilinmiyor. Ciltleri daha ince, bağışıklık sistemleri zayıf olduğu bilinen bebeklerin toksin yüküyle baş başa bırakılmaması gerekir. Giderek yaygınlaşan organik giysiler biraz daha pahalı olabilir, ancak bebekler için kesinlikle daha güvenlidir. Bebeklere bambu giysiler de gönül rahatlığıyla giydirilebilir. Özellikle yumuşacık olmaları ve emiciliklerinin yüksek olması tercih nedenidir. Aile bütçesi organik ya da bambu giysiler için kısıtlı kalıyorsa, yine yüzde 100 pamuklu giysilere yönelmeli, olabildiğince sentetik giysilerden kaçınılmalıdır.”

BEZ SEÇERKEN BUNLARA DİKKAT

Sorguç, bebek bezi seçimi için de önerilerde bulundu. Bez seçimi için yaşın değil, vücut ağırlığının dikkate alınması gerektiğini ifade eden Sorguç, uygun büyüklükte olmayanların hem bebeği rahatsız ettiğini, hem de sızıntı yapma riski bulunduğunu söyledi. Emicilikleri yüksek olanların daha az pişik yaptığını anlatan Sorguç, ”Bezlerin ergonomik ve yan bantlarının esnek, tekrar yapışabilir olmasına dikkat edilmelidir. Böylece zaman zaman açılıp kontrol edilebilir” diye konuştu.

Sorguç, bebek bezlerinin gün içinde 5-8 kez değiştirilmesi gerektiğini belirtti…

Bebeklere organik giysi

 

Bugün doğum yarın havuz

Pazar, Nisan 1st, 2012

Çocuğun hayatında mutlaka spor olmalı. Ama “Doğduğu gün bebeğinizi yüzdürün” desek herhalde “Yok canım, daha neler” cevabını verirsiniz.

çok sığ suda bile boğularak can veren bebekler var. Oysa bebekler, su altında nefes tutabilme kabiliyeti ile doğarlar. Aquababies programı, bu doğal dalma refleksini kullanarak bebeklerin su içinde kendilerini güvende hissetmesini sağlıyor.

Bu kadar erken yüzme öğrenmenin faydası ne?

Bebek ve çocukların suyu sevmesi, o ortamda kendilerini güvende hissetmelerini sağlar. Onları rahatlatır, ilerde alacakları yüzme derslerinin temelini oluşturur.

Yüzmenin zekaya belirgin bir etkisi var mı?

Erken yaşta yüzen bebeklerin sosyal açıdan geliştikleri görülmüştür. Yüzme programlarına katılan bebekler ilerde özgüvenli, koordinasyon konusunda daha gelişmiş çocuklar oluyorlar.

Bedensel gelişime ne gibi etkileri var?

Havuzda bulunmak, bebekler için spor aktivitesi. Zamanla motor gelişimine destek olur, kasları, kalp ve solunum yollarını güçlendirir, koordinasyon kabiliyetini geliştirir ve büyük tatmin sağlar. Yüzen bebeklerin yeme ve uyuma alışkanlıkları da düzenli olur.

Dersin temposunu bebek belirliyor’

Çocuklar için yüzme programları 4 yaşında başlarken siz yeni doğanı suya atabiliyorsunuz…

Aquababies programı ebeveyn katılımlıdır. Derslerin temposunu da bebekler belirler. Hiçbir şey zorla yaptırılmaz. Bebekler yerçekimsiz bir ortamda özgürce hareket edebildikleri için gerçekten çok mutlu oluyorlar.

Herhalde birileri kontrol ediyordur…

Aquababies danışmanları, dünyanın en büyük yüzme birliklerinden olan Swimming Teachers Association (STA) tarafından sertifikalı. Sertifika alabilmek için hem teori hem de pratikte zorunlu eğitim almak ve sınavları başarıyla tamamlamak şart. Bir de cankurtaran sertifikası gerekiyor.

Derslerin süresi ne olmalı?

Bebek, suyla ne kadar küçük yaşta tanışırsa o kadar katkısını görür. Bana sorarsanız, doğduğu gün gelmeli. 5 hafta boyunca haftada bir, 30 dakika süreyle buraya getirebilirsiniz.

Aşırı koruyucu olan aileler bu uygulamayı benimseyecek mi?

İstanbul’da çok yeni ama Avrupa’da bu sistem uygulanıyor. Benim de 9 aylık bir kızım var; başta tedirginlik duyduysam da onun suyun içinde ne kadar mutlu olduğunu görünce kararımı verdim.

Sağlığa katkısı var mı?

Elbette, bir arkadaşımın 8 haftalık oğlu ciddi uyku ve gaz sorunu yaşıyordu. İkinci dersden sonraki gece deliksiz uyudu…

Bugün doğum yarın havuz