Sayfalar
Şubat 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Oca    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829  

Archive for the ‘Kadin’ Category

Saç dökülmesini dert etmeyin

Salı, Şubat 7th, 2012

Hamilelik döneminde saç dökülmesi sorunu yaşayan anneler doğumdan 2 – 6 ay sonra saçlarını geri kazanıyor. Bu dönem içinde saç çıkaran ürünlere dikkat etmek gerekir.

Hamilelik boyunca östrojen hormonu yükseldiği için saçlar ağırlıklı olarak büyüme evresinde kalır. Doğumdan sonra ilk 2-6 ay arasındaki dönemde saç doğal olan dökülme evresini yaşayarak yenilenir.  ”Bu süreçte saç çıkarır ve dökülmeyi durdurur umuduyla satın alınan ürünler doğru vaatte bulunmaz. Dökülme süreci uzadığı takdirde uzman yardımı almak gerekir,” dedi.

Kadınlarda doğum yaptıktan yaklaşık 2-6 ay sonraki dönemde görülen yoğun saç dökülmeleri çok sık rastlanan bir şikâyettir. Akademi Saç Terapi Merkezi Saç Sağlığı Uzmanı (Trikolojist) Burcu Çayözü doğum sonrasında yaşanan saç dökülmesinin normal bir süreç olduğunu belirterek şu bilgileri verdi:

“Doğum sonrası yaşanan saç dökülmesi sorununun sebebi, hamilelik boyunca yüksek seyreden östrojen hormonunun doğum sonrasında normal seviyesine inmesidir. Hamilelik boyunca, östrojen hormonunun yükselmesi sebebiyle saçlar ağırlıklı olarak büyüme evresinde kalır. Çok az saç normal döngüsü olan dökülme evresini yaşar.  Hamilelik boyunca dökülmeyen saçlar ise doğumdan sonraki 2-6 ay arasında doğal olan dökülme evresini – toplu halde- gerçekleştirip yenilenir.  Dolayısıyla normal koşullarda bu geçici bir saç dökülmesidir ve kalıcı bir saç kaybı yaşanmaz. Saçlar zaman içinde aynen geri kazanılır. Ancak hamilelik sonrası dönemin fiziksel olarak da zorlayıcı bir dönem olduğunu unutmamak gerekir.

Uykusuzluk,emzirme gibi aktiviteler fazla enerji sarf ettirdiği için vücudu zorlar. Bir de saç dökülmesinin yarattığı stres eklenince süreç daha da zorlaşır ve uzayabilir. Bu dönemde annenin kansız kalmamasına önem verilmeli ve başka bir saglık sorunu olmadığından emin olunmalıdır. Bunun dışında saç deri sağlığı da saçın sağlıklı dönüşünde önemli rol oynar. Saçın günlük yıkanması ve kaliteli marka şampuanların kullanılması da önemlidir.”

Piyasadaki Saç Ürünlerine Dikkat Etmek Gerekir!

Normal koşullar altında doğumdan yaklaşık bir yıl sonra saçların normal haline geri döndüğünü önemle vurgulayan Saç Sağlığı Uzmanı (Trikolojist) Burcu Çayözü, “Çok ender rastlansa da, bazı kadınlar doğum sonrası saçlarının hiçbir zaman eskisi gibi olmadığını gözlemler. Bu durumun sebebi genellikle sağlık problemleri, stres, saça taşınan besin ve oksijenin azalması veya demir eksikliğine bağlı kansızlıktır. Piyasada satılan ‘saç çıkarır veya dökülmeyi durdurur’ vaadinde bulunan ürünlere bu süreçte fazla güvenmemek gerekir. Saç dökülmesi 4 aydan fazla aynı yoğunlukta devam ederse veya yeni çıkan saçların kalitesi eskisinden farklıysa öncelikle bir uzmandan yardım almak gerekir,”diye ekledi.

Kadınlarda Saç Dökülmesinin Arttığı Dönemler

Kadınlarda hormonal değişiklik yaşanan dönemlerde saç dökülmesi artar. Saç Sağlığı Uzmanı (Trikolojist) Burcu Çayözü bu dönemleri şöyle sıraladı:

*Hamilelik sonrası
*Düşük veya kürtaj sonrası
*Doğum kontrol hapı kullanıp bırakmak
*Hormon terapi replasmanı

Saç dökülmesini dert etmeyin

 

Ayda bir beden incelten ayakkabı

Pazar, Şubat 5th, 2012

Spor yapmak yerine sadece giydiğiniz ayakkabıyla zayıflamayı tercih ediyorsanız bu icat tam size göre…

Antelope marka topuklu ayakkabılar, sıra dışı tasarımı sayesinde kullanıcısına bir aydan kısa süre içerisinde bir beden incelme garantisi veriyor.

Tasarımcılar, topuk ve burun bölgesinde konkav bir şekle sahip olan ayakkabıyı giyenlerin, kumda yürüyormuş gibi bir etki hissettiklerini, bu nedenle de dengelerini korumak için normalden daha fazla kalori harcadıklarını söylüyor.

ONAY SÜRECİNDE

uzmanlar, sabit olmayan bir yüzeyde yürüme hissi yaratan ayakkabının, bacak, kalça ve karın bölgesindeki kasların daha fazla çalışmasını sağladığını belirtiyor.

Son onay sürecinden de geçer not alması halinde gelecek yıl satışa çıkması planlanan ayakkabıların farklı model ve renklerde üretileceği satılacağı kaydediliyor…

Ayda bir beden incelten ayakkabı

 

Kar kilolarına dikkat

Cuma, Şubat 3rd, 2012

Soğuk havalar, ısınmak ve enerji toplamak için daha fazla yeme hissi verebilir ve artan iştahı kontrol etmek zorlaşabilir.

bu  durumda sağlıklı ve düşük kalorili seçeneklere yönelerek hem yeme isteğinizi karşılayabileceğinizi hem de kilo alma riskinden kurtulabileceğinizi söylüyor. İşte Dilara Koçak’tan aşırı soğuklardabeslenme önerileri:

“Çorbalara ağırlık verin, bol su ve bitkisel çay tüketin Mevsim sebzeleriyle hazırlanmış sıcak bir çorba, kış aylarında hem keyifle tüketeceğiniz hem de midenizi doldurarak tokluk hissi yaratacak sağlıklı bir seçenektir. Çorbanıza küçük bir miktar taze zencefil de eklemeniz boğaz ağrılarına karşı da iyi gelecektir. İştahınızı kontrol etmek için bol sıvı özellikle de su ve bitki çayları tüketmeye dikkat etmelisiniz. Üstelik soğuk algınlıklarına karşı bol sıvı tüketmek önemlidir. Sıcak su içine çubuk tarçın biraz bal limon ve taze zencefil eklenebilir. Sut ile tarçın ve biraz bal karıştırılabilir. Yağsız patlamış mısır, hem keyifli hem düşük kalorili bir atıştırmalıktır.”

Bir araştırmaya göre kadınların fazla kilolarında dizilerin de etkisi var. Film ya da dizi izleme eylemini daha keyifli kılmak için elbette eller atıştırmalıklara uzanıyor. İşin en tehlikeli kısmı ise akşam yemeğini televizyon karşısında yemek. Çünkü bu yemek normalden çok daha fazla uzuyor. Dilara Koçak, “Mutlaka televizyon karşısında bir şeyler yemek istediğinizde yoğurt ve meyve gibi sağlıklı seçeneklere yönelmeniz yararınıza olacaktır” diyor.

KIŞ SEBZELERİNİ MENÜNÜZDEN EKSİK ETMEYİN

Öğünlerde kış sebzelerine ağırlık verilmesini tavsiye eden Koçak, “İnsan doğası gereği kış aylarıyla birlikte metabolizma çalışma hızı da yavaşlıyor. Bu da vücudumuzun daha az kalori harcamaya başlaması anlamına geliyor. Dolayısıyla kilo almamak ya da kilo kaybetmek istiyorsak daha düşük kalorili yiyeceklere yönelmemiz veya aldığımız kaloriyi yakmak için hareket etmemiz gerekiyor.

Kış mevsiminde olduğu gibi metabolizmanızın yavaşladığı durumlarda egzersiz yapmanız çok önemlidir. Kas dokusundaki artış ve yağ dokusundaki azalışla birlikte metabolizma hızı artar ve yediklerinizi daha hızlı yakmaya başlarsınız. Üstelik düzenli egzersize bağlı olarak vücut enerjisi artar, yorgunluk hissi minimuma düşer” diye konuşuyor.

LİGHT ETİKETLİ ÜRÜNLERE DİKKAT

Diyet ürünler tehlikesiz göründükleri için aşırı tüketime oldukça müsait. İstenmeyen tablo bu gıdaların diyet etiketli olmasına rağmen hala kalorili olduklarını unutunca ortaya çıkıyor. Unutmayın ki, bir ürünün ambalajında light etiketi bulunması demek, istediğiniz kadar tüketebileceğiniz anlamına gelmiyor…

Kar kilolarına dikkat!

 

Kış havasından cildinizi korumak için…

Pazartesi, Ocak 9th, 2012

Kış aylarında cilt bakımı daha fazla önem kazanır; çünkü soğuk hava cildi kurutur. Kuruluk ise hassas cilt yapısına sahip olanlarda kaşıntı, soyulma, çatlama ve kanama gibi şikâyetlere yol açabilir.

Cildin en önemli görevlerinden birinin dış etkenlere karşı vücudu korumak olduğunu söyleyen  dış ortamdaki soğuk, nemli hava ve rüzgâr; kapalı alanlarda ise ısıtma sistemlerinin cilt dengesini bozduğunu söyledi.

“Soğukta yüzeysel kan dolaşımı etkilenir, damarlar büzülür, dolaşım yavaşlar; buna bağlı olarak cilt üzerinde koruyucu bir tabaka oluşturan sebium üretimi, hücreleri birbirine bağlayan seramidler azalır, cildin koruma görevi zarar görür, su kaybı olur. Kişi cildinde hassaslık, kızarma, nedensiz yanma hissi duyar, hatta pullanmalar, çatlamalar oluşabilir” dedi.

Bu koşullardan yüz ve eller gibi açıkta olan yerlerin daha fazla etkilendiğini vurgulayan Bilgin, kış aylarında ciltte görülen reaksiyonlarla ilgili bilgi verdi: “Sağlıklı bireyde belirttiğimiz şikâyetler görülürken cildin zaten hassas olduğu bazı durumlarda şiddetlenmeler olur. Seboreik dermatit dediğimiz rahatsızlıkta kızarmalar, pullanmalar şiddetlenir, atopik dermatit dediğimiz durumda kaşıntılar çok şiddetli olabilir, uygunsuz giysi, ayakkabı kullanımı sonucu mantar hastalıkları aktif hale gelebilir. Aile fertlerinde, kadın-erkek her yaş grubu hemen hemen aynı şekilde etkilenirken özellikle yaşlılarda kuruluk daha fazla olduğu için su kaybının artmasıyla kaşıntı, soyulma ve çatlamalar daha belirgin olur.”

KIŞIN CİLDİ KORUMAK İÇİN…

kış mevsiminin cilt üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek için alınacak önlemler ise şöyle anlattı: “Yüz ve eller akşam daha yoğun olmak üzere nemlendirilmeli. Makyaj temizlerken alkolsüz temizleyici kullanılmalı. Yaşanılan ortam nemlendirilmeli. Dış ortamla ısı farkını çok açmamak için iç ortam ısısı 20 derece civarında tutulmalı, ortamın yüzde 30 nemli olması sağlanmalı. Basit bir önlem olarak radyatörlerin üzerine su koymak ortamı nemlendirecektir.

SOĞAN ZARI GİBİ GİYİNİN

Kıyafetlerin sürtünmesi, dar, yünlü veya sentetik katkılı giyeceklerde cildin kurumasına yol açar. Vücudun hava almasını sağlayan pamuklu dokumalar tercih edilmeli, ince ama kat kat, soğan zarı gibi giyinmeye çalışılmalıdır. Duş veya banyo sıcak olmamalıdır, sıcak su cildi daha da kurutur. Sık sık keselenmekten kaçınılmalı, temizlenirken gliserinli, yağlı sabunlar tercih edilmeli, banyo sonrası vücut sürtme hareketinden kaçınılarak, yumuşak hareketlerle kurutulmalı ve nemlendirici kullanılmalıdır. Losyondan ziyade daha yoğun olan krem formu tercih edilmeli, mümkünse kokusuz olmasına dikkat edilmeli.

ELLERE YAĞLI KREM KULLANIN

Dekolte, dirsek, diz, topuk gibi kırılgan, çatlamış veya çok kuru bölgelere daha fazla özen gösterilmeli, yağlı kremlerle (tatlı badem yağı gibi) masaj yapılmalıdır. Sık şıkanan ellere gliserin veya gliserollü sabun kullanılmalı, suyla teması mümkün olduğu kadar azaltılmalı, deterjanla temas gerekiyorsa muhakkak eldiven kullanılmalıdır. Dışarı çıkarken nemi, yünlü eldivenlere göre daha iyi tutan deri eldivenler tercih edilmeli, günde birçok kez koruyucu el kremleri uygulanmalı, krem, gece yatarken yoğun bir tabaka halinde yedirmelidir.

ÇATLAYAN DUDAKLARA BAKIM YAPIN

Yağ bezi olmayan dudaklar, soğuktan ve kuruluktan çok çabuk etkilenir. Dudakları sık sık ıslatmak kurumasını, çatlamasını kolaylaştırır. Yağlı, besleyici bir dudak kremi sık sık dudaklara uygulanmalıdır.

VİTAMİNDEN ZENGİN BESLENİN

Kış aylarında beslenme önemlidir; A,B,C vitaminlerinden zengin, bol meyve sebze, balık, badem, fındık, ceviz gibi besinler tüketilmeli. Sigara dolaşımı etkilediği için hasarı arttırır, onarımı geciktirir. Bu nedenle sigara içilmemeli, içilen ortamlardan da uzak durulmalı.”

Kış havasından cildinizi korumak için...

 

Cildiniz kışa hazır mı?

Pazartesi, Aralık 12th, 2011

Güzel ve sağlıklı bir cildin sırrının doğal ve dengeli beslenmeden geçiyor.Beslenme uzmanları, kış aylarında sebze ve meyvelerle beraber zeytinyağı,süt ürünleri, yumurta sarısı, karaciğer ve yerfıstığı tüketilmesini öneriyor.

Cildin temel besin kaynağının vitaminler, antioksidanlar ve su olduğunu belirten cilt sağlığının,beslenmeden çevresel faktörlere kadar birçok konuyla yakından ilişkili olduğunu söylüyor.

Kenar, “Hava kirliliği, katkı maddeleri, kozmetikler, hormonlar, hastalıklar, stres,sigara,alkol kullanımı cildin erken yaşlanmasına neden olur. Yıpranan cildin ilerleyen yaşlarda kurumaya başlaması ile de kırışıklıklarda büyük oranda artış görülür. Yaşlılık  belirtilerini en aza indirgemek ve cilt hücrelerini beslemenin sırrı doğal ve dengeli beslenmekten geçer” diye konuşuyor.

Cilt ve saç sağlığı için biotin bakımından zengin olan ürünleri öneren Kenar, A-C-E vitaminlerinin de yüksek derecede antioksidan içermesi, hücreleri temizleyip, işlemlerinin devam etmesine yardımcı olması ve hücrelerin gençleşmesini sağlaması sebebiyle cilt için önemli olduğunu belirtiyor.

CİLDİN DE HAYAT KAYNAĞI SU
Cildin sıkılaşması, kırışıklıkların önlenmesi bakımından önemli olan C vitaminini almanın hayati önem taşıdığını belirten Kenar, koyu yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, semizotu, marul vb.) ve portakal, limon, çilek, kiraz, greyfurt tarzı C vitaminini yoğun içeren meyveleri tüketmeyi öneriyor.

“Bağışıklık sisteminin güçlenmesi açısından gerekli olan E vitamini özellikle cildimiz için yaşlanmayı önleme, zararlı dış etkenlerden koruma gibi önemli özeliklere sahiptir.Zeytinyağı, soya fasulyesi yağı, buğday, pirinç, mısır, çavdar, yulaf, balık, ceviz, fındık, badem, marul, kereviz, maydanoz, ıspanak, lahana gibi besinlerden E vitamini almak mümkün. Cilt elastikiyetini, canlılığını, temizlenmesini sağlayan su ise hayat kaynağıdır” diyen Seçil Kenar, gün içinde 2 litre sıvı almayı öneriyor.

Cildi besleyen örnek diyet menüsü

Sabah: 1 kâse yoğurt, 10 adet yaban mersini, 2 adet ceviz, 3 adet kayısı, 3 kaşık yulaf ezmesi karıştırılarak tüketilecek.

Ara: 1 adet elma.

Öğle: 1 kâse sebze çorbası,  120 gr. et, salata, 1 dilim esmer ekmek.

Ara: 1 bardak az şekerli limonata, 1 porsiyon meyve, 10 adet badem.

Akşam: 1 tabak koyu yeşil yapraklı sebze yemeği (ıspanak, semizotu v.b), 1 kâse yoğurt, 4-5 kaşık kepekli makarna.

Gece: 1 porsiyon meyve, 1 bardak süt.

Cildiniz kışa hazır mı?

 

Yaz sonrası cilde yerleşen lekeleri dert etmeyin

Salı, Kasım 8th, 2011

Güneş ışınları, deniz suyu ve diğer faktörlerin de etkisiyle cildimizde oluşan lekelerden kurtulmak mümkün.

sıcak yaz günlerinde yoğun UV ışınlarına maruz kalanların derilerinde kuruma, kabalaşma,  kırışıklıklar ve en önemlisi bazı istenmeyen lekeler oluştuğunu söyledi.

Cilt lekelerinin hem kadın hem de erkeklerde rastlanan en yaygın rahatsızlıklardan biri olduğunu belirten Nacar, “Özellikle güneş  ışınlarının yoğun olduğu saatlerde güneşlenenlerde, güneşle kızaran fakat bronzlaşamayan beyaz tenli, açık renk gözlü kişilerde, buğday tenli lekelenmeye müsait cildi olanlarda çeşitli güneş lekelerinin oluşması çok kolaydır” dedi.

Bronz bir tenin ardından oluşan güneş lekelerinin özelliklebayanları rahatsız ettiğini vurgulayan Nacar, şöyle devam etti:

“Bu durum bayanların Sonbahar- Kış döneminde dermatoloğa başvurmalarına neden olmaktadır. Lekeler, kişinin estetiğini olumsuz yönde etkileyerek cilt kalitesinidüşürmektedir. Bu nedenledir ki her geçen gün lekelerin giderilmesiyle ilgili yeni kremler, lazer uygulamaları tedavide denenmektedir. Oysa güneşe bağlı lekelerin önlenmesi, lekelerin tedavisinden çok daha kolaydır.”

Nacar, lekelerin daha çok yanak, alın ve çenede görüldüğünü belirterek,  yaz aylarında maruz kalınan UV ışınları sonucu deride oluşan değişik lekeleri şöyle sıraladı:

Çiller:

‘Efelid’ olarak adlandırılan çiller, özellikle yüze yerleşen küçük kahverengi lekelerdir. Kalıtsaldırlar. Direk güneş ışınlarıyla oluşmazlar, fakat çoğunlukla açık tenli kişilerde UV ışınlarıyla koyulaşıp ve belirginleşirler. Güneşe çıkmayarak ya da yüksek faktörlü güneş koruyucular kullanarak çillerin belirginleşmesinin önüne geçilebilinir.

Solar Lentigolar:

Güneş gören alanlarda çillerden daha büyük ve kışın gerilemeyen hatta zamanla büyüyen ve rengi koyulaşabilen lekelerdir. Karaciğer  lekeleri de denmektedir. Solar lentigolar, güneş hasarı oluşabilecek beyaz tenli, zor bronzlaşan, kolaykızaran cilt tiplerinde ve orta yaş üzerinde daha sık görülmektedir. Lekeler güneşte uzun süre kalan kişilerde ani yanmalar, soyulmalar ve kızarmaların tekrarı sonucunda yıllar içinde ortaya çıkarlar.

Melazma:

Çeşitli sebeplerle fotosensitivite dediğimiz ışığa duyarlılığı artmış olan kişilerde yüzde oluşan yaygın koyu renklilekelerdir. Bu lekeler doğuştan olmaz; kadınlarda erkeklereoranla daha sık görülür. Melazma genellikle üst dudak, yanaklar ve alın gibi güneşin direk geldiği bölgelerde gözlenir. Nadiren çene ve kollarda da oluşabilir. Melazma denilen güneş lekeleri genellikle yaz aylarında ve soloryum sonrasında artma ve koyulaşma eğilimi gösterir. Pigmentasyonun derinliğine bağlı olarak melezma yüzeysel, derin ve karışık (mixt) tip olarak üçe ayrılır. Melazma oldukça yaygın bir cilt problemidir. Özellikle de genç bayanlarda görülme oranı yüksektir. Koyu tenli kişilerde daha sık ortaya çıkar. Melazmanın kesin nedeni bilinmemektedir. Melazması bulunan hastalarımıza sadece yaz aylarında güneşten ve solaryuma girmekten kaçınmanın yeterli olmadığını kışın karyağdığında da UV ışınlarının yansıyarak melazma lekelerini çoğalttığını belirtiyoruz. Ayrıca bilgisayarlardan ve florasan lambalarından da az oranda da olsa UV ışınları yayılmaktadır.

Berloque Dermatiti: (Parfüm lekesi)

Parfüm, kolonya ve bazı kozmetiklerin içinde bulunan psoralenlerin deriye temas ettiği yerlerde güneş sonrası oluşan lekelerdir. Son yıllarda parfümlü ürünlerde benzer maddelerin bulunmamasına dikkat edildiğinden Berloque dermatiti lekelerine daha az rastlanmaktadır.

Fitofodermatit: (Bitki lekeleri)

Bazı bitkilerin deriye temas ettiği yerde güneş sonrası fotoirritan ekzama (dermatit) oluşmakta ve sonucunda kahverengi lekeler ortaya çıkmaktadır. Bu lekeler sadece bitkinin temas alanlarında oluşur. Bitkilerde bulunan furokumarinler bu reaksiyondan sorumludur. Fitofotodermatite yol açan bitkilerin başında incir, kereviz,havuç, maydanoz ve limon gelir.

Güneş lekelerinin estetik  bir sorun teşkil ettiğinde tedavi edilebileceğini ifade eden Nacar, şu önerilerde bulundu:

“Lekelerin tedavisinde, hidrokinon, kojik asit, askorbik asit, soyucu nitelikteki meyve asitleri, retinoik asit gibi renk açıcı preparatlar kullanılabilir. Kimyasal peeling, lazer, IPL, dermabrazyon ve kriyoterapi uygulanabilecek diğer tedaviyöntemleridir. Dermatoloğunuz lekenizin cinsine bakarak sizeuygun olan tedavi seçeneğine karar vermektedir. Tedavi sonrası yeni güneş lekelerinin oluşabileceği ve güneşten ömür  boyu korunmanın gerekliliği unutulmamalıdır. Güneş lekelerinin kötü huylu hale dönüşme riski çok azdır. Fakat lekeler özellikle güneş hasarlı bölgelerde oluştuğundan, lekeli alanlarda deri kanserlerinin riski artmaktadır. Böyleceözellikle deri kanserleri lekeli alanların sık görüldüğü bölgelerde karşımıza çıkmaktadır. Böylece güneşten korunmak sadece leke oluşumu açısından değil deri kanserlerinin önlenmesi açısından da önemlidir.”

Yaz sonrası cilde yerleşen lekeleri dert etmeyin!

 

Kadınlara çikolata müjdesi

Salı, Kasım 8th, 2011

Çikolata kaçamakları yapmaktan vazgeçmeyen kadınlara müjdeli haber.

haftada iki kez çikolata tüketen bir kadın, kendisiyle aynı fiziksel koşullara ve yaşam alışkanlıklarına sahip, ancak çikolata yemeyen hemcinsine oranla kendini felç  riskinden yüzde 20 daha fazla koruyabiliyor.

Araştırmaya göre, kakaoda bulunan antioksidan özelliğesahip flavonoidler, kötü kolestorol olarak adlandırılan düşük yoğunluklu lipoproteinlerin (LDL) oksidasyonunu önlüyor ve bu şekilde kişinin kalp ve damar hastalıklarına yakalanma ve felç riskini düşürüyor.

Yaşları 49 ile 83 arasında değişen 33 bin 372 kadının, 8 farklı kategoriye ayrılarak kapsamlı şekilde incelendiğiaraştırmada, yeme alışkanlıkları, yaş grupları ve sağlık koşulları birbirine denk gruplardaki kadınlar, sadece çikolata tüketimlerindeki farklara göre incelendi.

Tüm deneklerden ayrıca son bir yıl içinde aralarında çikolatanın da bulunduğu 96 farklı gıdayı hangi sıklıkla tükettiklerine dair 350 sorudan oluşan anketi yanıtlamaları istendi.

Merkez tarafından 10.4 yıl boyunca yapılan incelemelerin sonucunda, 33 bin 372 kadında görülen bin 549 felç vakasını mercek altına alan uzmanlar, çikolata tüketen kadınların, kendi kategorilerindeki çikolata tüketmeyenlere oranla felç riski ve kalp damar hastalıkları  konusunda daha avantajlıolduklarını tespit etti.

Uzmanlar, çikolataların farklı miktarlarda kakao içerebileceği uyarısında da bulunarak, söz konusu araştırmadakikadınların, en az yüzde 30 oranında kakao içeren çikolata tükettiklerini belirtirken, daha az şeker ve daha çok kakao içerdiği için bitter çikolata tüketilmesini tavsiye ediyorlar…

Kadınlara çikolata müjdesi

Çarpıcı dudaklar için yeni yöntem

Pazartesi, Ekim 24th, 2011

Vücutla uyum testlerinden geçmiş, ödem ve şekil bozukluğuna yol açmayan, silikon dudak implantı permalip, zaman içinde erimiyor, asimetri riski taşımıyor, istenildiği sürece dudakta kalabiliyor.

Dudak dolgunlaştırma operasyonlarındakullanılmaya başlayan ”permalip” dudak implantları, özel kapsül içerisinde olduğu için ödem ve alerji riski taşımıyor, uzun yıllar deforme olmadan kullanılabiliyor.

estetiğin artık dudakta da çok sıkkullanıldığını, ancak uygulama sonrası dudakların doğal ve pürüzsüz olması gerektiğini söyledi.

Dudakta şekil bozukluğuna yol açabilen kalıcı silikonlarının yerini hyaluronik bazlı geçici dolgulara bıraktığını, ancak bu dolguların da zamanla vücut tarafından emildiği için 6-8 ayda bir tekrar edilmesi gerektiğini belirten Baran, hyaluronik içerikli dolguların asimetrik şekilde erime riski bulunduğunu ifade etti.

Baran, son 10 yıldır kişinin kendi vücudundan alınan yağ dokusunun da dolgunlaştırmada kullanıldığını, ama yağın zamanla vücut tarafından emildiğinden dolayı hyaluronik asit dolgusu kadar kısa bir ömre sahip olduğunu ve yine asimetri riski taşıdığını söyledi.

Dudak dolgusunda son yöntemin ”Permalip” diye isimlendirilen teknoloji olduğunu dile getiren Baran, yöntemin diğer iki tekniğin tercih edilen yönlerine sahip olduğunu, ancak söz konusu dezavantajları taşımadığını vurguladı. Permalipin, vücutla tüm uyum testlerinden geçmiş, ödem ve şekil bozukluğuna yol açmayan, ABD’nin saygın kalite uyum mercii FDA onayına sahip, silikon dudak implantı olduğunu belirten Baran, ”Yeni yöntemin en üstün özelliği, gerektiğinde daha küçük ya da büyük boy implantla zahmetsizce değiştirilebilir, sıkıldığında dudaklarınızdan çıkarılabilir oluşudur. Zaman içinde deforme olmuyor, erimiyor ve uzun seneler ilk günkü formunda kalabiliyor” diye konuştu.

Estetik  cerrahide uygulanan dolgular için en ağrılıuygulamanın dudak dolgusu olduğunu anlatan Baran, Permalip’le hem sürekli ağrılı bir dolgunlaştırma süreci yaşanmadığını hem de dolgu için sürekli para harcanması gerekmediğini söyledi.

DUDAĞIN PATLAMA RİSKİ YOK

Prof. Dr. Baran, uygulamanın lokal anesteziyle yaklaşık 15-20 dakikada ağrısız bir şekilde uygulanabildiğini, implantların değişik boy ve kalınlıklarda, doğal dudak kıvrımlarıyla uyumlu olduğunu belirtti. Yumuşak ve tek parça silikondan üretilmiş bir dudak implantı olan Permalipin, ağrılı, pahalı ve tekrarlayan dudak dolgularının aksine, kalıcı, kolay uygulanan ve istenildiğinde çıkarılabilen bir dudak dolgunlaştırma seçeneği olduğunu ifade eden Baran, ”Özelliklekomplikasyonların sık sık görüldüğü kalıcı dudak dolgularının aksine, permalip yumuşak ve dudak konturlarınızla uyumlu kalıcı bir teknik olarak öne çıkmaktadır” diye konuştu.

Permalipin değişik boy ve dolgunlukta çok sayıda seçeneksunduğunu ifade eden Baran, hangi boy dolgunun nasıl durduğunun, yapılmış uygulamalara ait fotoğraflarlagösterildiğini söyledi. Permalip, üretildiği yumuşak silikon ham maddesi sayesinde, daha önce kullanılmış dudak implantlarının aksine, suni bir görünüm yaratmıyor, gülerken ya da konuşurken dudakların sert ve şekilsiz görünmesine yol açmıyor ve dokunulduğunda yabancı bir doku hissi uyandırmıyor. Uygulama sonrasında, dudakların doğalkıvrımları aynen korunuyor, dudak hareketlerinde bir değişikliğe neden olmuyor.

UYGULAMA 15-20 DAKİKA SÜRÜYOR

Uygulama için dudaklar lokal anesteziyle uyuşturulduktan sonra, her iki dudak kenarından seçilen permalip uygun pozisyonda yerleştiriliyor. Gerekli ise aynı işlem alt dudağa da uygulanıyor. Bütün uygulama yaklaşık 15-20 dakika sürüyor. Permalip kalıcı dudak şekillendirme işlemini takip eden gün normal aktivitelere devam edilebiliyor. Uygulama sonrasında normal doku yumuşaklığına kısa sürede ulaşıyor ve dokunma esnasında dahi hissedilmiyor.

Permalip yumuşak ve tek parça silikondan ve özel bir kapsül içinde olduğundan, doku içinde yayılma ya da patlama gibi bir ihtimal bulunmuyor. Permalip uygulaması sonrasında, dudaklarda hafif bir şişme ve gerginlikgörülüyor. Uygulamayapılan kişiye bağlı olarak hafif morluklarla karşılaşılmakla birlikte takip eden birkaç gün içinde bu morluklar geçiyor.Uygulama sonrasında kısa bir süre için enfeksiyon  riskine karşı antibiyotik  kullanımı öneriliyor. İstenildiğinde dudaktan implantın çıkarılması sonrasında dudaklarda bir deformasyon olmuyor…

Çarpıcı dudaklar için yeni yöntem

 

Evlilik şişmanlatıyor

Pazar, Ekim 9th, 2011

evlilik ve kilo alma arasında ilginç bağlantılar olduğu ortaya çıktı.doktor ve diyetisyeni bir araya getiren, aşırı kiloyla mücadele etme yöntemlerinin araştırıldığı konferansta sunulan bir araştırma, evlilerin kilo alma riskinin bekarlara göre daha fazla olduğunu gösterdi. Chapel Hill Üniversitesinde yapılan, 5 yıl boyunca yaklaşık 8 bin gencin incelendiği araştırma, yaş ilerledikçe herkesin kilo aldığını ancak evlenince kilo almanın arttığını ortaya koydu.

Erkekler 7, Kadınlar 11 kilo Alıyor

Bekarken genellikle kadınların 7, erkeklerin 11 kilo aldığının belirtildiği araştırmada, evlenince erkeklerin 13,5,kadınlarınsa 11 kilo aldığını ortaya koydu.

Kilo almanın nedeninin “aşk ilişkisi mi, aynı evi veya ortamıpaylaşmak mı” olduğu sorusuna cevap arayan araştırmacılardan Nathalie The, “Bunun birçok nedeni var…Çocuklar da olunca fiziksel aktivite için zaman azalıyor” dedi.

New England Journal of Medicine dergisinde bu yaz yayımlanan araştırmalar, obezitenin “sosyal olarak bulaşıcı” olduğunu, aşırı şişman arkadaşlarla beraber olmanın normal kilodaki bir kişinin de aşırı şişman olmasına yol açabileceğini, bu kişinin obez olma riskinin yüzde  57 daha fazla olduğunu ortaya koymuştu.

Çiftlerden birinin şeker hastası olduğu ve yoğun sağlıklıyaşam programı izlediği 357 çiftin katıldığı araştırma tedavi görmeyen eşin de kilo kaybettiğini göstererek önceki araştırmaları doğruladı.

Sakız Çiğnemek Açlığı Bastırır mı?

sakız çiğneminin açlığı bastırıp bastırmadığı sorusuna yanıt aradı.yemek hazırlarken ya da yemekten sonra sakız çiğneyen 60 kişinin açlık  hissi ve yeme isteğinin sakız çiğnemeyenlere göre azaldığı görüldü.

Meyve Yemek Kilo Almayı Engeller mi?

Park Üniversitesinden Julie Flood ve Barbara Rolls da meyve yemenin kilo alımı ya da kaybına etkilerini araştırdı.

Araştırmaya katılan 60 kadar kişiye aynı kaloriyi içeren (152 kalori), farklı şekillerde (dilimlenmiş, komposto ya da meyve suyu halinde) elma verdikten sonra yemek yemelerini isteyen bilim adamları, daha önce dilimlenmiş elma yiyenlerin yemeklerini bitirmediğini gördü…

Evlilik şişmanlatıyor

Yeşil çay kiloyu önlüyor

Cuma, Ekim 7th, 2011

Yeşil çayın faydaları yıllardır bilinen bir gerçek olsa da son yapılan araştırmalarda kilo almayı önlediği de ortaya çıktı.

Yeşil çay içmek obezite  sorunu olan insanlarda bile vücudun yağ emilimini azaltıyor ve kilo alımını önlüyor. Araştırma Amerika ’daki Penn Eyalet Üniversitesi’nde obez fareler üzerinde yapıldı.

Testler süresince obez farelere yüksek yağ içeren bir diyet uygulandı. İki gruba ayrılan farelerde yeşil çayda bulunan EGCG maddesi verilen farelerin, verilmeyenlere göre yüzde 45 daha yavaş kilo aldıkları görüldü.

Araştırma görevlilerinden Joshua Lambert insanların ve farelerin beslenme  şekillerinde bir fark olmadığını belirtti…

Yeşil çay kiloyu önlüyor