Sayfalar
Mayıs 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Archive for the ‘Saglik’ Category

“Sevgili günlük” ilaç kadar etkili

Salı, Mayıs 15th, 2012

Hastanın şikayetlerini ve yiyip-içtiklerini yazdığı ‘migren günlüğü’ hastalığın kontrol altına alınmasında rol oynuyor.

Migreni tetikleyen faktörlerin iyi tanınması ağrı sıklığı ile şiddetini azaltmada en etkili yöntemlerden biri. Ancak her migren hastasının ağrıyı tetikleyen faktörleri farklı olabiliyor.

bu nedenle migren hastalarının ne yiyip ne içtiklerini not düştükleri “migren günlüğü” tutmaları ve ağrıdan önceki 1-2 gün süresince stres, koku, alkol veya kafein gibi tetikleyici faktörlere maruz kalıp kalmadıklarını not etmeleri gerektiğine dikkat çekiyor. Çünkü migreni tetikleyen faktörlerini iyi bilen ve onları engellemeye yönelik tedbirler alan migren hastalarının ilaç kullanmadan ağrıların sıklığı ile şiddetini azaltmaları mümkün olabiliyor.

‘AĞRI GÜNLÜĞÜ’ TEDAVİYE IŞIK TUTUYOR

Migren tanısı için öncelikle hastanın yakınmaları detaylı olarak dinleniyor. Hastanın ağrı özellikleri hakkında yeterli bilgi edinildikten sonra fizik ve nörolojik muayene bulgularına göre ileri tetkiklere gerek duyulup duyulmadığına karar veriliyor. Bazı hastalarda kan tahlilleri veya beyin tomografisi ya da manyetik rezonans görüntüleme gibi görüntüleme incelemelerinden faydalanılıyor. Ardından hastadan migren günlüğü tutması isteniyor. Bu günlükte ağrının sıklığı, süresi, yeri, karakteri (zonklayıcı, yanıcı, batıcı vs), ağrıyı arttıran ve azaltan faktörler ile kullanılan ilaçlar yer alıyor. Günlük takipler tedaviyi düzenleme açısından önemli olduğu gibi, hastanın da kendi ağrısını daha iyi tanımasına yardımcı oluyor. Bu şekilde daha sonra ortaya çıkan farklı baş ağrıları daha iyi ayırt edebiliyor.

MİGRENİ NELER TETİKLİYOR?

Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Geysu Karlıkaya, migreni tetikleyen faktörleri şöyle sıralıyor:

• Stres: En iyi bilinen migren tetikleyicilerinden birini oluşturuyor. Yapılan farklı çalışmalarda, yüzde 60-80 gibi yüksek bir oranda migren tetikleyicisi olarak tanımlanıyor ve en sık migren tetikleyicisi olarak yerini koruyor.

• Kafein/nikotin fazlalığı: Fazla kafein ve nikotin tüketimi migren ağrısını tetikleyebiliyor. Ancak bunun tersi de olabiliyor. Örneğin her gün belli bir miktarda kafein alan bir kişi aniden düzenli kafein alımını durdurursa ağrılar benzer şekilde tetiklenebiliyor.

• Kokular: Bazı parfümler, sigara, tiner veya boya kokusu migren tetikleyicisi olabiliyor.

• Uyku düzeninde değişiklikler: Hem uykusuzluk hem de fazla uyumak migreni tetikleyebiliyor. Geç yatılan bir gecenin sabahında ağrı olabileceği gibi, hafta içi her gün belli bir saatte uyanan kişi, hafta sonu 1-2 saat fazla uyuduğunda migren tipi baş ağrısı ile uyanabiliyor.

• Hormonlar: En iyi bilinen migren tetikleyicilerinden biri de, adet dönemi. Adet başlamadan 1-2 gün önce, adet ortasında veya adet sonlandıktan 1-2 gün sonra ağrı ortaya çıkabiliyor. Ağrı özellikle kandaki östrojen seviyesindeki ani azalmalar ile tetikleniyor. Bazı migrenlilerde ağrılar sadece adet döneminde ortaya çıkıyor.

• Parlak ışıklar ve yüksek ses: Parlak ışıklar ve yüksek ses migren ağrısını tetikleyebiliyor. Ayrıca migren ağrısı sırasında parlak ışıklara ve yüksek seslere karşı duyarlılık ortaya çıkıyor.

• Besin ve içecekler: Kuruyemiş, turşu, kurutulmuş meyveler, sosis vb. et ürünlerinde bulunan sodyum nitrat, eski peynirlerde bulunan tiramin, soya ve hazır çorbalar migreni tetikleyebiliyor. Bu besinlerin tüm migren hastalarına yasaklanmasına ise gerek yok. Sadece ağrıları bunlarla tetiklendiği net olarak gösterilen kişilerin ilgili besinlerden kaçınmaları öneriliyor. Daha önceleri çikolatanın da bir tetikleyici olduğu düşünülüyordu, ancak son yapılan çalışmalarda böyle bir ilişki kanıtlanamadı.

• Alkol: Alkol en iyi bilinen tetikleyicilerden biri. Kırmızı şarap ise migreni tetiklediği en net bilinen içecek.

• Hava değişiklikleri: Hava basıncında, ısısında veya nem oranında ani değişiklikler migreni tetikleyebiliyor. Migren hastaları özellikle havanın lodoslu olduğu zamanlarda ağrı sıklığında artış tarif ediyor.

• Ani ve yoğun fiziksel aktivite: Aniden ve yoğun fiziksel aktivite migreni tetikleyebiliyor.Çünkü ani ve hazırlıksız akitivite ile vücudun oksijen ihtiyacı hızla ve net olmayan mekanizmalar sonucunda migreni tetikleyebiliyor.

• Spor: Fiziksel aktivite konusunda da düzen önemli. Daha önce hiç yapılmamış bir fiziksel aktiviteye başlarken vücudun yavaş yavaş hazırlanması gerekiyor. Aşırı zorlamalarla tetiklenebilen migren ağrısını, aktivite öncesi 10 dakikalık bir ısınma süresi, yavaş yavaş arttırılan bir egzersiz programı ve spor sırasında yeterli sıvı alımı ile engellemek mümkün olabiliyor.

• İlaçlar: Doğum kontrol  hapları veya damar genişletici özelliğe sahip ilaçlar, migren hastalarında ağrıya sebep olabiliyor.

Sevgili günlük ilaç kadar etkili!

Bu besinler unutkanlığı önlüyor

Pazartesi, Mayıs 14th, 2012

Unutkanlık artık sadece ileri yaşlarda değil, her yaş grubunda görülen bir sorun. Günlük hayatın koşuşturması, yoğun iş temposu ve stres nedeniyle sık karşılaşılan unutkanlıktan korunma yollarından biri de doğru besinleri seçmek.

Çeşitli hastalıkların yanı sıra modern yaşamın getirdiği yoğun çalışma temposu, stres  ve hatalı beslenme  gibi olumsuz şartlar yüzünden unutkanlık artık her yaşta sık görülen bir sorun haline geldi.

Unutkanlıktan korunmada bazı besinlerin düzenli tüketilmesinin önemine vurgu yapan , özellikle yabanmersini gibi orman meyveleri ve omega 3′ten zengin bir beslenme programı uygulanması gerektiğine dikkat çekiyor. Fiziksel ve zihinsel aktivite sıklığının da önemli olduğunu söyleyen İçingür’ün beyni çalıştırmak ve hafızayı güçlü kılmak için önerileri ise şöyle:

2-3 YEMEK KAŞIĞI YABAN MERSİNİ

Her gün 5 porsiyon sebze ve meyve tüketin. Güçlü bir hafıza için porsiyonlardan biri mutlaka orman meyvesi, özellikle de yaban mersini olsun. Çünkü yabanmersini, bol miktarda içerdiği ‘polifenol’ sayesinde beyin hücrelerine saldıran serbest radikallerle savaşabiliyor. Günde 2-3 tepeleme yemek kaşığı, yani yaklaşık 30 gram yaban mersini tüketmeniz yeterli gelecektir. Eğer tazesini bulamazsanız kuru yabanmersini de yiyebilirsiniz. Ancak satın alırken mutlaka tadına bakıp şeker oranını kontrol edin. Ayrıca elma, böğürtlen, kiraz, kırmızı erik, ahududu, çilek en iyi antioksidan kaynaklarını oluşturuyor. Kayısı, kırmızı ya da yeşil üzüm, portakal, kırmızı greyfurt, şeftali, armut ve mandalina da çok güçlü antioksidanlardan. Muz, kivi,mango ve nektari de bol antioksidan içeriyor.

2 PORSİYON BALIK

Omega 3 yağ asidinden zengin, trans yağ asitlerinden fakir bir beslenme düzeni beyin sağlığı açısından oldukça önem taşıyor. Yapılan araştırmalarda, omega 3 yağ asitlerinden zengin beslenmenin Alzheimer riskini azalttığı ortaya kondu. Unutkanlığı önlemek için haftada 2 gün balık yemek şart. Eğer balık tüketemiyorsanız günde 1 gram omega 3 takviyesi almanızda fayda var. Ancak omega 3 yağ asidinin tüketim miktarı yaşa ve hastalık durumuna göre değişebiliyor. Bu nedenle günde ne kadar takviye almanız gerektiğini doktorunuza mutlaka danışın.

3 ADET CEVİZ

Ceviz de omega 3 yağ asidi açısından en zengin kaynaklardan biri. Güçlü bir hafızaya sahip olmak için günde 3 adet ceviz tüketmek, yaşlılıkdönemine yapacağınız en büyük yatırımlardan biri olacak.

3 KEZ KIRMIZI ET

Araştırmalar özellikle B, C, D ve E vitaminlerine ağırlık verilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Sağlıklı beslenme kurallarına uyulduğunda tüm bu vitaminler doğal yollardan alınabiliyor. Yoğun iş temposu, ağır çalışma koşulları ve doğal yetiştirilmeyen besinler nedenleriyle özellikle B 12 vitamini eksikliği ortaya çıkıyor. Haftada 3 kez kırmızı et, günlük süt, yoğurt peynir ve yumurta tüketimi vücuda yeterli B12 vitamini alınmasını sağlıyor.

1 KÂSE TAHIL

E vitamini beyin sağlığı açısından en temel antioksidanlardan birini oluşturuyor. Bu vitamin özellikle tahıllarda bolca yer alıyor. Bu nedenle bulgur, esmer pirinç, buğday, karabuğday, çavdar, yulaf gibi besinlere günlük diyetinizde mutlaka yer verin. E vitamini aynı zamanda ıspanak, kabak, semizotu ve lahana gibi yeşil yapraklı sebzeler; zeytinyağı, fındık, ton balığı, sardalya, yumurta sarısı, domates ve patateste de bol miktarda bulunuyor.

KIRMIZI ŞARAP, ÇAY VE BİTTER ÇİKOLATA

Polifenol olan bitter çikolata, çay ve kırmızı şarap da beyni genç tutan besinlerden. Ancak kalorileri yüksek olduğu için sınırlı miktarda tüketmeyi de unutmayın.

BUNLARI DA UNUTMAYIN!

Fiziksel aktivite şart: Beslenmenin yanı sıra fiziksel aktiviteyi de unutmayın. Haftada 3 defa 45 dakika egzersiz yapmaya özen gösterin.

Bulmaca çözün, kitap okuyun: Beyin egzersizi yaptıracak aktiviteler ile uğraşın. Santraç, bulmaca ve kitap okumak beyin için en ideal etkinlikler arasında yer alıyor.

Günde 15 dakika güneşe çıkın: D vitamini de beynin genç kalmasını sağlayan vitaminlerden. Bu vitamin için en etkili kaynak ise güneş ışığı. Her gün 15 dakika güneşlenmek vücuttaki D vitamini sentezini arttırarak eksikliğini önleyebiliyor.

Trans yağlardan kaçının: Trans yağlardan kaçınmak sağlıklı beslenme stratejisinde önemli bir yere sahip. Hazır paketlenmiş yağlı bisküviler, cipsler, rafine gıdalar, faast food ve kızartmalardan uzak durmak unutkanlığa karşı dikkat etmeniz gereken en önemli kuralları oluşturuyor…

Bu besinler unutkanlığı önlüyor

 

Sağlıklı uyku, beyni resetliyor

Pazartesi, Mayıs 14th, 2012

Uyku sırasında dışarıya kapattığımız sistem, kendini yeni güne hazırlıyor, bir anlamda yeniliyor.

uyku sırasında zihinsel fonksiyonların istirahatinin söz konusu olmadığını belirterek, “Uyku, dinamik bir istirahat durumudur. Uyku sırasında ’Beyin kendini resetliyor’ diyebiliriz. Uyku sırasında dışarıya kapattığımız sistem, kendini yeni güne hazırlıyor, bir anlamda yeniliyor” dedi.

Kırpınar, uykunun ruh ve beden sağlığı için çok önemli olduğunu belirterek, değişik şekillerde uyku sorunu yaşayanlarda, belli bir miktarın altında veya üstünde uyuyanlarda performans düşüklüğü, stres, anksiyete,depresyon, kalp krizi, hipertansiyon, diyabet, obezite gibi hastalıkların arttığını söyledi.
Zannedildiğinin aksine uyku sırasında zihinsel fonksiyonların kesin bir istirahatinin söz konusu olmadığını, rem uykunun bazı dönemlerinde beyin etkinliğinin uyanıklık kadar hatta daha fazla olduğunu belirten Kırpınar, uykunun, dışarıdan gelen birtakım fiziksel ya da psikolojik etkilenmelere kapalı bir ortamda, insanın bedensel ve ruhsal uyaranlarıyla faaliyeti olarak tanımlanabileceğini kaydetti.

uyku sırasında kalp ve akciğer gibi beynin de çalışmaya devam ettiğini, rüyaların da bunun kanıtı olduğunu ifade ederek, “Uyku, basit bir dinlenme değildir. Uykunun çeşitli dönemleri var. Bunların içinde ’rem uykusu’ diye bilinen, kalp atışları, solunum ve göz hareketlerinin hızlandığı dönemde insan hem bedensel, hem de ruhsal olarak uyanıklık durumundan daha da etkinleşir. Rem uyku dönemi hem bedensel, hem ruhsal olarak en yoğun olduğunuz dönemdir. En çok rüya bu dönemde görülür, aynı zamanda en derin uyku dönemidir. Biz genellikle o dönemde uyanırsak rüyaları hatırlarız” diye konuştu.

-İdeal uyku, 6 ile 8 saat-

Türkiye’de yapılan çalışmaların, insanların yüzde 75’inin 6 ile 8 saat arasında uyuduğunu ortaya koyduğunu belirterek, bunun erişkin bir insan için gerekli olan miktar olduğunu söyledi.

Uykunun, bedendeki pek çok hormon ile diğer sistemlerin belli bir devrede çalışmasını sağlayan, dış uyaranlara kapalı, aktif bir dinlenme dönemi olduğunu belirten Kırpınar, şöyle konuştu:

“Uyku sırasında bir taraftan birtakım beyin yapıları, beyindeki bilgi alışverişini sağlayan maddelerin düzeni devam ediyor, bir taraftan da bunlar değişerek, yenileniyor. Uyku, dinamik bir istirahat durumudur. Uyku, gündüz bir yere uzanarak yapılan dinlenmeden çok farklı bir şey. Uyku sırasında ’Beyin kendini resetliyor’ diyebiliriz. Uyku sırasında dışarıya kapattığımız sistem, kendini yeni güne hazırlıyor, bir anlamda yeniliyor. Uykunun bazı dönemlerinde beyin daha çok çalışıyor.”

-”İnsanların yüzde 30-35’inin uyku sorunu var”-

Herkesin hayatının bir döneminde uyku ile problem yaşadığını belirten Kırpınar, “Tanı düzeyinde insanların yüzde 30-35’inin uyku sorunu var. Yaş arttıkça uyku ihtiyacı azalıyor ama uyku sorunları da artıyor” dedi.

kaliteli bir uyku için yapılması gerekenleri de şöyle sıraladı:

“- Akşam saatlerinde çay, kahve içilmemeli, nikotin gibi uyarıcı etkisi bilinen maddelerden uzak durulmalı.
- Hafif bir akşam yemeğe yenilmeli.
- Yorucu olmamak kaydıyla egzersiz ve yürüyüş yapılmalı.
- Yatak odasının ışıksız ve sessiz olması, alışkanlıkla ilgili bir şey. Uyunacak yer, ses ve ışık açısından uygun olmalı.
- Yatak odası, uyku için kullanılmalı. Kişi 15-20 dakika uyuyamayınca yatağı terk etmeli ve uykusu gelince tekrar yatmalı.
- Yatağa birtakım sıkıntı ve düşünce ile girilmemeli. Sıkıntı ve stres verecek durumlar bilinçli olarak zihne getirilmemeli.
- Uyumadan önce süt, peynir ve yoğurt gibi gıdalar tüketilmeli.
- Alışılan uyku karakterini sağlamak gerekiyor. Yatma saati kişisel farklıklar gösterebilir ama ritmin korunması açısından her sabah, hafta sonları dahil aynı saatte uyanılmalı.
- Uyku odası, ağır bir çalışma mekanıdır. Mümkün olduğunca rafine bir oda olmasında yarar var. Lavanta, gül gibi rahatlatıcı kokular rahat uykuya dalmayı sağlayabilir.”

her uykusuzluk çekildiğinde ilaçlara sarılmanın çok yanlış olduğunu vurgulayarak, “İdeal bir uyku ilacı yoktur. Uyku sorununa neden olan duruma göre hekimlerin önerecekleri ilaçlar olur. Sadece uyku için geliştirilen bir ilaç yoktur. Hemen uyku ilacına sarılmak yerine basit önlemler almak daha önemli” diye konuştu…

Sağlıklı uyku, beyni resetliyor

Enerji içecekleri diş düşmanı

Pazartesi, Mayıs 14th, 2012

enerji ve spor içeceklerinin gençlerin diş sağlığını olumsuz etkilediği ortaya çıktı. 9 farklı spor ve 13 farklı enerji içeceğini inceleyen bilim insanları, bu markalardaki asit ve şeker oranlarını ölçtü. Araştırmada birbirlerine yakın oranlarda şeker oranı bulunan enerji içeceklerinin dişlerde erozyona neden olduğu belirlendi.

Beş gün boyunca bu içeceklere maruz kalan kişilerin diş minelerinde zarar meydana geldiği kaydedilirken, enerji içeceklerinin spor içeceklerine göre iki kat daha zararlı olduğu da yine araştırma sonucu ortaya çıktı…

Enerji içecekleri diş düşmanı

İlk 4 dakika çok önemli

Cumartesi, Mayıs 12th, 2012

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz futbol sahasında, okulda, alışveriş merkezlerinde gerçekleşen ani kalp ölümlerinde ilk 4 dakikada yapılacak müdahale, kişinin ölümle yaşam arasındaki sınırın neresinde kalacağını belirliyor.

Ani kalp ölümleri sık sık gündeme gelir ve ilk anda ne yapılması gerektiği sorusunu da beraberinde getirir. Özellikle futbol maçları heyecanlı atmosferi nedeni ile hem oyuncular hem de tribünlerdeki izleyiciler için risk oluşturabiliyor. ani kalp krizi esnasında basit uygulama sistemi ile ön plana çıkan otomatik kalp şoklama cihazı, defibrilatörün ilk müdahale olarak hayati önem taşıdığını söylüyor.

Ani kalp ölümlerinde ilk 4 dakikanın çok önemli olduğunu belirten Ulusoy ani kalp ölümlerini, “Kalbe bağlı bir neden sonucu şikâyetler başladıktan kısa bir süre sonra beklenmedik bir şekilde gelişen ölüm” olarak tanımlıyor.

yılda yaklaşık 300-400 bin ölüm vakası olduğunu, bu şekilde ölenlerin yaklaşık yüzde 80’inin koroner arter hastası olduğunu vurgulayan , müdahalede ilk 4 dakikanın önemini şöyle anlatıyor:

“Kalp hastalığının genellikle ilk başlangıç bulgularından yaklaşık yüzde 25’i ani kalp ölümü şeklindedir. Ani kalp ölümü gelişen vakalarda ilk 4 dakika çok önemlidir. Çünkü bu zaman süresinde vakaların yüzde 95’inde ani kalp ölümünden sorumlu olan durum ölümcül ritim bozukluğu, yani bizim ‘ventrikül fibrilasyonu’ dediğimiz durumdur. Asistol denilen ve kalbin durması olarak tarif edilen durum ise vakaların yüzde 5’inde saptanmaktadır. Yaklaşık olarak 7. dakikadan sonra ölümcül ritim bozukluğunun (ventrikül fibrilasyonu) saptanma oranı yüzde 70 seviyesine gerilemektedir. Kalbin çok aşırı derecede elektriksel uyarı çıkarması en sık gelişen ani kalp ölüm nedenidir. Bu ölüm nedeni ‘fibrilasyon’ olduğundan, elektriksel olarak bu durumun geri çevrilmesi işlemine ‘defibrilasyon’, bunu yapan cihaza da otomatik kalp şoklama cihazı diyoruz.”

STADYUMLARDA MUTLAKA BULUNMALI

Doç. Ulusoy’un verdiği bilgiye göre koroner arter hastalığının toplumda görülme sıklığı yaklaşık yüzde 6. Yaş devreye girdiğinde oran 65 yaş ve üzerinde yüzde 19.8, 45-64 yaş arasında yüzde 7.1, 18-44 yaş arasında da yüzde 1.2 oluyor. Erkekler bu konuda daha şanssız, çünkü hastalığın yaklaşık görülme oranı erkeklerde yüzde 7.8, kadınlarda yüzde 4.6.

“Bu rakamlar sonucunda düz bir mantık yürütüldüğünde, örneğin; 60 bin kişinin stadyumda izlediği bir futbol maçında ortalama 3 bin 600 insan potansiyel olarak belirlenebilir” diyen Ulusoy, otomatik kalp şoklama cihazının özellikle stadyumlarda ve havalimanlarında bulunması gerektiğini söylüyor:

“Bu cihaz ilk 4 dakika içerisinde yüzde 74 oranında kurtulma şansı sağladığından bu tür alanlarda bulundurulmasının uygun olduğu kaçınılmazdır ki; yurt dışında bunun yaygın örnekleri bulunmaktadır. Yurdumuzda henüz stadyumlarda bulunmamakla beraber, bugün dört önemli uluslararası havaalanımızda (İstanbul Atatürk, İzmir,Antalya, Ankara) bu otomatik kalp şoklama cihazından birer adet bulunmaktadır. Bu cihazın kullanımından korkulmaması ve daha da yaygınlaştırılması gerekmektedir.

ANİ ÖLÜMLER ÖNLENEBİLİR

Bu cihazları kullanmak için çok kapsamlı bir kursa gerek olmadığını söyleyen Ulusoy’un cihazın kullanımıyla ilgili verdiği bilgiler ise şöyle: “Özellikle otomatik çalışan cihaz, herhangi bir kişi tarafından pedleri vasıtası ile vakanın göğsüne yapıştırılır. Cihazın kendisi hastanın EKG’sini çekip onu monitörize ederken, defibrilasyon işlemi için gerekli olan programını çalıştırarak gerekli gördüğü anda hastayı otomatik olarak şoklamaktadır.

Cihaz ölümcül ritim bozukluğunu tespit ettiği zaman alarmı çalışmakta, böylece modeline göre otomatik olarak veya cankurtaran kişi olarak cihazın şoklama düğmesine basarak hastayı şoklama işlemi gerçekleştirilmektedir. İlk 3 dakikada yapılan kalbin şoklanması ile bu durumdan yüzde 74 oranında kurtulma sağlanmaktadır. Daha ilerleyen bir süre oluştuğunda ise bu oran yüzde 40 seviyesine inmektedir. Otomatik çalışan bu cihaz yardımı ile elektriksel olaylar sonucu gelişen basit ölümlerin önüne geçmek mümkündür.”

BU ALANLARA OTOMATİK KALP ŞOKLAMA CİHAZI BULUNMALI

toplum sağlığının korunması ve basit ölümlerin önlenebilmesi açısından otomatik kalp şoklama cihazı konulmasını önerdiği yerler arasında ise:

• Stadyumlar, kapalı spor  salonları, açık hava spor kompleksleri,
• Havaalanları, tren garı, otobüs terminali, limanlar, okullar,
• Alışveriş merkezleri, oteller, tatil köyleri, siteler,
• Uçak, tren, gemi,
• Eğlence merkezleri yer alıyor…

İlk 4 dakika çok önemli

 

Kanserin nedeni enfeksiyonlar

Perşembe, Mayıs 10th, 2012

Dünyada 6 kanserden birine, çoğunlukla tedavi edilebilir veya önlenebilir enfeksiyonlar neden oluyor.

dünyada 6 kanserden birine (yılda 2 milyon), tedavi edilebilir ya da önlenebilir enfeksiyonların yol açtığı, 184 ülkede 27 kanserin vaka oranlarına bakıldığında, bunlardan, belli başlı 4 enfeksiyonun sorumlu olduğu belirtildi.

Haberde, söz konusu 4 enfeksiyon, insanlarda görülen “papillom virüsühelikobakter pilorihepatit B ve C virüsleri” olarak sıralanırken, bu enfeksiyonların, yılda 1,9 milyon rahim ağzı, mide ve karaciger kanseri vakasının nedeni olduğu kaydedildi.

Vakaların çoğunun, gelişmekte olan ülkelerde görüldüğü, enfeksiyonla bağlantılı kanser oranlarının, “Doğu Asya” gibi dünyanın gelişmekte olan kesimlerinde, gelişmiş ülkelere göre yaklaşık 3 kat fazla olduğu ifade edildi. Bu tür vakaların yaklaşık üçte birinin, 50 yaşından küçük insanlarda görüldüğü, kadınlar arasında, rahim ağzı kanserinin, enfeksiyonla bağlantılı kanserlerin neredeyse yarısına tekabül ettiği, erkeklerde yüzde 80’inden fazlasının karaciğer ve mide kanserleri olduğu bildirildi.

aşı, güvenli enjeksiyon ya da antimikrobiyal tedavilerin, gelecekte hastalık üzerinde önemli etkisi olabileceğini söyledi..

Kanserin nedeni enfeksiyonlar

 

Köri kansere deva olacak

Salı, Mayıs 8th, 2012

Köri yapımında kullanılan hintsafranı adlı baharatta bulunan kurkumin adlı kimyasal daha önce de başka faydaları nedeniyle gündeme gelmişti.

köride bulunan kimyasalları kanser tedavisinde kullanmayı umuyor. Köride bulunan bir kimyasalın bağırsak kanseri tümörlerini ortadan kaldırmakta etkili olduğu iddia ediliyor.

Araştırmalar şimdiden kimyasalın laboratuvarda geliştirilmiş kanser hücrelerini ortadan kaldırabildiğini gösterdi. Ayrıca kurkuminin bunama ve felç hastalarına da iyi geldiği biliniyor. Şimdi, İngiltere’nin Leicester kentindeki hastanelerde kurkuminin kemoterapi ile birlikte yarattığı etkiler test ediliyor.

İngiltere’de her yıl 40 bin kişiye bağırsak kanseri teşhisi konuluyor. Kanserin bağırsaktan vücudun öteki organlarına sıçraması durumunda hastalara üç farklı kemoterapi ilacı bir arada veriliyor, ancak vakaların yarısında ilaçlar etkili olmuyor.

Leicester Royal Infırmary ve Leicester General Hospital’da gerçekleştirilecek deneyde hastalara kemoterapi tedavisine başlamadan yedi gün önce kurkumin tabletleri verilecek ve kimyasalın hastalığın gelişimindeki etkisi ölçülecek.

‘TEDAVİ ETMESİ ZOR’

hayvanlarda yapılan testlerde kurkumin ile kemoterapinin bir arada uygulandığı deneklerin tedaviye çok daha olumlu yanıt verdiğini gördüklerini söyledi.

Steward ”Bağırsak kanseri vücuda bir kez yayıldımı tedavisi çok zor çünkü kemoterapinin yan etkileri hastaların uzun süre ilaçları almasına imkan vermiyor. Kurkumin’in kanser hücrelerinin kemoterapi ilaçlarına karşı olan hassasiyetini artırıyor oluşu önemli çünkü bu sayede daha düşük dozda kemoterapi ile hastaları daha uzun süre tedavi etmek mümkün olabilecek” dedi.

sözlerine ”Bu araştırma henüz başlangıç aşamasında ancak kanser tedavisinde bitkileri kullanmak çok umut vadeden bir tedavi. Bu sayede gelecekte etkili ilaçlar yaratmayı planlıyoruz” diye devam etti.

“Böyle bir klinik deneme yaparak kurkuminin faydaları hakkında daha fazla bilgi edinmiş olacağız. Ayrıca bu yeni tedavi yönteminin hastalarda yan etkilere neden olup olmadığını da görebileceğiz” dedi…

Köri kansere deva olacak

Böbrek taşına karşı limonata

Pazar, Mayıs 6th, 2012

Dünyanın en şiddetli ağrılarından biri olarak kabul edilen böbrek taşının yol açtığı zararlardan, idrar sitratını artırarak taş oluşumunu engelleyen ‘limonata’ ile korunabileceği belirtildi.

, böbrek ve idrar yolları taşlarının özellikle ülkemizde sık karşılaşılan sağlık sorunlarından birisi olduğuna dikkati çekti.

Böbrek taşlarının oluşum mekanizmasının oldukça karmaşık olduğunu belirten Göktaş, genel olarak taşın idrardaki tuz ve sıvı dengesinin bozulmasına bağlı olarak küçük kristallerin birleşmesinden meydana geldiğini ifade etti.

Kullanılan ilaçlar, yetersiz sıvı alımı, bazı besinlerin aşırı tüketilmesinin de taş oluşumunda rol alan ana etkenlerden olduğunun altını çizen Göktaş, “Böbrek taşları idrar akışına engel olmuyorlarsa kimi zaman hiç bulgu vermeden yıllarca sessiz kalabilir ve ağrıya yol açmayabilir. Aniden oluşmuş ve idrar yollarını tıkayan böbrek taşları ‘doğum sancısından’ bile kötü olarak tarif edilen şiddetli ağrılara neden olabilir. İdrarda yanma, bulantı ve kusma da taş hastalığının belirtilerindendir.Böbrek taşı ağrısı dünyanın en şiddetli ağrılarından biri olarak kabul edilmektedir, insan hayatını bir anda kabusa çevirebilir” diye konuştu.

KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİNE NEDEN OLABİLİYOR

Böbrek taşlarının sağlık açısından ciddi hasarlara yol açabileceğini anlatan Göktaş, şunları kaydetti:
“Böbrek taşları tıkanıklık ve iltihaplanmaya yol açarak böbrek hasarına ve kaybına yol açabiliyor. Bazen sonuçları kronik böbrek yetersizliklerine kadar ulaşabilmektedir. Bu yüzden erken tanı ve uygun tedavi çok önemli. Herhangi bir tıkanıklık ya da ağrıya yol açmasa bile taşların böbreklere verdikleri zarar nedeniyle ciddi ve potansiyel bir risk olduğu da unutulmamalıdır. Böbrek taşların çoğu kendiliğinden düşme eğilimindedir. Tüm idrar yolu taşlarının yaklaşık 80′i ilaç tedavisi ile düşer. Taşın düşmesini etkileyen en önemli faktör taşın büyüklüğüdür. Taşların şekli ve idrar yolundaki yerleşimi de düşmeyi etkileyen önemli faktörlerdir. Böbrek ve idrar yolları taşlarının tedavisi, taşın cinsine, büyüklüğüne, yerine ve tıkanma yapıp yapmadığına bağlı olarak değişir.”

BESLENME ALIŞKANLIĞI TAŞ OLUŞUMUNDA ETKİLİ

Öncelikle sıvı alma alışkanlığının yeniden düzenlenmesi, özellikle sıcak yaz  günlerinde içilen su miktarının artırılması ve bir günde çıkarılan idrar miktarının 2 litrenin altında kalmaması gerektiği uyarısında bulunan Göktaş, yapılan çalışmalarda günlük 2,5 litreden fazla sıvı alındığında taş oluşumunun yüzde 50-65 oranında azaldığını hatırlattı.

Bilinçli beslenilerek taş oluşumunun önlenebileceğini vurgulayan Göktaş, sözlerine şöyle devam etti:
“İçeceklerden kolalı olanları değil, daha çok sitrat içeriğine sahip meşrubatları, sıkılmış meyve suları arasında portakal veya limon sularını tercih edilmeli. Özellikle idrardaki sitrat maddesi taş oluşumuna karşı koruyucu etkiye sahip. Yapılan bir araştırma, limonatanın böbrek taşlarının oluşumuna karşı önleyici etkiye sahip olduğunu ortaya koydu. Yaz aylarının en lezzetli içeceklerinden olan limonata, idrar sitratını artırarak taş teşekkülünü engelliyor. Kırmızı et, sakatat, tavuk ve deniz ürünleri gibi hayvansal proteinlerin fazla tüketilmesi böbrek taşı oluşumunu artırmaktadır. Bu tür hayvansal proteinleri fazla tüketenlerin idrarlarında kalsiyum, oksalat ve ürat gibi maddelerin miktarı artarken, taş oluşumu için koruyucu bir madde olan sitratın miktarı azalmaktadır. Son günlerde kilo vermek ve daha sağlıklı olmak adına diyete başlayanların sayısında artış çok fazla. Bu diyetlerin büyük çoğunluğu hayvansal proteinden zengin, karbonhidrattan düşük diyetler. Bu tek yönlü yüksek hayvansal protein içeren beslenme sonucunda, idrarda kalsiyum, oksalat ve ürat atılımı artıyor ve idrardaki taş oluşumunu önleyen koruyucu olan sitrat azalıyor, taş oluşumu kolaylaşıyor.”

Böbrek taşına karşı limonata

Şizofreni tedavisinde en etkili yöntem

Cuma, Mayıs 4th, 2012

Şizofreni tedavisinde, hastalığın tekrarlamaması bakımından en etkili yöntemin ilaç olduğu bildirildi.

1959 ile 2011 yılları arasında 65 araştırma kapsamında 6000′den fazla hastaya ait veriler değerlendirildi.

Araştırmaya göre, ilaç tedavisi gören şizofreni hastalarının sadece yüzde 27′si bir yıl içerisinde yeniden ağır bir hastalık devresine giriyor. Placebo verilen hastalarda ise bu oran yüzde 64.

İlaç tedavisi verilenlerin hastaneye yatırılma ihtimali de düşüyor. İlaç tedavisi gören hastaların yüzde 10′u yatarak tedavi edilmek zorunda kalırken, psikoterapi gibi diğer yöntemlerin uygulandığı hastalarda bu oran yüzde 26.

Araştırmaya göre, ilaç tedavisinin dozu azaltarak veya aniden kesilmesi de büyük bir fark yaratmıyor…

Şizofreni tedavisinde en etkili yöntem

 

Beslenme kolesterolde ne kadar etkili?

Cuma, Mayıs 4th, 2012

Günlük alınması gereken kolesterol miktarının 1500 mg olduğunu , bunun 200–800 mg’lık kısmının besinlerle alınmasını öneriyor.

Yüksek kolestrol probleminin en önemli sebepleri arasında genetik özellikler hareketsizlik ve stresin sayılabildiğini belirten, yanlış beslenmenin önemine dikkat çekti.

Hayvansal ve doymuş yağların, şekerli gıdaların aşırı tüketilmesi ve buna bağlı olarak gelişen fazla kilonun kolesterolü artırdığını belirten Demirözü, kolesterolü sağlıklı düzeyde tutmak ve gerekirse düşürmek için beslenmede dikkat edilecek noktaları anlattı. İşte Demirözü’nün önerileri:

1. BOL MEYVE VE SEBZE TÜKETİN: Bunu yaparken farklı sebze ve meyveleri tüketmeye özen gösterin. Posa oranı yüksek sebzeler (ıspanak, kıvırcık, lahana), C vitamini oranı ve posası yüksek meyveler (portakal, greyfurt, kivi vb.) kolesterolün düşmesine yardımcı olur.

2. DOYMUŞ YAĞ TÜKETİMİNİ AZALTIN: Yağlı et ve şarküteri ürünleri, tam yağlı süt, peynir ve yoğurt yerine yağsız etleri, Omega 3’den zengin yağlı balıkları, yağsız veya az yağlı süt ve süt ürünlerini tercih edin. Zeytinyağı kullanın. Ceviz, fındık, badem gibi yağlı tohumlar da omega 3 açısından zengindir.

3. ABUR-CUBURDAN UZAK DURUN: Yulaf, çavdar ve tam buğday unundan yapılan ekmek ve makarnaları, bulgur ve kahverengi pirinci tercih edin. Yüksek trans yağ içeren abur cuburlardan uzak durun.

4.KURUBAKLAGİL TÜKETİMİNİ ARTIRIN: Kurubaklagiller yüksek posa içeriklerinin yanı sıra bitkisel proteinden de zengindir.

5. TUZU AZALTIN: Pişirirken kullandığınız tuzu olabildiğince azaltın ve sofrada tuzluk bulundurmayın. Lezzet için taze kokulu otları ve baharatları tercih edin. Doğal olmayan çeşnileri ve lezzet verici sosları kesinlikle kullanmayın.

KOLESTEROLÜN DÜŞÜRÜLMESİNE YARDIMCI GIDALAR

Özellikle Omega 3 içeriği yüksek besinler (yağlı balıklar, yağlı tohumlar), posa içeriği yüksek sebze ve meyveler (ıspanak, lahana, brokoli, elma, ayva, kayısı vb.), C vitamini yüksek meyveler (portakal, mandalina, greyfurt, kivi), kurubaklagiller (nohut, kuru fasulye, soya vb.) Kolesterolün düşürülmesine yardımcı gıdalar arasında sayılabilir. Damar sertliğinin en önemli sebepleri arasında HDL düşüklüğü sayılabilir. HDL damar duvarına yapışmış kolesterolü karaciğere geri taşıyıp safra yollarıyla atılmasını sağlar. Böylece damarların temizlenmesi sağlar, inflamasyonu durdurur, kan pıhtılarının oluşumunu engeller. Bu sebeple kan HDL düzeyinin yüksekliği önemlidir. Ceviz, badem ve fındık gibi yağlı tohumlar zengin omega 3 içerikleri sebebiyle kan HDL düzeyinin yükselmesine yardımcı olmaktadır.

ZEYTİNYAĞI HDL’YE İYİ GELİR

Tüketilen yağın miktarı kadar doymuşluk oranı da önemlidir. Katı ve doymuş yağlar kötü kolesterol LDL’nin düzeyini artırarak damar sağlığını bozar. Doymuşluk oranları düşük ve doymamışlık oranları yüksek sıvıyağlar kalp sağlığını korumaya yardımcı olmaktadır. Özellikle doymamış yağların en önemli kaynaklarından olan zeytinyağı; iyi kolesterol HDL‘nin yükselmesine yardımcı olmaktadır.

Süt ve süt ürünleri yüksek kalsiyum ve protein içeriklerinden dolayı günlük beslenmemizde önemli bir yere sahiptir. Ancak yağlı süt, yağlı peynirler ve yağlı sütten yapılmış özellikle kaymaklı yoğurtlar doymuş yağlar ve kolesterolden zengindir. Bu sebeple de yüksek kolesterol, damar sertliği ve tansiyon sorunu olanlar tarafından dikkatli tüketilmeli; bunların yerine az yağlı ürünler (az yağlı sütten yapılan taze peynirler, lor peyniri, yoğurt vb.) tercih edilmelidir.

KİLO SORUNU ÇÖZÜLMELİ

Eğer kolesterol genetik sebeplerden dolayı yüksek değilse, yükseklik, beslenme bozukluğu ve diğer çevresel şartlardan kaynaklanıyorsa özel diyetlerle sorun çözülebilir. Kilo sorunu olan ve olmayanlar için farklı tiplerde kolesterol düşürücü listeler oluşturulması gerekir. Böylece fazla kilolardan da yüksek kolesterolle birlikte kurtulmak mümkün olur…

Beslenme kolesterolde ne kadar etkili?