RSS Feed
Tem 28

Boyun ağrısını ciddiye alın

Posted on Çarşamba, Temmuz 28, 2010 in Saglik

Boyun ağrısının, fıtık, omurlarda kireçlenme, disklerde bozulma, tümör ve enfeksiyon belirtisi olabileceğini söyleyen uzmanlar uyarıyor.

Özellikle büro işi yapanlarda uzun süre belli pozisyonlarda kalındığı için, işe bağlı boyun ağrısına sık rastlandığını ifade eden Hisar Intercontinental Hospital Fizik Tedavi Uzmanı Prof. Dr. Lütfiye Müslümanoğlu, ”Boyun ağrısı çok şiddetli değilse ilk birkaç gün ağrı kesici ilaç alma, boyun ve sırta sıcak veya soğuk uygulama yapmak iyi gelebilir. Bu uygulamalarla geçmezse, uzman hekime başvurmak gerekir” dedi.

Boyun ağrısından korunmak için bir çok yöntemin uygulanabileceğini vurgulayan Müslümanoğlu, şunları söyledi:

”Uzun süre aynı pozisyonu koruyan işler yapıyorsanız, saat başı işinize mola verip, ayağa kalkıp biraz dolaşın, boyun ve sırt egzersizlerinizi yapmaya çalışın. Sırtınızı destekleyen büro sandalyesi kullanın, dik oturmaya çalışın, omuzlarınızla kalçalarınız aynı hizada olacak şekilde oturun. Bilgisayar kullanıyorsanız monitörün göz hizasında olmasına dikkat edin. Gece yatarken boyundaki kavisi destekleyecek orta sertlikte bir yastık kullanın. Dinlenirken ve televizyon izlerken boyun ve sırt bölgenizin düzgün pozisyonda olmasına dikkat edin. Telefonu boynunuzla omzunuz arasında sıkıştırarak konuşma yapmayın. Haftada en az 2 gün 1 saate yakın yürüyün veya yüzün.”

Tem 20

Sigara kalbi yaşlandırıyor

Posted on Salı, Temmuz 20, 2010 in Saglik

Sigara kalbi yaşlandırıyorsigara çok önemli bir risk faktörüdür. Sadece kalp damar hastalıklarına neden olmaz, birçok hastalığın da birincil nedenleri arasında yer alır. sigara  kalp damar hastalıklarını gelişme riskini artıran 4 büyük faktörden biridir.

Diğerleri kolestrol yüksekliği, şeker hastalığı ve tansiyon yüksekliğidir.sigara  içen ve başka risk faktörleri bakımından eşit durumda olan bir şahısta, sigara  içmeyene göre kalple ilgili önem li olaylarını (yani kalp krizi geçirme, kalp krizi  nedeniyle ölme, hastaneye yatma) ortaya çıkma ihtimali yüzde 120 artar. Yani diğer tüm risk fak törleri eşit eşit olan bir şahısta bu risk 1 ise gün de bir paket içende aynı risk 2.2. olur. Başka bir deyişle kalp damarlarının ya da genel anlamda kalbin yaşlanma hızı iki katından daha fazla ar tar. sigara  yalnızca kalp damarlarını değil, tüm organların damarlarında benzer değişikliklere neden olur. Felç, böbrek yetersizliği, bacak da marlarında tıkanmalar meydana gelme riski si­gara ile artar. Birçok kanser türünün ortaya çık ma riskini 20-30 kata varacak dereceler artırır. Ampfizem, kronik bronşit gibi ağır akciger has talıklarını er ya da geç mutlaka ortaya çıkacak tır.

Sigarayı bıraktıktan sonra kalp hastalığı riski devam eder mi?
Kalp damar hastalığında sigaraya bağlı hızlan manın ortadan kalkması sigarayı bıraktıktan bir yıl sonra azalır, tamamen kaybolması 2-3 yıl içinde gelişir. Ancak yeni bozuklukların ortaya çıkmasında bir rol oynamaktan çıkması, daha önce meydana getirmiş olduğu zararların kay bolmasını sağlamaz. Sigarayı bırakmak için kalp damar hastalığının belirti vermesini beklemek, yangına bacayı sardıktan sonra müdaheye et meye karar vermek gibidir. Çünkü koroner kalp hastalarında damarlar genellikle yüzde 70′e ka dar daralmadıkça belirti vermezler.

Sigarayı bırakmak istenlerin aşırı kilo alması sonucu kalp krizi vakaları var. Sigarayı bırakmak kalp krizi  nedeni mi?
Sigarayı bırakmanın hissettirdiği boşluk duy gusu ve tatmin eksikliğini gidermek için bir şey ler yemek bir kötü alışkanlığın yerine başka bir kötü alışkanlığın gelmesidir. Bunun yerine dü zenli egzersiz yapılması son derece uygun bir çö züm olur.

Çünkü yeterli miktar ve sürede egzersiz hem sigara  ya da yemek yemenin sağladığı tatmin benzer bir tatmin duygusu, psikolojik rahatlık verir hem de sigaradan sonra kilo artışının kont rolünde yardımcı olur. Ayrıca metobolizma  da marlar, kalp üzerine de başka olumlu etkilen de olur. Sigarayı bırakırken bunun bir yandan egzer siz programlarıyla birleştirilmesi hem farklı bir anlayışa, yaşam biçimine girmeyi sağlar hem de kişinin sağlığı açısından çok yararlı olur…

Tem 20

Hangi vitamin hangi besinde bulunur

Posted on Salı, Temmuz 20, 2010 in Saglik

vitamin-deposu

Vücudumuzun önemli hatta olmazsa olmazı diyebileceğimiz ihtiyacıdır vitaminler. Doğada binbir besinde her türlü ihtiyacı karşılayacak vitamin vardır. Eğer tüm besinlerden ölçülü tüketilirse bedeninizin sağlıklı olması için gerekli olan ihtiyaç karşılanır. Öğünlerinizde besin çeşitliliğine önem vermelisiniz. Hangi vitaminlerin hangi besinlerde bulunduğuna bir göz atalım.

A Vitamini: Öncelikle göz sağlığı için önemlidir A vitamini ayrıca büyüme-gelişmede de aynı öneme sahiptir. Daha çok yeşil, kırmızı,turuncu yapraklı sebzelerle süt ve süt ürünlerinde bulunur. balıkyağı ve karaciğer olmak üzere, böbrek, süt, yumurta sarısı, buğday, havuç, mantar, baklagiller, fıstık, ceviz ve domates A Vitamini içeren besinler arasındadır.

B Gurubu Vitaminleri:

B Vitamini
B-1, B-2, B-6 ve B-12 vitaminlerini içine alan gruptur. Iştah, sindirim ve sinir sistemi için gereklidir.
B grubu vitaminler; tahıllar, yağsız et, böbrek, yürek, beyin, karaciğer, yerfıstığı, tavuk, ceviz, yumurta, kepek ekmeği ve yağlı tohumlarda bulunur.

B-1 Vitamini
Buğday, pirinç, mısır, yulaf, darı, çavdar ve bunlarla yapılan besinlerde, kepek ekmeğinde, mantar ve bira mayasında bulunur.

B-2 Vitamini
Süt, peynir, yoğurt ve koyu yeşil yapraklı sebzelerde vardır

B-12 Vitamini
B12 vitamini folik asit ile birlikte alınmalıdır. Karaciğerde, sütte, yumurta akında, peynirde, balıkta, ette ve karideste bol miktarda , bitkilerde ise son derece az miktarda bulunur. Dana eti, dana karaciğeri, böbrek, midye, dil balığı, ringa balığı, uskumru, sardalya B12 vitamini içeren yiyeceklerdir. Sebzelerde ise B12 vitamini bulunmaz.

B Gurubu vitaminleri enerji üretimi, iştah, sinir sistemi ile metabolizmanın düzgün çalışmasını sağlar. Tahıllar, et, süt ve süt ürünleri B gurubu vitaminlerince zengindir

C Vitamini: Hücre hasarını önler, bağışıklık sistemini güçlendirir ve yaraları iyileştirir, bu sebeple C vitamini hergün mutlaka alınmalıdır. Vücudun direncini artırır, mikrobik hastalıklardan korur, dokuların ve diş etlerinin sağlığı için lazımdır. En çok sigara içenlere gereklidir.
Portakal, mandalina, greyfurt, limon, havuç, çilek, kavun, taze kırmızı ve yeşil biber, beyaz ve kırmızı lahana, maydanoz, kuşburnu ve yeşil sebzelerde bulunur. Sebze ve meyveler,  ve turunçgiller zengin C vitamini kaynaklarıdır.

D Vitamini: Kalsiyum ve fosforun emilerek vücuda faydalı bir hale gelmesi, kemiklerin gelişmesi için lazımdır. Kemikleri ve dişleri güçlendirir. En önemli kaynak güneştir elbette, yağlı balıklarda da az miktarda olsa bulunur. karaciğer, yumurta sarısı, peynir, tereyağı, süt ve mantarda bulunur.

D vitamini (Kalsiferol)

Kalsiyum ve fosfor metabolizmasını düzenler, kalsiyumla birlikte kemik ve dişleri güçlendirir. Hücrelerin büyümesinde ve kas ile sinir sistemlerinin düzenli işlevinde önemli rol oynar. Yüksek tansiyonu düşürür. Son yıllardaki araştırmalar, D vitaminin kalın bağırsak, kemik, deri, kolon ve meme kanserinden koruyucu etkisi olduğu ve vereme karşı bağışıklığı artırdığı ortaya çıkmıştır.

Eksik alınırsa nelere yol açar?

Çocuklarda raşitizm, yetişkinlerde ve menopoz dönemindeki kadınlarda osteoporoz ve osteomalasia denilen kemik hastalıkları, akciğer, kolon ve prostat kanseri riski artar. Bebeklerde dişler düzensiz ve geç çıkar, bıngıldak geç kapanır.

D vitaminli besinler nasıl korunmalı?

# Işığa ve ısıya duyarlıdır.
# Pişme esnasında
# D vitamini aktivitesinde yüzde 20 oranında kayıp olur.

E Vitamini
: Antioksidan özelliği vardır, hücre yenilenmesini sağlar. Üreme hücrelerinin oluşumuna ve sinir sistemi sağlığının korunmasına yardımcı olur. Yağlı tohumlar ve bitkisel yağlar E vitamini kaynağıdırlar.

E vitamini bulunan besinler
Ayçekirdeği, 1/4 fincan, 26,8 mg
Badem, 1/4 fincan, 12,7 mg
Buğday, 1/4 fincan, 12,8 mg
Çiçek yağı, 1 servis kaşığı, 7,9 mg
Yer fıstığı, 1/4 fincan, 4,9 mg
Mısırözü yağı, 1 sevis kaşığı, 4,8 mg
Soya yağı, 1 sevis kaşığı, 3,5 mg
Balık yağı, 1 sevis kaşığı, 3 mg
Istakoz, 6 gr, 2,3 mg
Salmon filet, 6 gr, 0,6 mg

K Vitamini: Kanın pıhtılaşmasına yardımcı olur. Yeşil yapraklı sebzeler ve brokolide bol miktarda bulunur.

Bazı mineral kaynakları

İyot: Tiroit bezi fonksiyonları için günlük yeterince alınmalıdır. Deniz mahsulleri ve iyotlu tuz kullanımına önem verilmelidir. Günlük ihtiyacınız için bir çay kaşığının dörtte biri ölçüsünde ki iyot yeterli miktardır.

Demir: Kan hücrelerinin oluşumunu sağladığından önemlidir. Et, sakatat, somon ve ton balığı, baklagiller, yumurta, kuru meyveler, kuru tahıllar, tam taneli tahıllar ve kurutulmuş tahıllar demir kaynaklarıdır.

Kalsiyum: Fosfor, D vitamini, magnezyum gibi vitamin ve minerallerle birlikte işlev görür. Kemik sağlığı ve diş gelişiminde çok önemlidir. Süt ürünleri, koyu yeşil yapraklı sebzeler, konserve balık ve kuru baklagiller önemli kaynaklarıdır….

Tem 16

‘Gül yağı’ depresyonda etkili mi?

Posted on Cuma, Temmuz 16, 2010 in Saglik
Projenin danışmanlığını yürüten SDÜ Tıp Fakültesi Biyofizik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Nazıroğlu, gül yağının, çağın hastalığı olarak adlandırılan depresyona olumlu etki edip etmediğini bilimsel olarak araştıracaklarını söyledi.

Gül yağının ferahlatıcı özelliği olduğunun bilindiğini, ancak bilimsel bir çalışma ile bu özelliğinin ortaya konulmadığını ifade eden Nazıroğlu, yapacakları araştırmaya ilişkin projenin hazırlandığını ve TÜBİTAK’tan da destek aldıklarını kaydetti. Proje sonucunun literatüre geçebileceğini anlatan Nazıroğlu, birinci sınıf öğrencileri Süleyman Kozlu ile Emre Yorgancıgil’in deney çalışmalarına başladığını belirtti.

Proje hakkında bilgi veren Süleymaz Kozlu, çalışma kapsamında önce fareleri depresyona sokacaklarını ve ardından gül yağı koklatılacağını ve karnından gül yağı verileceğini bildirdi.

Emre Yorgancıgil de, araştırmanın sonuçlarının bildiri olarak sunulacağını vurguladı. Halk arasında bilinen bir bilgiyi bilimsel olarak da kanıtlamak istediklerini ifade eden Yorgancıgil, ”Gül ve gül ürünleri geçmişte tıp dünyasında kullanılmış ve halen kullanılmaya devam ediliyor. Gül suyu ve gül yağının tıp alanındaki etkileri ile çeşitli bilimsel çalışmalar ortaya konuluyor. Biz de depresyon alanındaki etkilerini bilimselleştireceğiz” dedi…

Tem 16

Obeziteye ameliyatlı çözüm

Posted on Cuma, Temmuz 16, 2010 in Saglik

Obezitenin bir hastalık olarak algılanması gerektiğini belirten Doç. Koray Tekin, aşırı şişmanlığın, yeni nesil ameliyatlarla etkin şekilde tedavi edildiğini söyledi.

Fazla kilonun cerrahi yöntemlerle tedavisinin, başlangıçta insanlara çok cazip gelmediğini belirterek, cerrahi yöntemlerin ‘’son çare” olarak algılandığını belirten Doç. Dr. Koray Tekin, obezite tedavisiyle şeker hastalığı, tansiyon ve bunların yandaş hastalıklarından kurtulunabileceğini söyledi.

Obezitenin bir hastalık olarak kabul edilmesi gerektiğini ifade eden Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Tekin, ”yeni nesil ameliyatlar” olarak adlandırılan, obezite sorununu tamamen çözen ”Laparoskopik gastrik bypass, Gastrik Bypass, Tüp Mide, Sleeve Gastrektomi” ameliyatları hakkında bilgiler verdi.

Morbit obezite saptamasını, belli bir kilonun üzerindeki insanlara ”Vücut Kitle İndeksi”ni kullanarak yaptıklarını, kiloyu boyun karesine bölerek elde edilen oranın 40′ın üzerindeçıkması halinde, kişinin aşırı kilolu olarak adlandırıldığını kaydetti. Bu kişilerde aşırı kilolara bağlı bazı hastalıkları olan şeker, yüksek tansiyon, karaciğer yağlanması, astım gibi çeşitli hastalıklar oluşabileceğini dile getiren Tekin, şunları söyledi; ”Sadece aşırı kilonun, bundan kaynaklanan rahatsızlıklarla birlikte bütün olarak bir hastalık olarak kabul edilmesini istiyoruz. Bu durumda cerrahi tedavi daha makul gelebiliyor. İlk adımımız cerrahi tedavi değil. Biz bu hastalara öncelikle spor, diyet, bazı endokrinoloji uzmanlarının kontrolünde ilaç tedavileri öneriyoruz. Yaklaşık 1-2 yıllık tedavi sürecinde sonuç alamayan arkadaşlarımız ellerinde başka bir imkan olmadığı için tedavilerle karşı karşıya kalıyorlar. Fazla kiloya ilişkin cerrahi tedaviler denince akla Türkiye’de en çok duyulan kelepçe ve gastrik bant ameliyatları geliyor. Gastrik bant ameliyatı birçok yerde olduğu gibi kolay uygulanabilir olması ve geri dönüşlü olduğunun söylenmesi nedeniyle çok yaygınlık kazandı.

Birçok cerrah bunu yapabilir haldeydi. Bu yöntem vücudunuzda yabancı bir cisim olması ve doktorunuza bağımlılık gerektirdiği için, ayarlamalar gerektiriyor. Aslında ameliyat sonrası yaşam kalitesi açısından sorgulanabilir hale geldi. Ömür boyu bir tedavi bu kilodan kurtulma geçici bir şey olamaz. Cerrahi var işin içinde. Ömür boyu olarak düşünüldüğünde ne kadar kalıcı ve güvenilir olduğu sorgulanır hale geldi. Biz Pamukkale Üniversitesinde öncelikle Amerika’da uygulanan Gastrik Bypass, Tüp Mide, Sleeve Gastrektomi dediğimiz ameliyatları yapmaya başladık. Bunlara yeni nesil ameliyatlar gözüyle bakabiliriz. Bunların oranları artmaya başladı.”

AMELİYATLARDA VÜCUTTA YABANCI CİSİM KALMIYOR
Yeni nesil ameliyatlarla vücutta yabancı cismin kalmadığını kaydeden Tekin, bu ameliyatlar sonrasında hastanın doktoruna bağımlılığı kalmadığını, etkin şekilde kilo verildiğini anlattı. Obezite şeker hastalığından, tansiyondan ve kiloya bağlı yandaş hastalıklardan kurtulunduğunu dile getiren Tekin, ”Kişinin estetik olarak da kendine güveni geliyor” dedi. Bu tür cerrahi müdahalelerde seçilecek doktorun da önemli olduğunu bildiren Tekin, son iki yılda 60′ın üzerinde hastayı ameliyat ettiklerini ifade etti. Hastaların cerrahi müdahaleden sonra normal yaşamlarına devam ettiğini, kilo verdikleri için hem sağlıklarının düzeldiğini, hem de sosyal yaşama daha fazla dahil olduklarını söyledi. Üniversitede bir obezite merkezi kurduklarını ve çeşitli illerden kendilerine hasta geldiğini kaydeden Tekin, hastalara kilo kaybo konusunda ellerinden gelen yardımı yaptıklarını bildirdi.

162 KİLODAN 107 KİLOYA DÜŞTÜ
2008 yılının Temmuz ayına kadar 162 kilo olan Erhan Sabanoğlu ise, ameliyat öncesinde aşırı karaciğer yağlanması, yüksek tansiyon ve diyabet başlangıcı gibi hastalıklarının olduğunu belirterek, ameliyattan sonra 55 kilo verdiğini ve 107 kiloya düştüğünü söyledi.

Ameliyat sonrası kendisini ameliyat olmuş gibi hissetmediğini kaydeden Sabanoğlu, ”Ameliyattan iki ay sonra tansiyon ve şeker rahatsızlığım tamamen ortadan kalktı, 4 aydan sonra da karaciğerimdeki yağlanmadan tamamen kurtuldum” dedi…

Haz 30

Sarımsaklasak ve Saklasak mı?

Posted on Çarşamba, Haziran 30, 2010 in Saglik

Mutfakta tacını hiç devretmeyen sarımsak, sağlığa da oldukça faydalı bir besindir. Kimi şairler, onun yoksulun ilacı olduğunu söyler.

Sarımsaklasak ve Saklasak mı?

Sarımsaklasak ve Saklasak mı?

Ülkemizde de sofralarda yerini koruyan sarımsak vücudumuzun önemli değerlerindendir. Her zaman güçlü bir ev ilacı olan sarımsak, cacıktan zeytinyağlılara kadar, yemeklerimize lezzet katmıştır.

Bilim adamları, sarımsak için son bin yılın mucize bitkisi diyorlar. Ortak birleştikleri bir başka nokta ise, mükemmel biyoaktif bileşenlere sahip olduğudur.

Sarımsağın memleketi Orta Asya’dır. Bir iddiaya göre ise, Hindistan’dan dünyaya yayılmıştır. Ayrıca Sibirya da sarımsağın ana yurdu olarak belirtilir.

Sarımsak; aydınlığı, suyu ve yumuşak toprağı sever. Beyaz ve siyah olmak üzere iki çeşidi bulunur.

Ülkemizde en iyi sarımsak, Taşköprü’de yetişir. Burada sarımsağa “beyaz altın” denilir.

Vitamin, mineral ve aminoasit yönünden son derece zengindir.

Kalp krizi, beyin kanaması ve kanser riskini azaltır.

İçinde A, B, C ve E vitaminleri bulunur.

Vücudu enfeksiyonlara karşı korur.

Bağışıklık sistemini güçlendirir.

Ateş düşürücü özelliği vardır.

Yaşlı ve güçten düşmüş hastalara yararlıdır.

Damar sertliği ve yüksek tansiyona iyi gelir.

İyi huylu kolesterolü yükseltir, kötü huylu kolesterolü düşürür.

Kalp ve damar hastalıklarında önemli bir silahtır…

Haz 30

Sağlıklı Uykunun Gerekleri!

Posted on Çarşamba, Haziran 30, 2010 in Saglik

Sağlıklı bir uyku uyuyup uyumadığınızı nasıl anlarsınız? Ertesi gün nasıl uyandığınıza bakarak!

Sağlıklı Uykunun Gerekleri!

Sağlıklı Uykunun Gerekleri!

Bazen 10 saat uyusanız bile, uyandığınızda sersem gibi oluyor ve kendinizi yorgun hissediyorsanız, sağlıklı bir uyku uyumamışsınız demektir. Uykuya dalmakta zorluk yaşamak, uyku sırsında sık sık uyanmak, sağlıksız uykunun belirtileridir.

Uyku sorunlarınız 1 ayı bulduysa, bunu bir rahatsızlık olarak kabul etmeli ve mutlaka bir doktora başvurmalısınız.

Eğer uyku sorunu yaşıyorsanız, bazı kurallara uymanız gerekir:

Sigara uyku kalitesini bozar. Deliksiz bir uyku uyumak istiyorsanız, sigarayı bırakmalısınız. Nikotin, kafein gibi vücudu 14 saat etkiler.

Özellikle uyku apnesinden yakınıyorsanız, ideal kilonuzu korumalısınız. Obezite uyku apnesinde önemli derecede rol oynuyor.

Sağlıklı bir uykunun en önemli şartlarından biri, uykunuz geldiğinde yatmanızdır ve vücudunuz için yeterli olan bir sürede uyanmanızdır. Aynı saatte yatıp, aynı saatte uyanmak, sağlıklı bir uyku çekmeye yardımcı oluyor.

Yatmadan önce alkol almak, uykunun başlamasına yardımcı olsa da, uyku kalitesini bozuyor. Baş ağrısı ve yanı sıra uyku esnasında kabus görmeniz de bu olumsuzluklara ekleniyor.

Özellikle akşam 7’den sonra, çay ve kahve gibi içeceklerden uzak durmaya çalışın. Bu içecekler uykuya dalmayı zorlaştırıyor.

Akşam saatlerinde çok yemek, midenizi rahatsız eder ve uyku kalitenizi düşürür. Süt, enginar, badem, yumurta, ceviz, kayısı, patates ve muz, uyku getiren besinlerdir.

Odanızın karanlık ve sessiz olması önemlidir. Isı derecesine de dikkat edin. Ayrıca yatak odanızı sadece uyumak için kullanın. Yemek yemek ve televizyon izlemek için kullanacağınız oda, yatak odanız olmamalıdır.

Yatağınızın ve yastığınızın rahat olması önemlidir. Uyuyacağınız odanın fiziksel şartlarını, ihtiyacınıza göre belirleyin. Rahat ve geniş bir yatakta yatın.

Sorunlarınızı yatağa taşımayın. Yatmanda önce gevşeyin ve sizi rahatsız eden fikirlerden kurtulun…

Haz 30

Batık Tırnaklar için Ne Yapmalı?

Posted on Çarşamba, Haziran 30, 2010 in Saglik

Ayak tırnaklarında görülen, acı veren ve istediğiniz ayakkabıyı giymenizi engelleyen batıklar için alınabilecek önlemler ve bakım önerileri

Batık Tırnaklar için Ne Yapmalı?

Batık Tırnaklar için Ne Yapmalı?

Batık Tırnak Neden Olur?

Ayağınızı sıkan, ayak yapısına uygun olmayan ayakkabılar batık tırnak oluşmasına neden olabilir.

Tırnakları çok dibinden kesmek ya da çok fazla uzatmak batık oluşumunun nedenleri arasındadır.

Ayakların; ayakkabı içinde havasız kalması, tırnaklara sürülen ojelerin kalitesiz olması batık oluşumunu tetikler.

Ayağınızı çarpmak veya ayağınızın üstüne basılması gibi şeyler tırnağınızın derinin içine batmasına hatta gömülmesine neden olur.

Batık Tırnak Nasıl Önlenir?

Tırnaklarınızı düz şekilde kesin, unutmayın ki tırnak kenarlarınız ne kadar düz olursa batma riskleri de o kadar az olacaktır.

Pedikür yaparken yâda yaptırırken tırnaklarınızın yüzeyden değil tırnak altından kaldırılarak törpülenmesini sağlayın.

Ne kadar beğenirseniz beğenin dar ve sivri burunlu ayakkabılar tırnak batığına yol açacağı için onlardan uzak durup, yuvarlak burunlu ve ayak numaranıza uygun ayakkabılar seçin.

Batık durumunda ilerlemeyi engellemek ve mikrop kapmasını önlemek için sıkı ve pamuklu olmayan çoraplardan uzak durun.

Tırnaklarımı Nasıl Güçlendirebilirim?

Tırnaklarınızı güçlendirerek hem kırılmasını hem de batık oluşmasını en az indirebilirsiniz.

Malzemeler,

2 çay kaşığı çam terebentin esansı

1 çay kaşığı tatlı badem yağı

Yarım limonun suyu

1 su bardağı ılık su

Hazırlanışı ve Uygulaması,

Çam terebentin ve badem yağını cam bir kâsede karıştırın.

Karışımı kulak temizleme çubuğuyla tırnak üzerine ve diplerine sürün.

15 dakika bekleyin.

Limon suyu ve ılık suyu karıştırın.

Tırnaklarınızı limon sulu karışımın içinde 10 dakika bekletin.

Ilık suyla durulayıp iyice kurulayın.

Not: Tırnak güçlendirme bakımını haftada 1 kez uygulayabilirsiniz.

Ayaklarımı Nasıl Dinlendirebilirim?

Uzun saatler ayakkabı içinde kalan ayaklarınızın dinlenmeleri için bitkisel yöntemlerden faydalanabilirsiniz.

Malzemeler,

2 tatlı kaşığı lavanta yağı

1 tatlı kaşığı tuz

2 litre su

Hazırlanışı ve Uygulaması,

Derin bir kovada tüm malzemeleri karıştırın.

Suyun içinde ayaklarınızı 15 dakika bekletin.

Sürenin sonunda ayaklarınızı durulayıp iyice kurulayın.

Bebe pudrası ya da nemlendirici krem uygulayın.

Not: Bakım yöntemini haftada 2 kez uygulayabilirsiniz.

Önemli Bilgi: Her iki bakım yönteminde de tırnaklarınızda oje olmadığından emin olmalısınız…

Haz 17

Egzotik Meyveler!

Posted on Perşembe, Haziran 17, 2010 in Saglik

Süpermarket raflarında boynu bükük bekleyen egzotik meyveler, pek çoğumuz için yabancıdır. Sofralarımızda yer almak isteyen bu meyvelerin yararlarını biliyor musunuz?

Egzotik Meyveler!

Egzotik Meyveler!

Granadilla:

Yenidünya meyvesine benzeyen, turuncu, çekirdekli bir meyvedir. Portakal büyüklüğündedir.  İçerdiği kalsiyum sayesinde kemik gelişiminde önemli bir yer tutar.  Cilt için faydalıdır. C, B1, B2,B3, keroten açısından zengindir. Ayrıca K vitamini, kalsiyum, demir ve fosfor içerir. Tok tutma özelliği vardır. Hücre yenilenmesine yardımcı olur.

Kumkuat:

Dünyada kabuğu ile birlikte yenilen tek narenciye çeşididir. Turunçgiller içinde küçük mücevher olarak adlandırılır. Anavatanı Çin’dir. Çincede altın portakal anlamına gelir. Ülkemizde en iyi yetiştirildiği yer Rize’dir.  Yıkadıktan sonra tamamını yiyebilirsiniz. Kokteyl, dondurma ve tatlılarda kullanabilirsiniz. C vitamini bakımından  zengindir. Gribal enfeksiyonları önlemede önemli rolü vardır.

Papaya:

En belirgin özelliği sindiriminin kolay olması ve diğer besinlerin sindirilmesine yardımcı olmasıdır. İçinde bulunan “papain” adlı enzim, yiyeceklerdeki proteinin sindirilmesini kolaylaştırır.  Vücuttaki yağların yakılmasına ayrdımcı olur. Pek çok selülit kreminin içinde bu meyvenin özü kullanılır. Tok tutma özelliğinden dolayı, diyet listelerinden eksik olmaz. Vitamin ve mineral deposudur.  Görüntüsü kavuna benzeyen bu meyvenin içinde, top karabibere benzeyen çekirdekleri vardır. Bu acımsı çekirdekler de en az meyvenin kendisi kadar yararlıdır. Salataların içinde tüketilir. Papaya, vücuttaki şişkinliklere, irinlere, sivilceye, siğile ve nasıra iyi gelir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kabızlığa ve kronik ishale iyi gelir.

Liçi:

Dışı çam kozalağını andıran ve Çin kirazı olarak bilinen bu meyve, Tanrı’nın meyvesi olarak adlandırılıyor. Kabuğunu soyduğunuzda içinden beyaz etli kısmı çıkıyor. Oldukça sulu ve lezzetli olan bu meyvenin içinde çekirdek kısmı mevcut ve bol miktarda C vitamini içeriyor. Vücudun bağışıklık sistemini güçlendiriyor. İçinde bulunan fosfor, diş ve kemik gelişiminde etkili…

Haz 16

Diyette Başarılı Olmanın Yolları!

Posted on Çarşamba, Haziran 16, 2010 in Saglik

Diyetinizin istediğiniz sonuçları vermesini istiyorsanız, dikkat etmeniz gereken bazı noktalar var.

Diyette Başarılı Olmanın Yolları!

Diyette Başarılı Olmanın Yolları!

Diyete başlayacağınız zaman çok önemlidir. Diyet yapmak strese sokar. İnsanın kendini bir haz objesine doğru kısıtlaması, psikolojik çatışmaya neden olur. Bu yüzden,hayatınızın yoğun stresli dönemlerinde diyete başlamayın.

Her insanın fizyolojik yapısı farklıdır. Bu yüzden kilo verme süreleri de birbirinden farklıdır. Diyet esnasında kendinizi başkaları ile kıyaslamanız doğru olmayacaktır. Kendinize, uygun ve ulaşılabilir hedefler seçmelisiniz. Haftada 5 kilo vermek gibi hedefler, gerçekçi değildir.

Sorunların arttığı, çözümsüzlük içinde hissettiğiniz zamanlarda, stresiniz artacaktır. Böyle zamanlarda, yaptığınız diyete tehlikeye girer. Böyle süreçlerde, diyeti biraz esnetmeye çalışın. Ancak tamamen vazgeçmeyin. Gerekirse 1 gün ara verin ancak ertesi gün tekrar başlayın.

Hepimizin sahip olduğu  hatalı ama kalıplaşmış düşünceler vardır. Bu düşünceler, yaşamdaki zorluklarla baş etmemizi zorlaştırırlar. Bu kalıp düşüncelerin farkına varmalı ve değiştirmelisiniz.

Bu kalıp düşüncelerin başında, ya hep, ya hiç şekli gelir. Ya diyetteyimdir, ya değilimdir fikriyle hareket edilir. Bu yüzden, yapılan programda esnekliğe yer yoktur. Bir gün için diyetten çıkınca, diyetin tamamından vazgeçilir. Çünkü bu kişiler, yarım iş yaptıklarını düşünürler.

Bazıları da, mükemmeliyetçidir. Kusursuz iş yapmak takıntısındadırlar. Diyete başlamak için şartların olgunlaşmasını beklerler. Aybaşında, pazartesi gününde diyete girerler. Eğer düşündükleri tarihte başlayamazlarsa, hiç başlamazlar.

Diyet kararlılık isteyen bir süreçtir. Motivasyonun düştüğü, sabrın azaldığı anlarda diyeti bırakma riski artar. Motivasyonunuzu yüksek ve sürekli tutmak için, diyetisyeninizle sürekli iletişim içinde olun.

Diyet yaparken, hayır demeyi öğrenmelisiniz. İnsanları kırmamak için, teklifleri kabul etmemelisiniz. Sonradan kendinize kızabilirsiniz…