Sayfalar
Mayıs 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Archive for the ‘Saglik’ Category

Susamadan su içmeyi öğrenin

Pazartesi, Nisan 16th, 2012

Havaların ısınmasıyla birlikte bahar yorgunluğu şikâyetleri artıyor. İşte kurtulmak için ipuçları…

Uzmanlar “Yeterli beslenme ve sıvı tüketimiyle bu şikâyetlerden kurtulabilirsiniz. Susamadan su içmeyi alışkanlık haline getirin” diyor

Kış mevsiminin ağırlığı üzerimizden kalkarken, güneşli bahar günleri yorgunluk hissini de beraberinde getiriyor. Halsizlik, eklem ağrıları, sürekli uyku  isteği olarak kendini gösteren ve “bahar yorgunlugu” adı verilen bu durum metabolizmada gerçekleşen bazı değişimlerden kaynaklanıyor. “Bahar yorgunluğu” ile baş etmenin yolu ise doğru beslenmeden geçiyor.  “bahar yorgunluğuna” karşı yapılması gerekenleri anlattı:

1. DENGELİ BESLENİN: Besin çeşitliliği yaratarak tek tip beslenmekten kaçının. Bütün besin gruplarını içeren bir öğün tüketmeye çalışın. Örneğin bir öğününüzde kıymalı sebze yemeği veya tavuklu salata, 1 su bardağı ayran ve 1 dilim ekmek tüketerek besin çeşitliliğini sağlayabilirsiniz. Günün en önemli öğünü olan kahvaltıyı kesinlikle  atlamayın. Beyaz undan yapılmış besinler yerine; kepek, çavdar, tam buğdaydan yapılmış tahıllı besinleri tercih edin.

2. PORSİYONLARI KÜÇÜLTÜN: Günde 3 ana, 3 ara öğün olacak şekilde az az ve sık sık 6 öğün tüketmeye gayret edin. Kendinizi 3-4 saatten fazla aç bırakmamaya özen gösterin. Tükettiğiniz miktarlara yani porsiyonlarınıza dikkat etmeye çalışın.

3. GÜNDE 2-3 LİTRE SU İÇİN: Susamadan su içmeyi alışkanlık haline getirmeye çalışın. Günlük 2-3 lt (10-15 su bardağı) su tüketerek dolaşım sistemini daha düzenli hale getirmiş ve toksinlerden kurtulmayı sağlamış olursunuz.

4. ALKOLE DİKKAT!: Mevsim geçişlerinde yüksek miktarlarda tüketilen alkol, problemlerinizin daha da artmasına yol açar. Bu nedenle alkol tüketimini minimuma indirmeye çalışın.

5. KAFEİNİ KONTROL ALTINDA TUTUN: Yüksek miktarlarda alınan kafein, kalp çarpıntısına ve vücutta su kaybına neden olabileceği için özellikle mevsim değişikliğindeki sıkıntıları tetiklememek adına kafein alımını minimumda tutmaya özen gösterin. Kahve, çay , asitli içecekler gibi kafeinli içecekler yerine rahatlatıcı özelliğinden dolayı bitki çaylarını tercih edebilirsiniz.

6. BOL BOL C VİTAMİNİ TÜKETİN: Gün içerisinde özellikle C vitamini içeren sebze ve meyve tüketimini artırın. Beslenmenize brokoli, ıspanak, yeşil sivri biber, maydanoz gibi yeşil yapraklı sebzeler ve portakal, kivi, kuşburnu, greyfurt gibi meyveler ekleyin.

7. DÜZENLİ UYKU ŞART: Uykusuzluk ve düzensiz uyuma kendinizi daha yorgun hissetmenize neden olur. Günde 6-8 saat uyumalısınız.

8. HAFTADA 3 GÜN EGZERSİZ YAPIN: Haftada 3 gün yapılan tempolu yürüyüşler, yüzme ve gevşeme egzersizleri, sizi yorgunluğa karşı koruyacaktır…

Susamadan su içmeyi öğrenin

Menopozu rahat geçirmek için 7 öneri

Cumartesi, Nisan 14th, 2012

Terleme, sıkıntı hissi, sinirlilik, kilo alma… Menopoz döneminde pek çok kadının dile getirdiği bu şikayetler yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürüyor.

Bazı şikayetlerle baş etmek zorunda kalan menopoz dönemindeki kadınları endişelendiren konulardan biri de ‘kadınlığın bitişi’ algısı. Oysa uzmanlar, bu algının yanlış olduğunu vurguluyor.

menopoz dönemi kadınlığın bitişi değil, yeni bir hayatın başlangıcı. Biten tek şeyin, yalnızca doğurganlık özelliği olduğunu belirten Doç. Orhon, “Gençlik yıllarının geride kalması sonucu menopoz sürecinde kadınların bedenleri değişiyor, kilo alma,y kırıüzdeşıklık artışı gibi durumlar ortaya çıkabiliyor. Eski genç ve güzel hallerinden uzaklaşma, çoğu zaman kadınları fizyolojik sorunlardan daha fazla etkileyebiliyor. Sonuç olarak da kadınlık algıları bozulabiliyor.

Ruhsal olarak gergin ve huzursuz olabiliyorlar. Oysa bu gibi düşüncelerden uzak durmak ve menopozu yeni bir hayatın başlangıcı olarak kabul etmek şart. Menopoza yaklaşık olarak 45- 55 yaş arası girildiği dikkate alındığında kadınların yaşamlarının ikinci baharını sağlıklı ve verimli olarak geçirebilmeleri için bir takım önerilere kulak vermeleri gerekiyor“ oiyor.

Doç. Dr. Ece Orhon, menopoz dönemini rahat ve kolay geçirmek için önerilerini ise şöyle sıralıyor:

1- Bu dönemi içinize sindirin: Menopoz dönemi kadının daha huzurlu olduğu, hoşgörüsünün arttığı ve deneyimlerin biriktiği bilgeleşme yılları olarak tanımlanıyor. Bu durumun farkına varın ve menopoz dönemini hayatınızın doğal bir geçiş dönemi olduğunu benimseyerek yaşayın.

2- Arkadaşlarınızla daha sık bir araya gelin: Bu dönemde yaşama sevincinizi ve hayata bağlılığınızı artırıcı faaliyetlerinizi sürdürün. Çocuklarınız büyüdüğüne göre artık kendinize daha fazla vakit ayırabilirsiniz. Hayata dört elle sarılın ve arkadaşlarınızla sık sık beraber olun.

3- Hayallerinizin peşinden gidin: Gençken yapmaya fırsat bulamadığınız isteklerinizi bu dönemde gerçekleştirebilirsiniz. Seyahat etmek, ilgi duyduğunuz bir konuyu öğrenmek, farklı etkinlik gruplarına dahil olmak için bu dönemin en uygun zaman olduğunu unutmayın.

4- Çalışmaya devam edin: Sosyalleşme bu dönem için çok gerekli ve yararlı. Beynin yaşlanmaması için sosyalleşmenin, insanlarla iletişim içinde olmanın önemi son yıllarda bilimsel olarak vurgulanıyor. Eğer çalışıyorsanız bu kimliğinizi koruyun, çalışmaya devam edin.

5- Her yaşın ayrı bir güzelliği olduğunu fark edin: Her yaş güzeldir ve hakkı verilerek yaşanmalıdır. Biraz kilo almayı ve yüzünüzdeki değişiklikleri, yılların getirdiği deneyimlerin izleri olarak kabul edin ve benimseyin.

6- Bedeninize özen gösterin: Vücudunuzdaki değişimleri olduğu gibi kabul ederken, onlarla gerektiği kadar mücadeleden de vazgeçmeyin. Bedeninize bakın. Sağlıklı beslenme kurallarını uygulayın ve egzersiz yapmaya özen gösterin.

7- Jinekolog, psikolog ve psikiyatrist desteği alın: Bedensel ve psikolojik bazı değişimleri yaşayabileceğiniz bu dönemde şikayetlerinizi azaltabilmek adına jinekolog, psikolog ve psikiyatriste başvurabilirsiniz. Bu tıbbi destekler daha sağlıklı ve mutlu bir hayat sürebilmeniz için gerekiyorsa ertelemeden yardım alınız.

MENOPOZDA DEPRESYON ORANI ARTMIYOR

Menopozda östrojen hormonunun azalmasına bağlı olarak sıcaklık hissi, ateş basmaları, gece terlemeleri, çarpıntı, uykudüzensizlikleri gibi sorunlar yaşanabiliyor. Bu belirtiler aynı zamanda kadının psikolojisini de olumsuz etkiliyor. Bu dönemde en sık görülen ruhsal yakınmalar ise huzursuzluk,gerginlik, yorgunluk, özgüvende azalma, iç sıkıntıları, isteksizlik, konsantrasyon eksikliği ve alınganlık oluyor. Bellek sorunları, ödem, mide-bağırsak yakınmaları da görülebiliyor.

Menopozda zaman zaman depresif ruh hali yaşanabiliyor. Ancak çalışmalar bu dönemde kadında depresyon oranının arttığını göstermiyor. Daha çabuk heyecanlanma, sabırsızlık, aceleci tutumlar gelişebiliyor. Kadınların temel kişilik yapılarına bağlı olan bu belirtiler alınan desteklerle doğru bakış açısı kazandırılarak ve gerekirse tedavi edilerek düzeltilebiliyor…

Menopozu rahat geçirmek için 7 öneri

 

Alerjik nezleye teknolojik çare

Cuma, Nisan 13th, 2012

Mevsim geçişlerinde alevlenen alerjik nezleyle boğuşanların imdadına rhinolight, yani ışık tedavisi yetişiyor. Tedavinin etkisi yaklaşık bir yıl sürüyor.

Bahar mevsiminde daha çok rastlanan alerjik nezlenin neden olduğu hapşırık, kaşıntı, şiddetli burun akıntısı gibi şikâyetler birkaç dakikalık seanslarla uygulanan ışık tedavisi ile ağrısız şekilde ortadan kaldırılıyor.

Alerjik nezlenin yaşam kalitesini bozan bir hastalık olduğunu belirten KBB, Baş ve Boyun, sürekli ilaç  ve sprey tedavisi gerektiren bu problemden rhinolight ile bir yıl boyunca kurtulmanın mümkün olduğunu söyledi.

“Uygulama ile kaşıntı, akıntı, hapşırık gibi her türlü alerji kökenli şikâyet başarı ile azaltılmakta ya da yok edilmektedir” dedi.

Her seansta 2-3 dakikalık sürelerde uygulanan yöntemde, özel dalga boylarındaki ışınların karışımından oluşan bir ışık kullanılıyor. Burun deliklerinden yapılan uygulama sırasında herhangi bir sıcaklık  ya da ağrı hissi oluşmuyor. , dokularda kalıcı herhangi bir hasar oluşturmayan yöntemin alerji hastalarında uzun süre kullanılabildiğini belirtti. ,aoç  rhinolightın etkilerini şöyle sıraladı:

• Mukozada alerjik reaksiyona bağlı histamin maddesi salınmasının engellenmesi,

• Histamin üreten mast hücrelerinin salgı yapmasının önlenmesi,

• Burun mukozasında T lenfosit ve eozinofil adı verilen hücrelerin miktarında azalma,

• Hastanın burun salgılarında ECP ve interlökin-5 gibi alerjik reaksiyonlarda artan maddelerin miktarının azalması.

Mevsimsel alerjisi olanlarda 6, tüm yıl alerjisi olanlarda ise 8 seans uygulanan ışık tedavisinde 3-4 seanstan sonra tedavinin olumlu etkilerinin hissedildiğin söyleyen , “Işık tedavisinde beklenen etki süresi 1 yıldır, bu sürenin sonunda tedavi tekrar uygulanabilmektedir” diye konuştu…

Alerjik nezleye teknolojik çare

 

Şişmanlık ömrü 10 yıl kısaltıyor

Cumartesi, Nisan 7th, 2012

Aşırı şişmanlık, birçok hastalığı da beraberinde getirerek yaşama süresini en az 10 yıl kısaltıyor.

aşırı şişmanlığın (morbid obezite) birçok hastalığı da beraberinde getirerek yaşama süresini en az 10 yıl kısalttığını söyledi.

ülkemizdeki kadınların yüzde 30’u, erkeklerin ise yüzde 20’sinin ’obez’ olarak nitelendirildiğini, Morbid obezitenin ise obeziteye göre daha hızlı artan bir süreç olduğunu kaydetti.

“Yapılan bilimsel çalışmalar, obezite cerrahisini takip eden 5 yılda ölüm oranlarında yüzde 89 azalma olduğunu göstermektedir. Mide bypass’ı kelepçeden daha çok kilo verdiriyor ve şeker, tansiyon gibi kronik hastalıkları ameliyatın hemen ardından yüzde 85 ortadan kaldırıyor. Mide kelepçesi sorunlu bir ameliyattır. Bu ameliyatlardan sonra yüzde 10 ile 25 oranında kelepçenin çıkarılmasını gerektirecek sorunlar yaşanabilmektedir. Aşırı şişmanlık (morbid obezite) beraberinde bir çok yandaş hastalık getirerek yaşama süresini en az 10 yıl kısaltmaktadır.”

DİYETE RAĞMEN ZAYIFLAYAMIYORSA, TEK ÇÖZÜM AMELİYAT

bir kişi son 5 yıldır diyet ve çeşitli tedavi yöntemlerinden geçtiği halde zayıflayamamışsa, tek çözümün ameliyat olduğunu söyledi. Araştırmalara göre aşırı şişmanlarda meme ve prostat kanserine yakalanma riskinin normal kilodaki kişilere göre 33 kat daha fazla olduğunu, bu sebeple de obezitenin tüm dünyada hızla artış gösteren ciddi bir sağlık sorunu olarak algılandığını vurguladı.

MİDE KELEPÇESİ SORUN YARATIYOR

hastanın sadece yemek yemesini sınırlayan ve halk arasında ’mide kelepçesi’olarak anılan mide bantı ameliyatlarının basit bir ameliyat olması, erken iyileşme, cerrahların kolay öğrenerek uygulayabilmesi gibi avantajları nedeniyle ülkemizde oldukça fazla uygulanan bir cerrahi yöntem olduğuna dikkat çekti.

“Mide kelepçesi sorunlu bir ameliyattır. Ameliyatta uygulanan bant sonuçta bir protez. Mideyi delme, enfeksiyon, kayma gibi riskler yüzünden bu ameliyatlardan sonra yüz 10 ile 25 oranında kelepçenin çıkarılmasını gerektirecek sorunlar yaşanabilmektedir. Bu nedenle hastanın ameliyat öncesi iyi değerlendirilmesi, deneyimli bir ekip tarafından bu ameliyatın planlanması son derece önemlidir.”

Şişmanlık ömrü 10 yıl kısaltıyor

Yaz öncesi diyetler sağlığı bozuyor

Cuma, Nisan 6th, 2012

yaz mevsimi öncesi forma girmek isteyenlerin basın yayın organlarında yayınlanan diyet programlarını uygulamaları sonucu sağlıklarını bozduklarını söyledi.

diyabet,kanser ve yanlış beslenme konusunda bilgi verdi. Yaz aylarının yaklaşmasıyla birçok kişinin diyet yapmaya başladığını ancak önerilen bazı diyetlerin sağlığa zararlı olduğunu kaydeden Uyar, kan grubu diyetleri, şok ve çok düşük kalorili diyetler yerine, her türlü besinden çeşitli gıdaların alınabildiği, az ve sık beslenmeyi içeren beslenme programlarını önerdi. , bu tür diyet programlarının uzman hekim kontrolünün önerisi doğrultusunda ve beslenme uzmanlarının kontrolünde uygulanması gerektiğini bildirdi.

Yaz aylarına daha zinde ve zayıf girmek isteyenlerin diyete başvurmasının bir alışkanlık haline geldiğinin altını çizen Uyar, beslenme programlarına başlamadan önce hekim ve diyetisyen kontrolünün önemini vurguladı. Yanlış beslenmenin ortaya çıkardığı çok sayıda hastalık olduğunu, bunlardan birinin de ’Tip 2 diyabet’ olduğunu anımsatan Uyar, “Aklınıza gelebilecek, ölümle sonuçlanan kronik hastalıkların çoğunluğu beslenme kaynaklı. Bugün araştırmalar kanserin de temelinde yanlış beslenmenin olduğunu, yanlış gıdaları yanlış şekilde tüketmenin olduğunu vurguluyor” dedi.

“Yıllarca yanlış beslenme programları uygulayan hastalarımızı sağlığına kavuşturmak çok zor oluyor. Bozulmuş bir metabolizmayı toparlamak, yeniden kilo verdirmek ya da aldırmak çok zor. Kısa sürede çok düşük kalorili yapılan diyetler gerçekten teoride bir kilo kaybına sebebiyet verir. Biz kas dokusundan değil, yağ dokusundan kilo verilmesini istiyoruz.

Tersi olursa yavaş yavaş insanlarda unutkanlık, dikkat dağınıklığı, hafıza kaybı gibi sıkıntılarla sonuçlanacak şeyler oluşur. Şok bir diyet yapan insanda ilk bir haftanın sonunda verilen kilolar sıvı kaybıdır. Ondan sonra kastan erimeye başlar. Protein diyetlerde karbonhidrat kaynağı olmadığı için vücut protein kaynağından tüketmeye başlar. Protein kaynağı metabolizmanın dönmesi için herşeyin temel yapı taşını oluşturur. Bu da çok hızlı şekilde metabolizmanın baştan sona bozulmasına neden olur.”

YEMEKHANE YERİNE KANTİN

öğrencilerin yemekhane yerine okul kantinlerinden beslenmelerinin sakıncalarına dikkati çekti. Çocukların kantinlerde genellikle enerji açısından içeriği yüksek besin değeri düşük yiyeceklere eğilimleri olduğunu belirten Prof. Dr. Karaağaoğlu, ailelerin bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğini anlattı…

Yaz öncesi diyetler sağlığı bozuyor

 

Gözleriniz sağlığınız hakkında ne söylüyor

Perşembe, Nisan 5th, 2012

göz doktorları sadece gözünüzün arkasındaki ışığa duyarlı retina tabakasına bakarak çeşitli hastalıkları belirleyebiliyor ve teşhis edebiliyor. Bu hastalıklar her zaman katarakt ve glokom (göz tansiyonu) gibi gözle ilgili hastalıkları kapsamadığını söyleyen uzmanlar, bunların yanında gözlerinizin şeker hastalığı, kardiyovasküler hastalıklar ve karaciğer hastalığı gibi sistematik hastalıkların da teşhisinde önemli rol oynadığını ifade ettiler.

Büyük ölçüde bu erken dönem uyarılar sayesinde belirtiler daha ortaya çıkmadan hastalıkların öğrenilebileceğini açıklayan uzmanlar, gözlerinizi korumak için yapabileceğiniz en önemli şeyin düzenli göz kontrolü ve testleri yaptırmak olduğunu söylüyorlar. Birçok göz hastalığı gözün arkasındaki retina sayesinde görülebiliyor.

Bunların yanında genel göz sağlığınızın ve görmenizin gelişmesine yardımcı olan beslenme değişiklikleri yapabilirsiniz. Yeşil yapraklı sebzeler, ıspanak ve kara lahana gibi sebzeler antioksidan bakımından oldukça zengindir. Bu nedenle yaşa bağlı görme dejenerasyonu riskini bu yiyecekleri tüketerek azaltabilirsiniz.

Lutein ve zeaxanthin açısından zengin olan bezelye ve kurubaklagiller de katarakt riskini azaltıyor. Ayrıca bu bileşenler brokoli, bezelye, şalgam, kabak ve mısır gibi yiyeceklerde de bol miktarda bulunuyor.

Daha fazla meyve tüketin. Yaban mersini de göz yorgunluğunda azalma sağlıyor. Kayısı da beta-karoten ve likopen bakımından zengindir ve gözünüzün görmesini artıran antioksidanlardandır.

Gözlerinizde aşağıdaki belirtilerden birini dahi görüyorsanız hemen doktora gidin:

Farklı şekillerdeki göz bebeği: Normal insanlardaki göz bebekleri genellikle simetriktir, aynı büyüklüktedir ve güneş ışığına maruz kaldığında aynı tepkiyi verir. Ancak bir göz bebeği diğerinden daha büyük ya da küçük ise bunun altında yatan tıbbi bir neden aramak gerekir. Uzmanlar göz bebeğin büyüklüğündeki farkların felç, beyin veya optik sinir tümörü ya da beyin anevrezması geçirme riski fazla olan kişilerde olduğunu iddia ediyorlar.

Kuru göz: Eğer gözleriniz her zaman kuruysa ve ışığa karşı çok fazla hassasiyetiniz varsa bu durum Sjögren denilen ağızdaki ve gözlerdeki bezlere zarar veren bir bağışıklık sistemi bozukluğu hastalığının işareti olabilir. Bu hastalık daha çok 40 yaş üzeri romatoid artrit veya lupus gibi otomimmün bozukluğu olan kadınları etkiliyor.

Puslu gözler: Eğer gözleriniz bir bulutla kaplıysa ve görüşünüz de bundan dolayı bozuksa katarakt olabilirsiniz. Bu hastalık ameliyatla düzeltilebiliyor. Genellikle yaşlı insanlarda görülen katarakt şeker hastalığı, tümörler ve bazı ilaçlar nedeniyle gençlerde de görülebiliyor.

Kaşınan gözler: Gözlerinizin çevresinde kaşıntıya yol açan birçok şey olmasına rağmen en yaygın neden alerjik reaksiyondur. Göz çevresi alerjiye, enfeksiyonlara karşı daha hassas, narin ve savunmasızdır. Gözlerinizdeki kaşıntıyı hayvan tüyleri, polenler veya tozlar tetikleyebilir.

Gözleriniz kaşınmaktan kızarmışsa bu kızarıklığı azaltmak için antihistaminleri deneyin ya da doktorunuza danışıp alerji testi yaptırın.

Gri halkalar: Eğer gözünüzde renkli dairenin (kornea) çevresinde açık gri bir tabakaya sahipseniz kanınızdaki yağ asitleri olan yüksek trigliserid ve kolesterol ile kendini gösteren Arcus Senilis hastalığına yakalanmış olabilirsiniz. Bunlar da kalp hastalığı ve felç riskinin artmasıyla ilişkilidir. Eğer gözünüzün çevresinde böyle bir halka görürseniz hemen göz doktoruna başvurun.

Kirpik kayıpları: Yaşlandıkça kirpiklerinizin dökülmesi normal olmasına rağmen kirpiklerinizin çok fazla döküldüğünü düşünüyorsanız bu durum tiroidlerin görevini yerine getirememesinden kaynaklanabilir. Dış kenarlardaki kirpik kayıplaı hipertiroidin ya da hipotiroidin yaygın belirtisidir. Tiroid hormonları metabolizmanızı düzenler ve kıl üretimi için hayati öneme sahiptir.

Sulu göz:Gözlerin sulanması bir virüs tarafından oluşan enfeksiyonu işaret edebilir. Gözleriniz yapış yapış oluyorsa bakteriyal bir enfeksiyonu işaret eder. Görmenizde de bulanıklaşma varsa bilgisayar ekranındaki kontrast eksikliği nedeniyle oluşan Ekrana Bakma Sendromu’na yakalanmış olabilirsiniz. Bu durum gözlerinizin ekrandaki pikseller üzerinde odaklanmasını zorlaştırır.

Topaklı göz kapakları: Ksantom olarak bilinen bu sarı topaklar, kolesterol seviyenizin üst düzeylere çıktığının habercisi olabilir. Bu yağlı parçalar beraber kümelenir ve göz kapağında yaşarlar. Bunun dışında göz kapağınızda herhangi bir renkte noktalar görürseniz cilt kanserinin belirtisi olabileceği için hemen doktora danışın. Bunlar genellikle göz kapağının alt bölümünde görülür ve küçük kan damarlarıyla birlikte kahverengimsi bir renk alırlar.

Kızarmış gözler: Eğer gözleriniz sürekli olarak çatlayan kan damarlarınızdan dolayı kızarıyorsa, bu durum yüksek kan basıncına sahip olduğunuzu gösterir. Göz doktorunuz retinanıza bakıp bunu onaylayabilir. Yüksek kan basıncı retinadaki kan damarlarının kıvrılıp bükülmesine ve çatlayıp kırmızı görünmesine yol açar. Bu durum felç olma riskinizi artırabilir.

Sarı ton: Gözlerinizin beyaz kısmı sarımsı bir ton varsa çeşitli karaciğer ve safra kesesiyle ilgili olan sarılık hastalığına yakalanmış olabilirsiniz. Hastanede yaptıracağınız basit bir kan testiyle bu durumu belirleyebilirsiniz…

<a href="/index/goz" target="_blank" class="tkktLnk" rel="tag">Göz</a>leriniz sağlığınız hakkında ne söylüyor?

 

Gıdanın vitamin değeri nasıl korunur?

Çarşamba, Nisan 4th, 2012

Yemeğin vitamini suyunda mıdır yoksa tanesinde mi? Yoğurdun suyu sağlıklı mıdır? Meyveyi nasıl yersek vitamin değeri artar? Sebze ve meyvelerden yüksek oranda yarar sağlamak mümkün mü?

Sağlıklı bir hayatın olmazsa olmaz şartlarından biri doğru beslenme. Beslenmenin önemli bir kısmını da tükettiğimiz sebze ve meyveler oluşturuyor. Ancak onlardan da yarar sağlayabilmemiz için yıkamadan pişirmeye pek çok kurala dikkat etmemiz gerekiyor. Aksi durumda, yararları kayboluyor. Yalnızca karın doyurduğumuz bir yemek haline gelebiliyor.

Örneğin, bazı sebzeler saatlerce suda bekletildiği için besin değerini kaybedebiliyor ya da yemeğe renk vermesi için eklenen soda, sebzenin vitaminini öldürebiliyor. Peki, sebze ve meyvelerin besin değerinden yüksek oranda yararlanmak için neler yapmalıyız? besinlerin vitamin  değerlerinin nasıl korunması gerektiği ile ilgili önerilerini 10 başlıkta şöyle sıralıyor:

1- Sebze ve meyveleri şiddetli akan suyun altında yıkamayın: Sebze ve meyvelerin içindeki bazı vitaminler suda çözünüyor. Bu nedenle sebze ve meyveleri şiddetli akan suyun altında uzun süre yıkamayın. Hızlı akan su, yüzeyde oksijen kaybına neden olarak, yiyeceklerin besin değerini düşürüyor. Ayrıca sebzeleri yıkarken bütün halinde suya basın. Doğrayıp suya bastığınızda vitamin değerini öldürüyorsunuz. Aynı şekilde sebzeleri pişirirken de tencereye çok fazla su eklemeyin. Sebzeleri çok az suyla ya da buharda pişirmeyi tercih edin.

2- Sebzeleri büyük parçalara bölün: Sebzeleri pişirmeden hemen önce ve büyük parçalar halinde mümkünse elinizle bölün veya bıçakla kesin. Sebzeleri küçük parçalar halinde bölmek veya kesmek alan yüzeyini artırıyor. Alan yüzeyi ne kadar artarsa vitamin kaybı da o kadar çok oluyor.

3- Tencerenin kapağını kapalı tutun: Sebze ve meyveleri pişirirken tencerenin kapağını kapalı tutun. Böylece buhar kaybolmuyor ve yemeğin pişme süresi kısalıyor.

4- Sebze ve meyveleri çiğ tüketin: Eğer pişiriyorsanız mümkün olduğunca kısa sürede ve diriliğini koruyacak şeklide pişirin. B ve C vitamini gibi vitaminler ısıyla kolayca kayba uğruyor. Ispanak, brokoli, karnabahar, lahana, bamya,patlıcan ve kabak gibi sebzeleri en fazla 10 dakika pişirin. Fasulye için de 20 dakika pişirme süresi yeterli.

5- Pişirme suyunu dökmeyin: Sebzelerin, makarnanın ve kurubaklagillerin pişirme sularını dökmeyin. Pişirme sularını çorbalara, yemeklerinize veya soslara ekleyerek yemeklerinizin besin değerlerini artırın.

6- Yemeğe soda eklemeyin: Sebzeleri pişirirken soda eklemeden pişirin. Pişirme sırasında eklenen soda, sebzelere daha yeşil bir renk kazandırmakla birlikte bazı vitaminlerde kayıplara neden oluyor.

7- Sebze ve meyvelerin yenilebilen kabuklarını soymayın:Eğer soymanız gerekiyorsa mümkün olduğunca ince soyun. Birçok vitamin ve mineral, sebze ve meyvelerin özellikle dış yapraklarında, kabuğunda veya kabuğun hemen altındaki kısımlarında bulunuyor. Sebze ve meyvelerin iç kısımlarındaki vitamin ve mineral yoğunlukları daha az.

8- Yağları yakmayın: Yağlar, uzun süre yüksek ısıya maruz kalırsa, vücut için zararlı maddeler (serbest radikaller) oluşuyor. Besinlerin yüksek sıcaklıkta kızartılarak yenmesi sağlık  açısından zararlı. Ayrıca bu yiyecekleri fazla tüketmek şişmanlığa neden olurken, kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini de artırıyor.

9- Tatlıya şekerini piştikten sonra ekleyin: Sütlü tatlı pişirirken şekerini ocaktan alırken ekleyin. Pişirme sırasında eklenen şeker ile sütün proteini birleşince protein kaybı oluşuyor.

10- Yoğurdun suyunu dökmeyin: Yoğurdun suyunun süzülmesi veya bekletme esnasında oluşan yeşilimsi suyunun atılması vitamin B2 (riboflavin) kaybına neden oluyor. Riboflavin vücutta önemli işlevleri olan bir vitamin. Bu nedenle ekmek mayalandırma, bisküvi, pasta ve çorba yapımında değerlendirilmesi sağlık açısından faydalı…

Gıdanın vitamin değeri nasıl korunur?

 

Bu bakteri akıl sağlığını bozuyor

Salı, Nisan 3rd, 2012

anjin ve diş çürüğüne neden olan streptokok adlı bakterinin akıl sağlığını kötü yönde etkilediğini ortaya çıkardı.

streptokok adlı bakterinin kişide obsesif kompülsif bozukluğa (OCD) benzer PANS adlı hastalığa veya anoreksiyaya yol açabileceği görüldü.

Buna göre anjin ve diş çürüğüne neden olan bakteriye çocukken maruz kalınması durumunda OCD benzeri takıntılı davranışların ortaya çıktığı PANS meydana gelebiliyor. Kontrol edilemeyen ancak sürekli tekrar edilen mantıksız alışkanlıklar çerçevesinde gelişen OCD benzeri davranışlar bakterilere karşı savunmaya geçen antikorlar nedeniyle meydana geliyor.

vücudu savunmak isteyenbağışıklık sisteminin ürettiği antikorlar bakterilere saldırdıklarında bazı durumlarda yanlışlıkla beyin ve kalp gibi organları da etkiliyor. Beyne gerçekleşen saldırı sonucunda sinirler enfeksiyon  kapıyor. Bu da çocuklarda OCD benzeri takıntılı davranışlara yol açan PANS’a veya yeme bozuklukları meydana getiren anoreksiya gibi rahatsızlıklara yol açıyor.

Uzmanlar çocukların okul  hayatlarındaki başarılarının da tüm bu rahatsızlıklar nedeniyle tehdit  altına girdiğini söylüyor…

Bu bakteri akıl sağlığını bozuyor

 

Fazla oturmak öldürüyor

Cumartesi, Mart 31st, 2012

Günde 8 saatten fazla oturmanın erken ölüm riskini artırabileceği belirlendi.

ne kadar fazla oturulursa, o kadar çok sağlık  sorunlarına maruz kalınabileceğini gösterdi.

Araştırma kapsamında 200 bin kişiden günde kaç saat oturduklarına ilişkin anketi doldurmalarını isteyen bilimadamları, 45 yaşın üzerinde ve günde 11 saat ya da daha fazla oturan kişilerin 3 sene içinde ölme riskiyle karşı karşıya kaldıklarını, bunun da sadece günde 4 saatini oturarak geçirenlerin ölme riskinden yüzde 40 fazla olduğunu vurguladı.

Düzenli spora rağmen uzun süre oturarak kalmanın kolestrol, bitkisel ve hayvansal yağların ana bileşeni trigliserid seviyesinin yükselmesine ayrıca kalp-damar rahatsızlıklarına yol açabileceğine dikkati çeken bilimadamları, fazla oturan kişilerin Şeker hastalığı riskinin de artabileceğini belirtti…

Fazla oturmak öldürüyor

 

 

Tuzu azaltmak, ölümleri azaltıyor

Çarşamba, Mart 28th, 2012

Günlük tuz tüketiminin 1 gram azaltılması ile inmeye bağlı ölümlerde yüzde 5, kalp krizine bağlı ölümlerde yüzde 3 azalma sağlanabilir.

günlük tuz tüketiminin 1 gram azaltılması ile inmeye bağlı ölümlerde yüzde 5, kalp krizine bağlı ölümlerde yüzde 3, tuzun 6 gram azaltılmasıyla ise inmeye bağlı ölümlerde yüzde 23, kalp krizine bağlı ölümlerde de yüzde 16′lık bir azalma sağlanacağını söyledi.

Prof. Dr. Arıcı, bu yıl ”Dünya Tuza Dikkat Haftası”nın gündem başlığı olarak, tuzu azaltmanın inme riski üzerine olan etkilerinin seçildiğini belirterek, ”Çünkü tuz, hem kan basıncını yükselten en önemli belirleyici hem de hipertansiyon ve inmeye yol açan nedenler arasında birinci sırada geliyor” ifadesini kullandı.

Tuzun, tansiyonu yükselterek inmeye neden olması dışında, inme riskini tansiyondan bağımsız olarak da, doğrudan arttırdığını belirten Arıcı, bu nedenle fazla tuz tüketiminin, çok sayıda kişinin inme geçirmesine yol açtığını bildirdi.

”Türkiye Aşırı Tuz Tüketiminin Azaltılması Programı” başlatılarak 2011-2015 yıllarını kapsayan bir eylem planı hazırlandığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

İNME ÖLÜM NEDENLERİ ARASINDA 3. SIRADA

”Bu programın ilk adımı, 4 Ocak 2012′de sofralarımıza gelen ekmeğin her 100 gramında 0.3 gram oranında tuz azaltılarak atıldı. Böylece günde 300 gram ekmek tüketen bir vatandaş, eskiye kıyasla ortalama 1 gram daha az tuz almış olacak. Tuz tüketiminin azaltılması, hipertansiyonun azalmasına, dolayısıyla inme ve kalp krizlerinin azalmasına yol açacak, böylece de hem halkımızın sağlığına, hem de ülke ekonomisine büyük katkılar sağlayacaktır. Çünkü inme, gelişmiş ülkelerde ölüm nedenleri arasında 3. sırada yer alıyor.”

Arıcı, günlük tuz tüketiminin 1 gram azaltılmasının, inmeye bağlı ölümlerde yüzde 5, kalp krizine bağlı ölümlerde de yüzde 3 oranında düşmeye neden olacağını anlatarak, tuzun 6 gram azaltılmasında ise inmeye bağlı ölümlerde yüzde 23, kalp krizine bağlı ölümlerde yüzde 16′lık bir azalma sağlayacağının öngörüldüğünü bildirdi…

Tuzu azaltmak, ölümleri azaltıyor