Posted on
Salı, Haziran 16, 2009 in
Sinema
K. D . Yılmaz 12 Mayıs 2009 , Salı 10:38Sinemada da iddialı olduğunu kanıtlamaya çalışan J.J. Abrams, günümüzde can çekişen ‘Star Trek’ efsanesini hayata döndürecek yaşam öpücüğünü de vermeyi başarıyor. İçeriğindeki pek çok değişikliğe ve anlatımında kazandığı dinamikliğin yanında bir yandan da eskiyle bağlarını tamamen koparmamaya da dikkat eden ‘Star Trek’ bir yandan nostaljik diğer yandan da günümüzden olabilen ve tüm heyecanıyla eğlencesini seyircisine de aktarabilen enfes bir yaz eğlencesi. …..
60’lardan beri her neslin bir şekilde maruz kaldığı ‘Star Trek’ efsanesi, pek çok alternatif öyküsü, kendine has nitelikleriyle beraber günümüze kadar yaşamasına rağmen özellikle son 10 yıl içerisinde iyiden iyiye paslanan yapısıyla beraber arkada bıraktığı azımsanmayacak bir – maalesef tam bir Türkçe karşılığı yok – ‘geek’ topluluğuna hizmet etmenin ötesine de geçemiyordu. Bu anlamda yaklaştığımızda belki de, son dönemde artık sıkıntı boyutuna ulaşan ‘yeniden başlasın’ furyasına katılan en makul halka olduğunu da söylemek gerek….
Abrams’dan alternatif bir seyir defteri
TV’deki hükümranlığını sinemaya taşımaya çalışan J.J. Abrams’ın; senaryosunu ‘Alias’ ve ‘Fringe’deki suç ortakları Alex Kurtzman ve Roberto Orci’ye; yapımcılığını ise ‘Lost’un efendisi Damon Lindelof’a teslim ettiği ‘Star Trek’in herşeyden önce büyük bir heyecanla ve hevesle hazırlandığı belli oluyor. Zira, perdeden fışkıran enerji artık hantallığın doruklarına ulaşan bu koca evreni izlerken aynı heyecanı seyirciye de hissettirmek konusunda çok başarılı. Başlangıç noktasını orijinal seriye göre belirleyen filmde yine de alternatif bir seyir defteri tutuluyor. İşin içine giren zaman yolculuğu gibi temalar sayesinde sadece bilindik karakterlerin ilk yılları anlatılmakla kalmıyor, aynı zamanda yeni bir tarih de yazılmış oluyor……
Bu bağlamda Abrams ve çetesinin , dokunulmazmış gibi duran – ki asıl fanatiklerin ne düşüneceğini tahmin etmek zor – bir seriye hem içerik hem de görsel açıdan bir yenilik katmış olduğunu kolayca söyleyebiliriz. Ancak Star Trek’in en önemli özelliklerinden birisi yarattığı radikal değişiklikler ve yeni görsel cilanın yanında bir yandan da orijinal yapıya saygı duyarak işin ruhunu mümkün olduğunca koruması elbette. Bu iki farklı yaklaşımın hiçbir şekilde kafa karışıklığı yaratmadığını aksine oldukça uyumlu bir şekilde filmin seyir zevkini üst noktalara çektiğini de eklemeliyiz. Öyle ki geçmişe yapılan saygı duruşları bir yandan eski hayranları mest ederken bir yandan bu fenomene daha önce tanık olmamış yeni bir nesli de peşinden sürükleyebilecek malzemeye sahip…..
Atılgan’da kişisel dertler
J.J. Abrams’ ın köprüde kaptan koltuğuna oturduğu ve kaptanın seyir defterinde yepyeni bir sayfa açtığı bu halka , şüphesiz Abrams’ın tipik takıntılarının da yine ortaya çıkmasını sağlıyor . Yine Kurtzman ve Orci ile beraber kotardıkları ‘Alias’ta özellikle üstünde durdukları; aile ve kişisel intikam gibi temaları ilk uzun metraj ortaklıkları ‘Görevimiz Tehlike 3’e (Mission: Impossible III, 2006) de taşıyan üçlü bu sefer de ana öyküyü yine kişisel sulara indiriyorlar. Aslında bu tercih belki de – özellikle bir başlangıç için - iyi bir tercih olabilir. Ancak 60’larda dönemin politik hareketlerini ve düşünsel akımlarını da metnin içine yerleştirmiş bir serinin devamı olarak biraz ‘ eksikmiş’ havası yaratmasına da sebep oluyor, ve kabul etmek gerekir ki arasak da günümüzdeki koşulları aynalayan herhangi bir toplumsal alt metni filmde bulmak zor. Diğer yandan filmin; ekip ruhunu ve daha kişisel bağları aynı ölçüde, hatta belki biraz daha nostaljik bir hava katarak , yaşattığını eklemek lazım….
Tematik tercihleri bir yana, Abrams’ın kaptan koltuğunda teknik anlamda gayet yetkin bir iş çıkardığını da hatırlatmak gerek . Dinamik yapısı ve artık janrların birbirine girmesine iyice alıştığımız günümüzde Abrams ; komediden romansa , bilim kurgudan aksiyona filmin içine sokuşturduğu her türü zevkle izlenecek forma sokuyor. Aynı zamanda yepyeni ve genç kadrosundan aldığı performansın da filmin teknik özellikleri kadar önemli olduğunu belirtelim. Zira Atılgan’ ın bu yeni ekibinin tamamı olması gerektiği gibi bir portre çiziyor ve bireysellikten önce bir takım halinde beyaz perdede arz-ı endam ediyor….
Sonuç olarak, burada birşeyleri sıfırdan alma anlayışı gayet iyi bir tercih gibi gözüküyor. Yakaladığı enfes görsel özellikleri, tam performans aldığı oyuncuları, nostaljik olmanın yanında yenilikten korkmayan yaklaşımı ve türlerin karışımını iyi bir şekilde idare etmesiyle ‘Star Trek ’in bu yazın en iyi gişe canavarlarından birisi olacağını tahmin etmek zor değil….