Sayfalar
Mayıs 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Posts Tagged ‘seviyorum’

Aşk Uğruna Kaybolmak….

Çarşamba, Mayıs 18th, 2011

Peşinden yalın ayak koştuğum bir duygu oldu hep aşk.. Yalnızlığımın ödülü oldu bazen, kimi zaman acılarımın sebebi…

Suya, oksijene, yemeğe ihtiyacım olduğu kadar muhtacım aşka. Elimin kolumun dermansızlığı, hayatın o soluk yüzü, neşesiz tavrım sadece konu aşk olduğunda değişebiliyor.

Yalnızlığımı seviyorum ama aşk uğruna onu bile terk edebilirim. Gönlümün serseri bir kurşundan ne farkı var o zaman?

Nereye çarpacağı belli olmayan bu gönlümü, neyle ve nasıl durdurabilirim? Aklımın müdahalesini bastıran kalp çarpıntılarını, mantığım bile engelleyemiyorsa, aşkın gücü nasıl inkar edilebilir?

Bile bile lades demek benimki! Hangi köşeyi dönsem elinde mızraklarla bekleyen avcılar olduğunu bilerek hala yürüyorsam, aşktan başka hangi mantıksız sebebe dayandırılabilir hareketlerim?

Ah! Aklımın acizliği.. Kendine söz geçiremeyen bir kadınım ben! Gittiğin yerin uçurum olduğunu bilerek koşmak ve sadece o yükseklikten uçarak düşmenin tadına varabilmek için, yere çarpıp parçalanmayı göze almak! Bunu hiçbir mantık, kural, formül açıklayamaz.

Psikoloji bile aciz kalıyor aşkın karşısında. Sınırlarını biliyor bütün ilimler. Kimse aşkın kudretine karşı duramıyor.

Her şeyin bir sebebi olduğuna inanırım. Yaradan’a güvenir ve sığınırım. Ancak sonsuzluğun yaratıcısının bile, konu aşk olduğunda müdahale ettiğini sanmıyorum.

Deliliğim, berduşluğum ve tutkumla, aşkın o büyük ve ürkütücü ormanına giriyorum. Biliyorum kaybolacağım alacakaranlıkta. Güneş batınca siyaha dönecek ağaç aralarında, el yordamıyla yönümü bulmaya çalışacağım. Vahşiliğin, soğuğun ve karanlığın ıssızlığında tek başıma kalacağım.

Bütün bu macera, belki de tek bir tebessüm için olacak; tek bir sevişme, tek bir dokunuş veya bir tek güzel söz için. Değer mi diye düşünmez mi insan? Düşünmez! Konu aşk olunca, insan neleri feda edebileceğini düşünemez…

Aşk Uğruna Kaybolmak….

 

Seni Seviyorum Demenin Doğru Zamanı!

Perşembe, Haziran 11th, 2009

Birini sevmek ve bunu söyleyecek yüreğe sahip olmak, dünyanın en büyük zenginliğidir. Sevginizi cesurca söyleyin. Ailenize, dostlarınıza, sevgilinize, yüreğinizi ısıtan herkese! Ancak konu gönül işiyse, seviyorum demenin doğru zamanı var mıdır?
Seni Seviyorum Demenin Doğru Zamanı!

Birini sevmek ve bunu söyleyecek yüreğe sahip olmak, dünyanın en büyük zenginliğidir. Sevginizi cesurca söyleyin, bağırın hatta, ailenize, dostlarınıza, sevgilinize, yüreğinizi ısıtan herkese! Ancak konu gönül işiyse, seviyorum demenin doğru zamanı var mıdır?
Sorunun cevabı, hem var, hem yok! Biliyorum, böyle cevap olur mu diyeceksiniz, ancak maalesef durum budur. Karşınızdaki kişi, aşk ilişkisi içinde olduğunuz biri ise, doğru zamanlama çok önemlidir. Bu zamanı yakalamak da olaylara, ilişkinin yoğunluğuna, kişinin karakteristik özelliklerine göre değişir.
Tanıştıkları andan itibaren, sanki yıllardır birbirlerini tanıyorlarmış hissine kapılarak, tutkulu ve şiddetli bir aşk yaşamaya başlayanlarda, seviyorum kelimesi çabuk ortaya çıkar. Neredeyse ilk gecenin sonunda sevdiklerini fısıldayan çiftler gördüm.
Taraflardan birisi sevdiğini söylediği andan itibaren, karşısındakinin hareketlerinin değiştiği, yavaş yavaş uzaklaşmaya başladığı ilişkiler de var. Bu durumda çok erken ağza alınmış bir kelam olduğu söylenebilir.
Yıllar boyu birlikte yaşayıp, mutlu olan ve hiç sevgilerini dile getirmeyen, hatta çocukları evlenip, torunlarını sevme günlerine kadar yan yana durmayı, acı ve tatlıyı paylaşmayı becerebilmiş ama hiç “seni seviyorum” dememiş çiftlere de rastlamak mümkün.
Sevgisini dilene pelesenk edenler grubu ise, kendi başına örnek teşkil ediyor. Bu ikiliyi her yerde görebilmeniz mümkün. Sürekli öpüp koklaşan, birbirlerini enteresan ve sadece kendilerinin anlamını bildiği lakaplarla çağıran, içinde “canım, bebeğim, aşkım, hayatım vb..” kelimeler olmadan cümle kurmayan, özellikle kalabalık ortamlarda çok dikkat çeken, genellikle şımarık çocuklar gibi davranan çiftlerimiz, “seni seviyorum” demeyi alışkanlık edinmişlerdir.
Bunlar gibi birçok örnek vermek mümkündür. Ne kadar çift varsa, o kadar ilişki şekli var demektir. Ana konular ortak olmakla beraber, her ilişki nevi şahsına münhasırdır. Kendince bir lezzeti, şekli ve biçimi vardır.
Bana göre, “seni seviyorum” demek, bir çeşit yemindir. Sevgi, benim kalbimde çarşaf değiştirme hızı ile değişmez. Bu yüzden, başladığım her ilişkide, seviyorum demeyi sevmem. Birini tanımadan, gerçek hallerini görmeden, birlikte kötü gün atlatmadan sevmeyi beceremem. Öyle hissetsem bile, ilişkinin başlarında, bunu dillendiremem. Kalbime dönüp sorarım: Şimdiye kadar gördüğün kısmını mı sevdin? Öyle ya, film yeni başlamış, daha ne katil belli, ne ortada uşak var. Baş kahramanın ne yapacağı da muamma! Neyi sevdim ki?
Bir erkeği sevmem için kriterlerim var. Öncelikle vicdan sahibi biri mi? Çalışan, üreten, düşünen bir beyni var mı? Çevresine, ailesine davranışları nasıl? Bunlardan geçer not alabilmiş her birey, ilk olarak insan sıfatıyla sevgimi kazanır. Bundan sonrası ortalama paydalarda buluşabilirsek zaten yürür gider. Hayatımda her şey yolundayken yanımda, ilk başım sıkıştığında ortada yoksa, böyle birini sevmem mümkün değil. Bu durumu anlamanın yolu da zaman olduğuna göre; öyle ilk dakikada seviyorum demem, diyemem!
Gönül işine mantık girer mi, girerse bu sevgi midir? Kesinlikle evet! Akıl yürütmeden, rüzgarın götürdüğü yere gitmek, aşktır. Sevgi dediğin ruh, akıl ve mantık üçlemesinin birlikteliği ile yürümelidir. Tanıştığımızın ikinci haftasında, bir adama “seni seviyorum” dersem, üç ay sonra aynı adamla bir ömrü geçiremeyeceğime karar verirsem, o sevgiyi ne yapacağım? Eskimiş sevgiler dolabına kaldırırım herhalde ya da kırpıp kırpıp yıldız yaparım!!!

SEVİYORUM TANRIM !

Çarşamba, Mayıs 6th, 2009

İnanç Tarihi dersimin öğrencilerinden biriydi Tommy. Uzun saçlı, değişik
bir gençti. Sınıfta benimle en çok tartışan öğrenci oydu. Tanrı’ya kayıtsız
şartsız inanmayı kabullenmiyordu. Mezun olurken bana imalı, imalı;
-”Günün birinde Tanrı’yı bulacağıma inanıyor musun hocam? ” dedi.
-”Hayır” dedim, yavaşça.
-”Yaaa” dedi. “Oysa senin, bu derste Tanrı’yı pazarladığını sanıyordum
hocam…” Kapıdan çıkıp gitmek üzereyken arkasından bağırdım:
-”Tanrı’yı bulabileceğini düşünmüyorum. Ama o seni mutlak bulacak bir gün,
eminim.” Tommy, omuzunu silkip yürüdü… Mezuniyetten sonra izini
kaybetmiştim ki, acı haberi kendisi getirdi bana…Ölümcül kansere
yakalanmıştı. Odama girdiğinde; zayıflamış, çökmüştü… Kemoterapi,
o uzun saçlarını dökmüştü… Ama gözleri halâ pırıl pırıldı…
-”Birkaç haftalık ömrüm kalmış hocam” dedi.
-”Sana bir şey sorabilir miyim?” dedim.
-”Tabii” dedi, “Ne öğrenmek istiyorsun?”
-”Sadece 24 yaşında olmak ve ölmekte olduğunu bilmek nasıl bir şey?”
-”Daha kötüsü olabilirdi… 50 yaşında olmak, kafayı çekmek, kadınlarla
beraber olmak ve müthiş paralar kazanmayı, yaşamak, sanmak gibi…”
Sonra niye geldiğini anlattı… “Okulun son günü sana Tanrı’yı bulup
bulamayacağımı sormuş; “hayır” yanıtını alınca şaşırmıştım. Sonra,
“ama o seni bulur” dedin… İşte bunu çok düşündüm. Doktorlar
ciğerimden parça alıp kötü huylu olduğunu söylediklerinde;
Tanrı’yı aramayı ciddiye aldım birden… Habis ur, diğer hayati
organlarıma yayılmaya başlayınca, sabahlara kadar dualar etmeye
başladım… Hiç birşey olmadı. Bir sabah uyandığımda; ilahi bir mesaj
alma yolundaki umutsuz çabalarımdan vazgeçiverdim aniden.
Ömrümün geri kalan vaktini; Tanrı, ölümden sonra hayat falan gibi
şeylerle geçirmeyecektim. Daha önemli şeyler yapma kararı aldım.
O zaman gene seni düşündüm… “En büyük mutsuzluk, sevgisiz bir hayat
sürmektir, bundan daha kötüsü de bu dünyadan, sevdiklerine
“Seni seviyorum” diyemeden gitmektir” demiştin…
Son günlerimi bu eksiği gidermekle harcayacaktım işte…
En zorundan başladım… Babamdan…” Oğlu yanına geldiğinde;
babası, gazete okuyormuş.
-”Baba, seninle konuşmam lazım” demiş Tommy.
-”Peki, konuş oğlum”
-”Yani, çok önemli bir şey…”
Babası, gazeteyi 10 santim indirmiş o zaman aşağı;
- “Neymiş o bakalım?”
-”Baba, seni seviyorum. Bunu bilmeni istedim.” Tommy,
gülümsedi, arkasını anlatırken… Babasının elinden yere düşmüş
gazete… Hayatında hiç yapmadığı iki şeyi yapmış.
Tommy’ye sarılmış ve ağlamış… Sabaha kadar konuşmuşlar.
Babası, ertesi sabah işe gitmek zorunda olduğu halde…
“Annem ve kardeşimle daha kolay oldu” diye devam
etti Tommy… “Onlar da bana sarılıp ağladılar. Yıllardır bana
söylemedikleri, söyleyemedikleri şeyleri anlattılar. Bütün bunları
yapmak için bu kadar geç kalmış olmama üzüldüm sadece…
Ölümün gölgesi üzerime düşünce; kalbimi açıyordum,
bana, aslında çok daha yakın olması gereken insanlara…”
Nefes aldı Tommy…” Bir gün baktım, Tanrı, orada…
Hemen yanıbaşımda duruyor… Ona yalvardığım zaman,
bana gelmemişti. Onun kendi programı vardı, kendi bildiği gibi
yapıyordu. Gerçek olan şu ki, haklıydın…
Ben, onu aramaktan vazgeçtiğim halde, gelip, beni bulmuştu.”
- “Tommy” dedim. “Sandığından çok önemli şeyler söylüyorsun, tüm
insanlığa… Sen, Tanrı’yı bulmanın en emin yolunu anlatıyorsun.
Onu, sadece kendine ayırmak, sadece ihtiyaç duyunca aramak
işe yaramaz… Ama hayatını sevgiye açarsan o, gelir seni bulur.
Bunu anlatıyorsun farkında mısın?” Devam ettim; “Tommy, bana
bir iyilik yapar mısın, bunları gelip sınıfımda da anlatabilir misin?”
Bir gün tespit ettik. Ama Tommy gelemedi o gün… Ölümle hayatı
sona ermemişti tabii… Şekil değiştirmiş, büyük bir
adım atmıştı sadece… İnanmaktan, görmeye geçmişti…
Ölümünden önce son bir defa konuşmuştuk.
-”Söz verdiğim derse gelemeyeceğim, halsiz ve bitkinim hocam” demişti..
-”Anlıyorum Tommy !”
-”Benim yerime onlara sen anlatır mısın hocam, sen anlatır mısın?
Herkese, bütün dünyaya, benim için anlatır mısın?”
-”Anlatırım Tommy” dedim. “Anlatırım, merak etme!”

İnsanlara; “Seni seviyorum” demek için, ölümü beklemenize
gerek yok, şimdi, hemen şimdi başlayabilirsiniz…
Başlayın ki, hayatınız güzelleşsin, zenginleşsin..

Hem, şimdi başlamazsanız,
belki de hiç söyleme şansınız olmayabilir..