Sayfalar
Mayıs 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Posts Tagged ‘Siir’

Ötesi Sen.. Berisi Ask..

Salı, Mart 17th, 2009
Büklümlü bir yalnızlıktan sıyrıldı aşk, gerisinde.
 
Sesimi sesinde dillendiriyor.Bitimsiz sessizliğini katletti içimde.

İki kalbe pay olmuş bir sevdadır ötesi.

Ağırlığı, hiç kimseye pay olmadığı kadar !

Artakalanların azlığına inat,

Kaldıkça çoğalan, çoğaldıkça sen olan bir düş…

Yazılmamış cümlelerimin baş harfi,

20′li yaşıma düşen bir ilk

Düşen bir sen !

Bilir misin ? Cemrelerime adın düştüğünden beri

Ben hiç düşmeleri yaşamıyorum.

Ellerine benzeyen bir gölge yüreğime dokunuyor her

dem.

İçime kaçıyor gözlerin…
 

Dudaklarımdan dökülen her kelime adın oluveriyor.
 

Her kelime sen !

Yüreginden nefes alıp yüreğine nefes veren

Çocuk yürekli küçük bir kızın yükle/n/diği

Deli bir sevdadır bu masal.

Ucuz hikâyelerin aksine, bedeli bir kalp olan masaldır
 
bu.

Bedeli sen !

Geceme düşen ılık sessizlik

Ve ben korkularımı, çivisi aşk olan bir çarmıha

geriyorum.

Şimdi tenimde yağmur iklimi gül mevsimi

Senle devam eden en kesintisiz yanını yansıtıyor

yüzüme.

Gözlerine değen tüm yıldızlar tek tek dökülüyor

eteklerime.

Sır Yusuf oluyor aşıkların bıçağında.
 

Sır sen !
 

Ayrılıksız toprakların bereketiyle daralıyor zaman.

Yangınları boğan bir sevdayı kuşanan derviş,
 
sayıklıyor kutsalını

Aynalara gömülü bir düşten uyanır gibi

Çöküyorsun zifir yüreğime.

Kalbim sen ağırlığınca yine…

Benzersiz bir masalın uçarı kahramanı

Eşsiz bir sevdanın Mecnun’u olmuş,

Yarınlara ekilen umutlarını savurmuş güncesine.

Ve Simurg aradığını bulmuş !

Benzersizliğim ol öyleyse, tut ellerimden.

Sevda yanık yanık düşerken gözlerimden,

Mısralarına vuslat dizelenen bir şiir bırakıyorum

gülüne;

Ötesi aşk, berisi sen…

Adım Sonbahar

Salı, Mart 17th, 2009

nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır

oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar….
Attila İlhan

Annabel Lee

Salı, Mart 17th, 2009

Senelerce senelerce evveldi
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz
İsmi; Annabel Lee
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekten başka beni
O çocuk ben çocuk, memleketimiz
O deniz ülkesiydi
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee
Göklerde uçan melekler
Kıskanırlardı bizi
Bir gün işte bu yüzden göze geldi
O deniz ülkesinde
Üşüdü bir rüzgarından bulutun
Güzelim Annabel Lee
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni
Mezarı oradadır şimdi
O deniz ülkesinde
Biz daha bahtiyardık meleklerden
Onlar kıskanırdı bizi
Evet! Bu yüzden “Şahidimdir herkes ve deniz ülkesi”
Bir gece rüzgarından bulutun
Üşüdü gitti Annabel Lee
Sevdadan yana kim olursa olsun
Yaşca başca ileri
Geçemezlerdi bizi
Ne yedi kat göklerdeki melekler
Ne deniz dibi cinleri
Hiç biri ayıramaz beni senden
Güzelim Annabel Lee
Ay gelir ışır, hayalin erişir
Güzelim Annabel Lee
Orda gecelerim uzanır beklerim
Sevgilim sevgilim hayatım gelinim
O azgın sahildeki
Yattığın yerde seni…

EDGAR ALLAN POE

E y l u l

Pazar, Mart 15th, 2009

Eylül geldi ve hiç gitmedi…
O gün, bu gündür aylardan hep eylül
ve mevsim hep sonbahar…
Ben hâlâ yağmur sonrası o toprak yolda yürüyorum…

Ayağımın altında sarı çınar yaprakları
ve yolun sonunda hayalin duruyor…
Kaç yıl oldu unuttum.
Ben sana varamıyorum…

Ben sana mecburum

Cumartesi, Mart 14th, 2009

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin..

 ATTİLA İLHAN

KARDELEN

Pazar, Mart 8th, 2009

Boynunu bükme sen Kardelen ,
Aldırma rüzgar deli essin 
Bırak düşsün iki yaprağın yere ,
Sen içini ferah tut ,
O gelin başını yere eğme
Eksiltme o çelikten iradeni , 
Onca kara kafa tutan
O incecik belini eğme,,

—     —    —   —   —

Sen haykırmadın mı dünyaya ,
Nasıl ayakta durulacağını ,
Sen öğretmedin mi bize gururu ,
Sen göstermedin mi bize azmi ,
Varsın çalışsınlar seni ezmeye ,
Sen başını dik tut ,
Bir papatya gibi gülümse hep
Üstüne birikmiş kara ,
Ağaçları deviren rüzgara inat,
Sen hep yüreğini beyaz tut Kardelen ,
Boynunu bükme sen Kardelen…